İslam ümmeti ve gerçeklik

Ancak akademik açıdan burada önemli bir sorun var: Başkalarına umut bağlamamak ile başkalarıyla işbirliği yapmamak aynı şey değildir.

21. yüzyıl uluslararası sistemi karşılıklı bağımlılık üzerine kuruludur. Dolayısıyla gerçekçi hedef dış dünyadan kopmak değil, başkalarına bağımlı olmadan başkalarıyla işbirliği yapabilecek kapasiteye ulaşmaktır.

Güçlü ve caydırıcı olmak gerçekçi bir tespit, fakat güç tek başına yeterli değil.

Erdoğan'ın güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak vurgusu realist uluslararası ilişkiler teorisiyle büyük ölçüde örtüşüyor. Dolayısıyla ekonomik, teknolojik, askerî, diplomatik ve siyasi kapasite olmadan yalnızca ahlaki çağrılarla güvenlik sağlamak mümkün değildir.

İslam dünyası fikri güçlü bir normatif proje, fakat sosyolojik olarak son derece heterojen.

Erdoğan'ın konuşmasının en önemli kavramlarından biri Ümmet-i Muhammed. Burada siyasi söylem, Müslümanları ortak bir tarih, inanç ve medeniyet kimliği etrafında siyasi dayanışmaya çağırıyor. Bu, İslam dünyasında uzun zamandır var olan ümmetçilik veya pan-İslamizm düşüncesinin çağdaş bir versiyonu olarak okunabilir.

İslam dünyası siyasal açıdan homojen bir aktör değildir. Müslüman ülkelerin ulusal çıkarları, rejim biçimleri, ekonomik modelleri, mezhepsel farklılıkları, dış politika tercihleri ve büyük güçlerle ilişkileri birbirinden ciddi biçimde farklıdır. Bu birlik hangi kurum üzerinden, hangi ortak çıkarlar etrafında ve hangi karar mekanizmasıyla gerçekleştirilecektir