Toprak bütünlüğünün korunması

Tarım arazilerini korumak lazım, ama o toprağın sahibi vatandaş mağdur edilirken ne kadar adil bir koruma olur?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, tarım topraklarının korunmasının gerekli olduğunu kabul ederken, miras ve parçalanmış arazi sorunlarının çözülmeden getirilen yasak ve sınırlandırmaların vatandaş üzerindeki adaletsizliğine dikkat çekiyor. Küçük üretici ile büyük sermayeye farklı uygulanmasının güven kaybına yol açtığını savunuyor; gerçek çözümün yasak değil, adaletli ve uygulanabilir dengeler kurma olduğunu ileri sürüyor.

Toprak bütünlüğünün korunması

ABDULLAH ŞANLIDAĞ

Tarım arazilerinin korunması, gıda güvenliği, sürdürülebilir kalkınma ve kırsal ekonominin devamlılığı açısından stratejik öneme sahiptir. Bu bağlamda, tarım topraklarının amaç dışı kullanımının sınırlandırılması ve arazi bütünlüğünün korunmasına yönelik düzenlemeler, kamu yararı perspektifinden değerlendirildiğinde gerekli ve yerinde adımlar olarak kabul edilebilir.

Ancak söz konusu düzenlemelerin, vatandaşın mülkiyet hakları ve sosyo-ekonomik gerçeklikleri ile ne ölçüde uyumlu olduğu, tartışılması gereken temel bir meseledir. "Devlet vatandaşın evini başına yıkacakmış" türden söylemler dolaşıma sokulabilir. Daha şimdiden bu konuda sosyal medyada büyük itirazlar yükselmeye başladı.

Kamu politikalarının başarısı yalnızca normatif doğruluğuna değil, aynı zamanda toplumsal algıya da bağlıdır. Özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşların, düzenlemeleri adil ve uygulanabilir bulmaması, uyum düzeyini düşürmekte ve kayıt dışı uygulamaları teşvik edebilmektedir.

Son dönemde gündeme gelen düzenlemeler, tarım arazilerinde yapılaşmayı sınırlandırmayı, kaçak yapılaşmayı önlemeyi ve özellikle "büyük ova koruma alanları" gibi kritik bölgelerde tarımsal üretimin sürekliliğini sağlamayı hedeflemektedir.

Bir ülkenin geleceği, toprağına nasıl davrandığıyla doğrudan ilgilidir. Tarım arazileri sadece bugünün değil, yarının da ekmeğidir. Bu yüzden tarım alanlarının korunması, parçalanmasının önüne geçilmesi ve amaç dışı kullanımın engellenmesi elbette hayati bir meseledir.

Ancak burada sorulması gereken asıl soru şudur: Toprağı korurken, o toprağın gerçek sahiplerini yani vatandaşı ne kadar koruyabiliyoruz

Son düzenlemelere bakıldığında, tarım arazilerinde yapılaşmaya ciddi sınırlamalar getirildiği görülüyor. Bungalovdan bağ evine kadar birçok yapı için izin şartı getirilmesi, kaçak yapıların yıkılacağının belirtilmesi ve "büyük ova koruma alanları"nda sıfır tolerans yaklaşımı... Kağıt üzerinde bakıldığında bu düzenlemeler doğru bir amaca hizmet ediyor gibi görünebilir.

Ama sahaya indiğimizde tablo o kadar basit değil.

Sorun Kaçak Yapı mı, Yoksa Sistem mi

Bugün köyünde, bahçesinde, dedesinden kalan toprağında küçük bir yapı kuran vatandaş ile büyük sermayenin yaptığı projeler aynı kefeye konulursa burada adalet duygusu zedelenir.

Çünkü vatandaş şunu sorar:

"Ben kendi toprağımda barınacak küçük bir yer yapamazken, nasıl oluyor da büyük projeler bir şekilde yolunu buluyor"

İşte güven kaybı tam burada başlar.

Asıl Kangren: Miras ve Parçalanmış Araziler

Türkiye'de tarımın en büyük sorunlarından biri kaçak yapılar değil, çözülemeyen miras ve ifraz problemidir. Araziler bölünemiyor..

Hissedarlar anlaşamıyor, dolayısıyla satış yapılamıyor. Miras kalan birçok arazinin anlaşmazlık yüzünden işletilemediğini ve atıl kaldığını görüyoruz.