Macaristan seçimleri ve Orban'ın devrilişi

Orban'ın seçim kaybı İsrail-ABD ittifakının Avrupa'daki kalesini yıktı, peki halkların sandık iradesinin demokrasilerde ne kadar sağlam tutunabildiğini sorgulamamız gerekmez mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, 16 yıl iktidarda kalan Viktor Orban'ın seçim kaybını İsrail-ABD ittifakının Avrupa'daki stratejik mağlubiyeti olarak sunmaktadır. Yazar, Orban'ın İslam düşmanlığı, mülteci politikaları ve Netanyahu ile işbirliğini temel alarak bu kaybı olumlu bir gelişme olarak değerlendirmektedir. Ancak seçmen iradesinin yerel siyasî dinamikler, ekonomik koşullar ve çok çeşitli faktörlerle belirlendiğini göz önünde bulundurduğumuzda, bu olayın gerçekten uluslararası bir ideolojik çatışmanın yansıması mı yoksa ulusal muhasebeciliğin bir göstergesi midir?

Avrupa ülkelerinden Macaristan, geçtiğimiz günlerde tarihi bir seçime sahne oldu. 2010'dan bu yana 4 seçim üst üste sandıktan birinci çıkan, 16 yıldır ülkenin başbakanlık koltuğunda oturan Viktor Orban, bu kez Macar seçmeninin vetosunu yedi ve seçimden mağlup ayrıldı. Bu seçimleri Avrupa'nın herhangi bir ülkesindeki herhangi bir seçimden farklı yapan çok önemli hususlar var. Başbakanlığı süresince soykırımcı İsrail'in Avrupa'daki gönüllü temsilciliğini yapan Orban, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ve ABD Başkanı Donald Trump'ın tüm açık desteğine rağmen bu seçimi kaybetti. Orban'ın kaybetmesiyle Siyonist-Evanjelist şer ittifakı Avrupa'da çok önemli bir kalesini kaybetti.

Viktor Orban, koyu bir Hristiyan olarak hoşgörüsüz, aşırı sağcı ve İslam düşmanı bir ideolojiye sahipti. Başbakanlığı boyunca sürekli olarak Müslümanların aleyhine söylemler geliştirdi. Aylan Bebek gibi nice mazlumların Ege'nin sularında boğulduğu 2015 mülteci krizinin acı hatıraları hepimizin hafızalarında. Orban, işte o sancılı dönemde Macaristan'ın kapılarını hiçbir insani hassasiyet gözetmeksizin mültecilere sıkı sıkıya kapattı ve en şiddetli en acımasız tedbirleri almak suretiyle savaştan kaçan masum insanları göz göre göre ölüme itti. Bu geri itme olayı Orban gibi Haçlı zihniyetli bir politikacı için basit bir sınır muhafazası olayı asla değildi, tamamen ideolojik bir saplantının eseriydi. "Mültecileri engelleyerek İslam'ın sadece ülkemizde değil Avrupa'da da yayılmasını engellemiş oluyoruz" diyerek çirkin amacını alenen belli etti. Orban, İslam'a düşmanlığını hiçbir şekilde saklama gereği duymadı. "İslam hiçbir zaman Avrupa'nın bir parçası olmadı", "Mültecileri sınırlarımıza sokmayarak İslam dünyasının bizi istila etmesini engelledik" şeklindeki küstah açıklamalarıyla büyük tepki çekti.

Avrupa'da Müslüman nüfusun artmasından sürekli endişelendiğini belirten Orban, İslam'a ve Müslümanlara yönelik kışkırtıcı cümleleriyle her dönem tartışılan bir isim oldu. Orban, "Avrupa'da Hristiyan kültürüne sahip nüfus azalıyor, büyük şehirlerin İslamlaşması günden güne ilerliyor. Batı Avrupa ülkeleri bundan sorumludur. Macaristan Batı Hristiyanlığının en önemli temsilcisidir" gibi şovenist açıklamalarıyla kendisinden daha da nefret ettirdi.

Orban, Avrupa ülkeleri arasında İsrail'in en sadık ve tartışmasız en güçlü müttefikiydi. Gazze'de soykırımın en vahşi zamanlarında dâhi teröristbaşı Binyamin Netanyahu ile dostluğunu kutsamayı ihmal etmedi. Binyamin Netanyahu onu, "İsrail'in gerçek dostu" ve "bir kaya gibi müttefik" methiyeleriyle övdükçe övdü. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Netanyahu için tutuklama emri çıkarmasının ardından Orban, Macaristan'ı UCM'den çekme kararı aldı. Bu adım, Netanyahu'nun Orban'a olan güvenini daha da artırdı, Macaristan artık, soykırım suçlusu Netanyahu'nun tutuklanma riski olmadan seyahat edebileceği nadir ülkelerden biri haline gelmişti.