ABD Başkanı Donald Trump, soykırımcı Netanyahu'nun ipiyle kuyuya inilemeyeceğini bir kez daha anlamış olmalı. Ama geç kaldı. Netanyahu, ABD ve İsrail ortak saldırısının- Venezuela'da olduğu gibi- bir operasyon süresi içerisinde İran'ın işini bitireceğine Trump'ı ikna etmişti. Gelinen noktada, savaşı bitirmenin başlatmaktan çok daha zor olduğu bir kez daha anlaşıldı.
Kontrolü elden kaçıran Trump da "Tırmanma tuzağı"na yakalandı. Zayıf görünmemek için saldırılara son vermekte zorlanacak gibi görünen Trump bölgeye daha fazla asker ve savaş gemisi gönderiyor. Öte yandan birçok Batılı devleti de kendisine destek vermeye çağırıyor.
İsrail'in temel stratejisi ise bölgede baş edemeyeceği büyüklükte bir güç olmamasıdır. Bölge ülkelerinin en ufak etnik ve mezhepsel bileşenlerine kadar parçalanmasını istiyor İsrail ve bu çok parçalı bölge yapısı üzerinde Siyonist bir hegemonya kurmaya heves ediyor. Tabii ki İsrail bölgesel Siyonist hegemonyayı ABD'nin gücünü kendi gücü gibi kullanarak kurmak istiyor. Trump'ın İran seferi de, 2003'te Neoconlar'ın ABD Başkanı George W. Bush'u Irak'ı işgale ikna etmeleri gibi İsrail'in bu amacına hizmet ediyor. Diğer gerekçelerse sadece birer kılıf.
İsrail ülkemizin de içinde yer aldığı bölgeyi uzun süreli bir çatışmaya sürüklemek istiyor. Savaşın daha başlarken bir sise dönüştüğü bilinir. "Savaş sisi" içerisinde "Sahte bayrak operasyonları" gibi birçok vaka da gerçekleşir. Bu yüzden savaşa dahil olmayan ülkeler çok dikkatli davranmalılar. Sahte bayrak operasyonları konusunda İsrail'in sicili temiz değil. Siyonist ajanlar İsrail'e Yahudi göçünü sağlamak için Irak başta gelmek üzere birçok ülkede sahte bayrak operasyonlarına başvurdu. 1950'lerin başlarında Bağdat'ta Yahudi adreslere yönelik kundaklamaların, bombalamaların arkasında İsrail ajanları vardı. Bu sahte bayrak operasyonları "Mizrahi" olarak bilinen yüzbinlerce Arap Yahudisini korkutarak İsrail'e göç ettirmeyi hedefliyordu. Bazı saldırılarda Arap kimlikli suçluların kullanıldığı da anlaşılıyordu.
1954'te Mısır'ın Kahire ve İskenderiye şehirlerindeki Amerikan Enformasyon bürolarına bomba yerleştirdikleri gerekçesiyle tutuklanan Siyonist şebeke mensupları da İsrail'den yönetiliyordu. Akamete uğrayan bu sahte bayrak operasyonunun amacıysa Mısır hükümetinin ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerini bozmaktı. Operasyon ayrıca İngiliz askerlerinin Süveyş Kanalı'ndan çekilmemelerini sağlamayı amaçlıyordu. Operasyonda tutuklananlardan birisiyse Irak'taki saldırılardan da sorumlu olduğu ortaya çıkan İsrailli istihbarat subayı Max Binnet idi. Binnet, Irak'a iadesi gündeme geldiğinde Kahire hapishanesinde intihar etmişti. Bu davada iki Yahudi de idam edildi. İsrail Savunma Bakanı Pinhas Lavon ise istifa etmek zorunda kaldı. Birçok Yahudi tarihçinin yanı sıra Bağdat doğumlu İsrailli-İngiliz tarihçi Avi Shlaim, "Üç Dünya: Bir Arap-Yahudi'nin Anıları" kitabında İsrail'in bu sahte bayrak operasyonlarına yer veriyor. İsrail'in yine elinde patlayan sahte bayrak operasyonlarının en tipik örneklerinden biriyse 1967'de "Arap-İsrail Savaşı" sırasında İsrail tarafından bir Amerikan askerî gemisinin vurulmasıydı. 8 Haziran 1967'de Mısır'a yakın bir noktada "USS Liberty" gemisine yönelik saldırının amacıysa ABD'yi doğrudan bu savaşın içerisine çekmekti. İsrail saldırının Rusya menşeli bir savaş jetiyle Mısır tarafından gerçekleştirildiği görüntüsü vermek istemişti.

4