Rojava, Türkiye Kürtleri ve yeni bir denklem arayışı
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
Türkiye'deki Kürtlerle Rojava Kürtleri arasında çok yakın sosyolojik, tarihsel ve siyasi bağlar var mıdır Türkiye'nin Rojava'ya tehdit penceresinden bakmaması, Kürtlerin de sürece olan güvenini ve desteğini güçlendirir mi
Kürtler ayrı bir devlet mi kurmalı, yoksa demokratik sisteme entegre mi olmalı
Türkiye'nin kaygısının azaldığı, Kürtlerin memnun olduğu bir Rojava denklemi, Türkiye'nin iç barışına katkı sağlar mı
"Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız net" diyen Bahçeli'nin açıklamalarını nasıl anlamalıyız
Ayrıca Bahçeli'nin çağrısı yönünde iktidar nasıl bir adım atar
Demokratik siyaseti güçlendirerek ortak aklı büyütüp, barışı çoğaltan bir anlayışa gidebilir miyiz
Sorular ışığında ilerleyelim.
Türkiye'de yaşayan Kürtlerle Suriye'nin kuzeyindeki Rojava Kürtleri arasında sosyolojik, tarihsel ve kültürel bağlar inkâr edilemez düzeydedir. Akrabalık ilişkileri, ortak aşiret yapıları, aynı lehçeler, sınırın iki tarafında da yaşanan ortak travmalar ve benzer siyasal talepler bu bağı güçlendirmiştir. Ancak bu yakınlık, çoğu zaman devlet aklı tarafından bir tehdit, Kürtler tarafından ise bir kader ortaklığı olarak okunmuştur.
Sorun tam da burada düğümlenmektedir.
Türkiye Kürtleri ile Rojava Kürtleri arasında güçlü bağlar olsa da, siyasal pozisyonlar birebir örtüşmez. Türkiye Kürtlerinin önemli bir kısmı, Türkiye sınırları içinde eşit yurttaşlık, demokratik temsil ve kültürel haklar talep ederken; Rojava'daki Kürtler iç savaş koşullarında fiili bir özerklik deneyimi yaşamıştır.
Bu fark, Ankara'nın Rojava'ya bakışını belirleyen en kritik unsurdur. Türkiye, Rojava'yı çoğu zaman bir "güvenlik tehdidi penceresinden" görmüş; Kürtler ise bu yaklaşımı kendi varlıklarının inkârı olarak algılamıştır.
Türkiye Tehdit Dilinden Çıkarsa Ne Olur DEM'lilerin bir talebi de şu: "Terörsüz Türkiye yerine Demokratik Türkiye" Acaba Türkiye'nin Rojava'yı yalnızca askerî ve güvenlikçi bir çerçevede ele almaktan vazgeçmesi, Kürtlerin sürece olan güvenini güçlendirir mı Çünkü güvenlik dili, Kürt toplumunda şu duyguyu beslemiştir: "Ne yaparsak yapalım, biz zaten tehdit olarak görülüyoruz."
Oysa Türkiye, Rojava'da bağımsız bir devlet ihtimaline karşı meşru kaygılarını korurken; aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğü, yerel yönetimler ve demokratik temsil temelinde bir denge siyaseti geliştirebilir. Bu, hem uluslararası meşruiyet sağlar hem de içerideki Kürtlerin "sürecin dışındayız" hissini zayıflatır.
Kürtler Bağımsız Devlet mi, Demokratik Entegrasyon mu istiyor
Bu soru, yıllardır Kürt siyasetinin merkezinde duruyor. Ancak sahadaki gerçeklik şunu gösteriyor:
Bağımsız bir Kürt devleti fikri, hem bölgesel dengeler hem de uluslararası sistem açısından kısa ve orta vadede karşılık bulmuyor.
Buna karşılık, hem Türkiye'de hem Suriye'de demokratik sisteme entegre olmuş, yerel yönetimleri güçlü, kimliği tanınmış bir Kürt toplumu, daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir seçenek olarak öne çıkıyor. Burada kritik olan şudur:
Entegrasyon, asimilasyon değildir. Demokratik sistem, tek kimliğe indirgemez; çoğulculuk üretir.
Türkiye'nin güvenlik kaygılarının azaldığı, Kürtlerin ise kendini güvende ve temsil edilmiş hissettiği bir Rojava denklemi, Türkiye'nin iç barışına doğrudan katkı sağlar. Çünkü Türkiye'deki Kürt meselesi ile sınır ötesi gelişmeler arasında psikolojik bir bağ vardır. Sınırın ötesinde her patlama, içeride yankı bulur. Tersi de doğrudur: Sınır ötesinde kurulan her diyalog, içerideki tansiyonu düşürür.

18