Milletimizle çeyrek asır

AK Parti; bir fikrin millete adanmışlığını, bir vizyonun eser ve hizmet siyasetine dönüşmesini ve nihayetinde Türkiye'nin her alanda özgüven kazanma mücadelesini temsil ediyor.

Kendi kaderini, milletinin kaderiyle bir tutan ve ömrünü milletine adayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 14 Ağustos 2001'de "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diyerek başlattığımız bu kutlu yürüyüş, bugün 25 yıllık somut başarılar ve asırlık projelerle taçlanmış durumdadır.

Geriye dönüp baktığımızda, AK Parti'nin en büyük başarısı millet iradesinin önüne çekilmek istenen tüm setleri yıkmış olmasıdır. 27 Nisan 2007'deki e-muhtıradan 17 Mart 2008'deki kapatma davasına, 28 Mayıs 2013'te başlayan Gezi kalkışmasından 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar karşılaştığımız her engeli, yine milletimizden aldığımız güçle bertaraf ettik.

Bu noktada Türkiye'nin başına bela olan vesayet meselesinin büyüklüğünü ve yıkıcılığını anlamak gerekiyor.

Cumhuriyet'in ilanından 2002'ye kadar 79 yıllık dönemde 57 hükümet kuruldu. Bu, hükümet başına ortalama yalnızca 565 gün; yani yaklaşık 1 yıl 6 ay 20 gün demekti. Üstelik 1970-1980 arasında 12 hükümet değişti; 1991-2002 arasında ise 9 hükümet görev yaptı. Her zaman olduğu gibi bu siyasi istikrarsızlığın faturasını milletimiz ödedi.

Türkiye'de sandıktan çıkan iradenin üzerinde, zaman zaman kendisini siyasetin asli sahibi gören askerî ve bürokratik bir vesayet anlayışı vardı. 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 1980 darbesi ve 28 Şubat süreci, bu düzenin ne kadar ağır sonuçlar doğurabildiğinin somut göstergeleriydi. Seçilmiş hükümetlerin siyaset dışı müdahalelerle iktidardan uzaklaştırılabildiği bir ülkede demokrasi, kağıt üzerinde var olsa bile gerçek anlamda egemen değildi.

Bu nedenle vesayetin kırılması, sıradan bir iktidar değişikliği meselesi olarak görülemez. Güçlü liderlik vizyonumuzla, vesayeti yıkarak Türkiye'yi prangalarından kurtarmayı başardık.

AK Parti ile inşa edilen siyasi istikrar, Türkiye'nin makus talihini yenmiş; kendi kendine yetebilen ve her alanda yerli ve milli üretim yapabilen tam bağımsız Türkiye idealimiz, ivme kazanmıştır.

Bugün uluslararası diplomasi kulvarlarında başımız dik duruyorsa, bunun en büyük dayanaklarından biri milli teknoloji hamlemizdir. Yerlilik ve millilik oranını %20'lerden %80'lerin üzerine çıkardığımız savunma sanayimiz, Türkiye'nin küresel ölçekte oyun kurucu bir aktör olmasının teminatıdır.