Trump'ı zorlayan iç gelişmeler..

Kanada Başbakanı Mark Carney, "Davos Forumu"nda kurallara dayalı, liberal, uluslararası düzenin öldüğünü duyurmakla kalmayarak bu düzenin "gerçekte ne olduğunu" da anlattı. Carney, uluslararası düzenin ölümünden daha çok ABD'yi ve Trump'ı sorumlu tutuyor. Ne ki eski düzenin yerine nasıl bir düzen getirileceği konusunda çok fazla bir şey söylemiyor.

Carney Batı Avrupa ülkeleri gibi "orta güçler" için "değerlere dayalı gerçekçilik" öneriyor. Carney'nin gerçekçiliğiyse dünyayı "olduğu gibi" kabul etmekle sınırlı. Bu gerçekçilikse daha çok "ekonomik gerçekçilik" olarak öne çıkıyor. Carney eski düzenin ABD hariç önde gelen yararlanıcıları arasında birlikteliğe vurgu yaparak, yine 'aşağıdakiler'i yerlerinde bırakıyor.

Carney, "Orta güçler birlikte hareket etmelidir, çünkü masada yer almazsanız, menüde yer alırsınız" diyerek ABD ile ikili anlaşmalarda zayıf bir konumda olmak yerine topluca hareket etmenin avantajlarına dikkat çekiyor. Öte yandan Carney Avrupalı liberallerin tercümanlığını yaparak ABD'ye Çin ile ekonomik işbirliğinin bir seçenek olabileceği mesajı da veriyor.

Tabii ki bu mesaj sadece Trump'a değil, "Amerikan müesses nizamı"nın sütunları olan iki partili seçkinlerine de verilmiş oluyor. Trump'ın Kanada'ya 51. Eyalet muamelesi çekmesi, Grönland'ı Amerikan mülkiyetine geçirme hevesi "NATO'nun ölümü" anlamına geliyor.

Batı'lı yerleşik liberaller ABD ile kafa kafaya gelmek istemiyorlar. Bunu göze alacak bir güce sahip değiller. Bu yüzden ABD Kongresi'nin Trump'ı zapturapt altına almasını ümit ediyorlar. Nitekim Trump çok iyi bir anlaşma yaptığını söyleyerek Grönland'ı ABD'nin mülkü yapmaktan geri adım attı. Anlaşmanın içeriği belli değil ama Trump'ın "içeriden" kısıtlandığı anlaşılıyor.

Kasım'da yapılacak ara seçimler Trump için hayati önemde. Trump Cumhuriyetçi koalisyonun iç dengelerini hesap etmek durumunda. "Atlantikçilik", bu dengelerden biri. Cumhuriyetçi ana akım şahinler Trump'ın NATO'daki müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yapmasına rıza gösterseler bile baskının bir kopmaya yol açmasına karşılar.

Trump'ın ilk Başkanlık döneminde de ABD'nin "Liberal Avrupa" ile arası açılmıştı. 2020'de Joe Biden'ın Başkan seçilmesiyle Avrupa rahat bir nefes almıştı. Şimdi de "Liberal Avrupa" ara seçimlerde Cumhuriyetçiler'in Temsilciler Meclisi'ni ve Senato'yu kaybetmelerini temenni ediyor. Demokratlar'ın her iki meclisi kontrol gücü elde etmelerinin Trump'ı dizginleyeceğini düşünüyorlar. 2028'de Trump'ın Beyaz Saray'da olmayacağını da hesaba katarak ABD ile ipleri tümüyle koparmak istemiyorlar. Kısacası, "Liberal Avrupa" bahisleri "zamana" yatırıyor.

Trump'ın ekonomi ve göçmen politikaları 2024'de seçimleri kazanmasını sağlayan "çok renkli koalisyonu"nu tehlikeye soktu. Trump "Hispanikler" başta gelmek üzere Beyaz olmayan Amerikalılar arasındaki oylarını beklenmedik ölçülerde artırmıştı. Anketler bu koalisyonun çöktüğü yönünde sinyaller veriyor. Onay oranının düşmesi sebebiyle Trump için kırmızı ışıklar yanıp sönüyor. Genellikle, görevdeki başkanın onay oranının yüzde 50'nin altına düşmesi ara seçimlerde partisinin iki meclisdeki çoğunluklarını kaybetmesi gibi bir sonuç doğuruyor.