Yazar, İsrail'in Batı Şeria'daki işgal politikasını soykırım olarak nitelendirir ve Filistinlilerin yaşadığı zulmü detaylandırır. Bu ağır iddiaların ardında Yahudi yerleşimcilerin nüfusunun hızla artması ve Filistinli nüfusun azalması gibi istatistiksel veriler sunar. Ancak yazının sonunda gerçek sorgulaması İslam dünyası liderlerine yöneltilir: sadece tepki göstermekten öteye geçebilecek herhangi bir somut adım var mı?
İsrail tarafından gasbedilen Filistin topraklarında, sözde modern dünyanın gözleri önünde tarihin en vahşi zulümleri yaşanmaya devam ediyor. Filistin yurdunun ana bileşenlerinden biri olan Gazze Şeridi'ndeki acı manzara hepimizin malumu. Filistin'in bir diğer parçası olan Batı Şeria'daki dramatik olaylar ise en az Gazze kadar acı verici. Batı Şeria'nın yerleşik halkı olan Filistinli Müslümanlar, İsrailli teröristlerin çok ağır baskısı ve zulümleri altında yaşama tutunmaya çalışıyor. Filistinlilerin evleri, arsaları, dükkânları, ofisleri, işyerleri işgalci Yahudiler tarafından günün 24 saatinde baskına uğruyor. Teröristlerin saldırılarından canını kurtarmayı başarabilenler, ellerindeki bütün birikimlerini Yahudi hırsızlara kaptırıyor.
Düşünsenize bir sabah evinize İsrail askerleri eşliğinde, isimlerine "yerleşimci" denilen bir grup çirkin yaratık baskın yapıyor ve "buradan defolup gidin, bu arsa, bu ev bize Tanrı tarafından vadedildi" diyerek bin bir emekle kurduğunuz yuvanızı zorla elinizden alıyor. Filistinli masum insanların, "Ama burası bizim evimiz, burda doğduk burda büyüdük, nereye gidebiliriz" serzenişleri, bu çirkef topluluk için hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira onlar için Filistinli olmak sadece Batı Şeria'dan değil, tüm dünyadan yok edilmek için yeterli bir sebep.
İsrail'in korsanlıklarla dolu tarihinin en ırkçı kabinesi iş başında. Binyamin Netanyahu denilen sapkın, beraberine aldığı Itamar Ben Gvir, Bezalel Smotrich gibi İslam düşmanlarıyla birlikte Filistin topraklarında "Büyük İsrail Projesi"ni adım adım ilerletmeye devam ediyor. Batı Şeria'da yaşanan güncel olaylar da bu ifsat planının önemli bir parçası. Mahalle mahalle, sokak sokak işgal birimleri kuruyorlar; ta ki bugün Tel Aviv, Aşkelon, Yafa, Kudüs gibi şehirlerde 100 yıldır yaptıkları gibi. Bu şehirler de bir asır önceye kadar Filistin şehirleriydi ve Yahudiler musallat olmadan önce buralarda Filistinli aileler yaşardı. Zavallı Filistinliler, silah zoruyla evlerinden, topraklarından koparıldı ve uzak diyarlara sürüldü. Filistinlilerin evlerine, topraklarına Avrupa'dan getirilen Yahudiler yerleştirildi. Özgür dünya bunlara İsrail vatandaşı diyor, ama her şeyleriyle hırsız ve gaspçı bir toplum. Üzerinde oturdukları topraklar bile kendilerinin değil, Filistinlilerin.
Batı Şeria'dan her gün kötü haberler geliyor. Katledilen masum gençler, cinayete kurban edilen çocuklar kadınlar, neredeyse her evde bir ya da daha fazla şehit var. Siyonist insan azmanları, göz göre göre Filistinlilerin evlerine, arazilerine el koyuyor; arabalarını, tarım araçlarını ateşe veriyor, hayvanlarını çalıyor, zeytin ağaçlarını yerlerinden söküyor. Dünyanın herhangi bir yerinde bir ibadethane herhangi bir şekilde saldırıya uğradığında haklı olarak herkes ayağa kalkıyor herkes "inanç hürriyeti" ilkesi gereği tepkisini ortaya koyuyor. Bununla birlikte Batı Şeria'da neredeyse her gün vuku bulan cami yakma, ibadethaneleri kundaklama olayları nedense kimsenin gündemine dahi gelmiyor. Batı Şeria'da günün her saatinde gerçekleşen terör eylemleri öylesine normalleşti ki; utanç verici bu sessizlik, vicdanlarda derin yaralar oluşturuyor.

5