Çeyrek Asrın Muhasebesi: İhracat

Bugün ülkemizin dış ticaret tablosuna baktığımızda, sıradan bir büyüme trendinin çok ötesinde, sanayi yapımızın geçirdiği köklü bir zihniyet ve kapasite değişimini görüyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Ticaret Bakanlığı'nın güncel verilerine göre, yıllık ihracatımız 260 milyar dolar bandını aşmıştır.

Bu rakamı tek başına okumak elbette bir fikir verir. Ancak asıl tabloyu görmek için geçmişin muhasebesini yapmak gerekir.

Türkiye, 2000'li yılların başında yıllık yaklaşık 20-30 milyar dolar düzeyinde ihracat yapabilen bir ekonomiye sahipti. Diğer bir ifadeyle, 25 yıl önce tam bir yılda gerçekleştirilen ihracatı, bugün artık yalnızca bir ayda yapıyoruz.

Küresel tedarik zincirlerinin çalkalandığı ve bölgesel krizlerin hüküm sürdüğü bir dönemde bu yükseliş tesadüf olarak asla yorumlanamaz.

Bu büyük başarının arkasında duran asıl güç; son yıllarda kararlılıkla hayata geçirdiğimiz devasa altyapı ve lojistik yatırımlarımızdır.

Son çeyrek asırda hayata geçirdiğimiz somut projeler incelendiğinde bu dönüşümün izleri net biçimde görülmektedir.

Marmara ve Ege imalat sanayisini kesintisiz bir ring hattıyla birleştiren Osmangazi Köprüsü ile 1915 Çanakkale Köprüsü'nü hizmete açarak araç ve yük trafiğindeki saatler süren beklemeleri dakikalara indirdik.

Türkiye Yüzyılı'nın imza projelerinden olan Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul-İzmir Otoyolu gibi akıllı ulaşım aksları sayesinde sevkiyat süreleri yarı yarıya kısalmıştır. Nitekim lojistik süreçlerde tasarruf edilen her saat, ihracatçımıza fiyat ve zaman avantajı olarak geri dönmektedir.

Öte yandan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı ve Marmaray Geçişi sayesinde Orta Koridor üzerinden Avrupa'ya kesintisiz yük taşımacılığı sağladık.

Ankara-Eskişehir-İstanbul ve Ankara-Sivas YHT hatları ise sanayi merkezlerine can suyu oluşturmuştur.

Çandarlı, Filyos ve Mersin Uluslararası Limanı gibi devasa konteyner merkezleri ile yenilenen Asyaport ve Ambarlı liman kompleksleri, deniz aşırı pazarlara erişim kapasitemizi katlamıştır.