Dünyanın ve özellikle Orta Doğu ile Doğu Akdeniz havzasının derin bir istikrar kriziyle sarsıldığı şu günlerde, Türkiye, sadece kendi sınır güvenlik hatlarını muhafaza eden bir ülke olmanın çok ötesine geçmiş durumdadır. Bölgesinde nizam kuran, kirli senaryoları bozan ve barışın garantörü haline gelen etkin bir dış politika anlayışıyla hareket etmekte; tarihi bir sorumluluk üstlenmektedir.
Meseleye bu pencereden baktığımızda, iç cephemizi tahkim etmenin ne kadar hayati olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Toplumsal bütünleşmeyi en üst düzeye çıkaran ve kırk yıllık terör belasını nihai olarak tarihin tozlu sayfalarına gömmeyi hedefleyen vizyonumuz; Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu ile hukuki, siyasi ve vicdani zeminini en güçlü şekilde bulmuştur.
Küresel barış vizyonunun hamisi konumundaki Güçlü Türkiye'nin, bahsi geçen yasa ile terör sorununu kalıcı olarak bitirmesi bölgedeki istikrarın yeniden tesisi adına da hayati önem arz etmektedir. Terörle olan mücadelemiz, ilk günden itibaren sınır içi ve sınır dışı boyutlarıyla ayrılmaz bir bütündür.
Ve yine söz konusu yasa ile sınırlarımızın hemen ötesinde kurulmak istenen terör koridorlarını, vekalet savaşlarını ve yapay harita mühendisliklerini boşa çıkarıyoruz; bugün içeride sağladığımız birlik ve toplumsal uzlaşı ile bölgesel dinamiklere yön verme kapasitemizi katbekat artırmış bulunuyoruz.
Öte yandan, yıllardır milletimizin enerjisini ve kaynaklarını sömüren terör yükünün tamamen bertaraf edilmesi, güvenlik harcamalarının; eğitime, üretime, teknolojiye, altyapıya ve insani diplomasiye aktarılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu hamle Türkiye'nin kalkınmasını ivmelendirecek; küresel ölçekteki hem yumuşak hem de sert güç unsurlarını da perçinleyecektir.
Terörün gölgesinden tamamen sıyrılmış bir Türkiye; dayanışmanın, kalıcı barışın, dev yatırımların, güvenli ticaret yollarının, turizmin ve bölgesel istikrarın daha da güçlendiği bir Türkiye demektir.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi vizyonumuz; uluslararası tecrübelere kayıtsız kalmaksızın kendi devlet geleneğimizden, köklü tarihsel bağlarımızdan ve toplumsal hassasiyetlerimizden beslenmesi yönüyle de kendi gerçekliğini muhafaza ediyor.

15