Bu noktada iktidarın özellikle deprem sonrası yürüttüğü konut seferberliği önemli bir siyasi argüman haline dönüşmüştür. 6 Şubat depremleri sonrasında 11 ilde yürütülen yeniden inşa sürecinde yüz binlerce bağımsız bölümün hak sahiplerine teslim edilmesi, devlet kapasitesi ve organizasyon kabiliyeti açısından iktidarın elini güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Deprem Sonrası Yeniden İnşa ve Siyasal Meşruiyet
Deprem gibi büyük afetler yalnızca fiziksel yıkım değil, aynı zamanda siyasal meşruiyet testleri de üretir. Devletin kriz anındaki refleksi, koordinasyon gücü ve yeniden inşa kapasitesi toplumun siyasal algısını doğrudan etkiler.
Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya ve İskenderun gibi ağır yıkım yaşayan şehirlerde gerçekleştirilen konut teslimleri, iktidarın "yapabilme kapasitesi" söylemini besleyen önemli bir unsur olmuştur. Muhalefetin "Bu zaten devletin görevi" eleştirisi ise teknik olarak doğru olsa da siyasal iletişim açısından yeterince etkili olamamaktadır. Çünkü seçmen, yalnızca görevin tanımına değil, görevin yerine getirilme başarısına bakmaktadır.
Burada Mehmet Akif Ersoy'a atfedilen ve Mimar Sinan vurgusuyla bilinen sözün siyasette sıkça kullanılmasının nedeni de budur: Yıkmak kolay, inşa etmek ise ciddi bir medeniyet ve organizasyon kapasitesi gerektirir. Türkiye'de uzun yıllardır iktidarın en güçlü siyasi avantajlarından biri, tam da bu "inşa siyaseti" algısıdır.
Muhalefetin Yapısal Sorunu
Türkiye'de muhalefetin temel problemi yalnızca seçim kaybetmesi değildir. Asıl mesele, toplumun geniş kesimlerinde "iktidar alternatifi" duygusu oluşturamamasıdır. Özellikle CHP'nin uzun yıllardır belirli bir seçmen tabanına sıkışmış görüntüsü, partiye yönelik, "iktidar olamaz ama güçlü muhalefet yapar" algısını pekiştirmiştir.
Oysa modern demokrasilerde muhalefetin görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Aynı zamanda güven veren kadrolar üretmek, uygulanabilir politikalar geliştirmek ve kriz dönemlerinde devlete alternatif yönetim kapasitesi sunabilmektir.
Son dönemde miting siyasetine ağırlık verilmesi, tabanı konsolide etmeye yardımcı olabilir; ancak tek başına toplumsal çoğunluğu ikna etmeye yetmeyebilir. Çünkü Türkiye'de seçmen davranışı yalnızca protesto diliyle değil, icraat kapasitesiyle şekillenmektedir. Özellikle ekonomik sorunların yoğun olduğu dönemlerde seçmen, krizleri çözebilecek yönetim becerisine odaklanmaktadır.

22