14 Ekim tarihinde Cenevre'de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) Kentsel Gelişim, Konut ve Arazi Yönetimi Komitesi'nin 87. Oturumu'nda ülkemizin dirençli konut vizyon ve misyonuna dair yaptığımız sunumun notlarını okurlarımız için derledik.
Bugün konut krizini tartışırken haklı olarak konut arzından, yüksek kiralardan, inşaat maliyetlerinden ve sosyal konut politikalarından söz ediyoruz.
Yeterli, güvenli, erişilebilir, sürdürülebilir ve uygun fiyatlı konuta erişim, sürdürülebilir ve kapsayıcı kentleşme politikalarının temel unsurlarından biridir. Yeterli konut; yalnızca barınma ihtiyacının karşılanması değil, sağlık, güvenlik, yaşam kalitesi ve toplumsal bütünleşme ile ilişkili çok boyutlu bir unsur olarak ele almalıyız.
1996 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen Habitat II Konferansı sonucunda kabul edilen yeterli konut kavramı; güvenlik ve kullanım güvencesi, temel altyapı ve hizmetlere erişim, yaşanabilirlik, erişilebilirlik ve uygun fiyatlılık gibi unsurları içeren çok boyutlu şekilde ele alınmıştır.
Türkiye'nin tecrübeleriyle bu kritik konuya önemli katkılar sağlayabileceğimize inanıyorum.
Ülkemiz hızlı kentleşme, ekonomik dalgalanmalar ve büyük doğal afetler yaşamış olmasına rağmen güçlü bir konut üretim kapasitesine sahiptir.
Sadece 2025 yılında ülkemizde yaklaşık 674 bin yeni daire vatandaşlarımıza teslim edilmiştir. Toplu Konut İdaremiz TOKİ aracılığıyla bugüne kadar 1 milyon 767 binden fazla konut üretilmiştir. Ayrıca 81 ilimizi kapsayan 500 bin sosyal konut projesiyle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın konuta erişiminin kolaylaştırılması hedeflenmektedir.
Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum:
Çok sayıda konut üretmek, tek başına konut sorununu çözmez.
Asıl mesele, insanların bu konutlara erişebilecek ekonomik güce sahip olmasıdır. Bizim yaklaşımımıza göre insanların öncelikle kendi gelirleriyle konuta erişebilmeleri esastır. Bunun mümkün olmadığı yerde ise devlet; sosyal konut, düşük faizli uzun vadeli konut, uygun fiyatlı kiralık konut ve diğer destek mekanizmalarıyla devreye girmelidir.
Türkiye'nin 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra yaşadığı yeniden inşa tecrübesi de bize önemli bir gerçeği hatırlatmıştır: Konut yalnızca dört duvar ve bir çatı değildir. Konut güvenliktir, aile hayatıdır, mahalledir ve aidiyet duygusudur.
Ancak bütün bunların yanında Türkiye'nin bir başka önemli toplumsal gücü daha bulunmaktadır: Aile dayanışması. Ülkemizde ekonomik güçlük yaşayan bir genç ailesinin yanına dönebilir. İşini kaybeden bir insan kardeşinden destek alabilir. Yaşlı anne ve babalar çocuklarının desteğine başvurabilir.
Elbette aile dayanışması konut politikasının alternatifi değildir. Devlet, sorumluluğunu ailelerin omuzlarına bırakamaz. Bizim savunduğumuz yaklaşım konut veya aile değil, konut ve ailedir.
Bir tarafta erişilebilir konutlar, sosyal destekler ve güçlü kamu politikaları; diğer tarafta aile, komşuluk ve toplumsal dayanışma bağları. Bunlar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Konut politikalarının başarısını ölçmek için yalnızca inşa ettiğimiz bina sayısına değil, insanların bu konutlara erişip erişemediğine, afetler karşısında ne kadar güvende olduklarına ve hayatları sarsıldığında tutunabilecekleri bir destek mekanizmasının bulunup bulunmadığına da bakmalıyız.

11