Gençler sekülerliğe neden yöneliyor
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
Dindar anne ve babaların en çok şikayet ettikleri husus şu : "Dindar bir ailede yetişen evlatlarımız nasıl olur da deist olup seküler yaşantıya özenirler Ben çocuğumu dini referanslara göre yetiştirdim. Onları çocukken sürekli dini ortamlara götürdüm. Evimizde sürekli dini kitaplar okuduk. Kur'an kursuna gönderdim. Şimdi kendi öz çocuğumuzu tanıyamaz olduk. Bu kadar kısa sürede, nasıl böyle bir değişim oldu
Bugün gençlerin seküler yaşam tarzına yöneldiğini söylemek kolay. Ama doğru mu
Daha doğrusu, gençler gerçekten bilinçli bir tercihle mi sekülerleşiyor, yoksa dijital dünyanın içine doğmuş olmanın doğal sonucu olarak mı bu hayatı arzuluyor Bilinçli bir tercihin olduğunu söylemek mümkün.
Tabii ki dijital dünya ve çevrenin de etkisini göz ardı edemeyiz. Gençlik artık sekülerliği sokakta değil, ekranda yaşıyor. Instagram'da, TikTok'ta, dizilerde, YouTube videolarında… Orada özgürlük, sınırsızlık var gibi, kimse kimseye karışmıyor gibi görünüyor. Ama biraz yakından bakınca şunu fark ediyorsunuz: Bu özgürlük vaadinin arkasında derin bir yorgunluk ve hayatın gerçekliğini öteleyen bir anlayış var. Gelenek ve inançların dışlanması var. Herkes mutlu görünmek zorunda, herkes başarılı olmak zorunda, herkes kendini pazarlamak zorunda. Her şey tıklamak ve beğeniden ibaret zannettiriliyor.
Gençler bu yüzden sekülerliği bir "ideoloji" olarak değil, bir kaçış alanı olarak görüyor. Zaten ideoloji dönemleri de artık geride kaldı. Ahlâkî yüklerden, toplumsal baskılardan, ikiyüzlülükten kaçış… Ama kaçtıkları yerde de aradıklarını bulamıyorlar. Çünkü mesele hayat tarzı değil, hayatın anlamı. Sanal alem, aslında gençlerimizi mutlu edemiyor.
Peki dindarlık, muhafazakar yaşam bu anlam krizinde neden güçlü bir seçenek olamıyor Neden insanlar, dindar ve muhafazakar ailelere eskisi kadar güvenmiyor
Burada acı bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: Sorun din değil, dindarların güven kaybı. Artık hiç kimse Müslümanların yaşantısına, muamelesine bakarak İslam dinini seçmiyor. Kendileri araştırarak, Müslüman olabiliyorlar. Çünkü bizlerde o samimiyet ve yaşantı kalmadı. Gençler, dindarlığın adaletle, dürüstlükle, kul hakkıyla temsil edilmediğini görüyor. Güçlüyken susan, zayıfken konuşan; kendi mahallesinin yanlışlarını görmezden gelen bir dindarlık gençleri ikna etmiyor. Zayıf olan, öteki diye tabir ettiğimiz insanlar suç işlediklerinde cezalandırıyor, KENDİ MAHALLEMİZDEN BİRİLERİ suç işlediklerinde görmezden geliyorsak, bu gençleri sadece kendimizden değil, maalesef dinden de soğuturuz.
Gençler "dindar" kelimesini duyunca artık ahlakı, erdemi değil, çoğu zaman çelişkiyi hatırlıyor. Söylemle eylem arasındaki mesafe ne kadar açılırsa, güven de o kadar azalıyor. Kimse mükemmel olmayı beklemiyor ama tutarlılık bekliyor.

13