Kim davul, kim tokmak

"Davul birinin boynunda, tokmak bir başkasının elinde" deyimini herkes bilir. Bu deyim, eziyeti çekenle, eziyetten kazanç sağlayanın ayrı kişiler olduğunu anlatır. ABD-İsrail ilişkisini ABD'nin "davul", İsrail'inse "tokmak" olduğu şeklinde açıklamak yanlış olmayacaktır. ABD'nin askerî, siyasî ve diplomatik gücünü kullanan İsrail "soykırım" dahil her melaneti işliyor.

Geçenlerde ABD Başkan yardımcısı JD Vance İsrail'in silahlarının üçte ikisini Amerikalı vergi mükelleflerinin ödediğini söyledi. Amerikalılar'ın bu çarpık ilişkiden elde ettikleri bir şey yok. Amerikalıların hayatlarını kolaylaştıracak milyar dolarlar İsrail'in katliamlarını finanse ediyor.

Gazze'deki soykırımın günahı da ABD'nin boynunda. ABD Başkanı Trump'ın bir telefon görüşmesinde Netanyahu'ya "Şu an herkes senden nefret ediyor, herkes bundan dolayı İsrail›den nefret ediyor" dediği Amerikan medyasında yer aldı. Trump, dünyanın da İsrail'in soykırımını finanse ettiği, koruyup kolladığı için ABD'den de nefret ettiğiniyse söylemiyor.

Amerika'da ezici bir çoğunluk ABD'nin davul, İsrail'in tokmak olmasından gına getirmiş bir haletiruhiye içinde. ABD ve İsrail medyalarındaki yorumlardan da anlaşılacağı gibi, Trump da bu davul-tokmak meselesinden bıkmış görünüyor. Savaşın devam etmesi, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması sıradan Amerikalılar'ın gündelik hayatını zorlaştırarak çileye dönüştürüyor.

ABD sadece İsrail'in savaşlarını finanse etmiyor, İsrail için savaş da yapıyor. 2003'te Irak'ın işgal edilmesinin de İsrail için gerçekleştirildiği bir sır değil. Bush'un Neoconlar'ı bu savaşın gerçek nedenini düzmece gerekçelerle perdelemiştiler. İsrail'in çıkarlarını ABD'nin çıkarlarıymış gibi paketleyen Neoconlar Amerikalılar'ı ve dünyayı kandırmışlardı.

Her ne yaparsa yapsın, İsrail'e koşulsuz desteğin Amerikalılara ekonomik, siyasî ve itibar maliyeti her geçen gün ağırlaşıyor. Amerikalılar artık tokmağın İsrail'in elinden alınmasını istiyorlar. İsrail'e desteğin siyasî sonuçları yadsınamaz bir gerçeklik olarak kendini dayatıyor.

İran çıkmazından çıkması için Trump İsrail'i dizginlemek zorunda. Azarlama caydırıcı değil ve sözlerin gümrük vergisi yok. 'Gümrük vergisi şampiyonu' olan Trump bunu iyi bilir. Sözün, eyleme dönüşmesi gerekiyor. Trump da, JD Vance de ABD'nin "büyük ortak", İsrail'in "küçük ortak" olduğunu ve işlerin buna göre yürüdüğünü söylüyor. Ama İsrail ABD'ye kırmızı çizgiler gösteriyor. İsrail'in kırmızı çizgileri Trump'ın İran anlaşmasını sekteye uğratacak nitelikteler.

Trump Yönetimiyse İsrail'in İran anlaşmasını sekteye uğratma girişimlerine karşı ne yapacağını söylemiyor. Trump ne yapacağını açıkça söylemediği takdirde, kişisel kaderi siyasî olarak hayatta kalmasına bağlı olan Netanyahu gerilimi tırmandırmaktan vazgeçmeyecektir. Davul yine ABD'nin boynunda olacak ve İsrail de tokmağı vurmaya yine devam edecektir.

Amerika'daki birçok analizciyse ABD-İsrail arasındaki ilişkiyi "Büyük Ortak-Küçük ortak" nitelemesinden daha çok "Köpek mi kuyruğu sallıyor, kuyruk mu köpeği sallıyor" metaforuyla açıklamayı tercih ediyorlar. Alışılan rollerin tersine çevrildiğini gösteren bu deyim kontrol gücünün küçük ortakta olduğunu anlatıyor. Bu deyim daha küçük bir bağımlı devletin veya bölgesel müttefikin, küresel bir süper gücü askerî veya siyasî eyleme geçmeye zorlamak için manipüle ettiği durumları tanımlamak için de kullanılıyor. Irak'ın işgali de, Trump'ın Netanyahu'nun bastırmasıyla İran'a savaş açması da kuyruğun köpeği sallamasıydı.