Dikkat ettiyseniz, ABD ve İsrail'in İran'la savaşları bir "anlatı savaşı"na "ya da "algı savaşı"na dönüştü. Ortada stratejik bir zafer yok, ama ABD Başkanı Trump büyük zafer kazandığını söylemeye devam ediyor. Hatta bu büyük zaferin bile yeterli olmadığını, daha fazlasını istediğini söylüyor. Trump'ın bu davranışının daha çok iç politikayla ilgili olduğu anlaşılıyor.
ABD ve İran arasında bir halat yarışı sürüyor. "Kim daha fazla acıya dayanacak" yarışı bu. Kim önce pes edecek Kim önce gözünü kırpacak Trump İran'ın pes etmesini bekliyor. İran ise stratejik bir kaldıraç olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ABD'nin dayanıklılığını test ediyor.
Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ekonomi odaklı yan etkileri sadece ABD'yi değil bütün dünyayı yakından ilgilendiriyor. Yemen'deki Husî güçlerinin Babülmendep Boğazı'nı kapatmaları halinde bu yan etkilerin bileşiminin yol açacağı hasardan söz etmiyorum bile.
Mevcut durum, ABD'nin elde ettiği sonuçların umduğu sonuçlardan saptığını gösteriyor. Kolay teslimiyet bekleyen ABD taktik askerî başarılar elde ettiyse de stratejik olarak kaybetti. Bataklıkta kürek çekmek misali, ABD ne ileriye gidebiliyor, ne de geriye dönebiliyor.
Askeri stratejinin klasik ustalarından Carl von Clausewitz "Son adımı düşünmeden ilk adımı atmayın" demişti. Trump ilk adımın zafer için yeterli olduğunu vehmetmiş olmalı. Oysa savaş, başladığı andan itibaren başka bir çehreye bürünür. Bu çehre sürekli değişir. Antik Yunan mitolojisindeki "Proteus" gibi onu yakaladığınız anda başka bir şeye dönüşerek elden kaçar.
Aslında Trump ABD'nin Vietnam, Afganistan, Irak, Libya ve diğer savaşlarında Amerikan Başkanlarının gösterdiği zaafları tekrar ediyor. ABD bu savaşlarda yıkıcı rol oynamasına rağmen öne sürdüğü siyasî sonuçları elde edemedi. Bu yönetimler kayıpları kabul etmekten kaçınarak ve tırmanmayı sürdürerek daha fazla kayıplar yaşanmasına sebebiyet verdiler. Muharip güçlerle yapılan müzakerelere de Amerikan yönetimlerinin "sıfır toplamlı kesin zafer yanılgısı" damgasını vurmuştu. Trump'ın da aynı yanılgıya düçar olduğu anlaşılıyor.
"Amerikalılar doğrusunu yaparlar, ama tüm kötü seçenekleri tükettikten sonra" diye bir söz var. Önceki savaş Başkanları da tüm kötü seçenekleri tükettikten sonra- geriye başka bir seçenek kalmadığı için- doğrusunu yaptılar. Vietnam'da, Irak'ta, Afganistan'da olan da buydu.
Savaş "ya hep, ya hiç" olarak nitelenecek bir şey değildir. Gerçekçi siyasî ve askerî hedeflere dayanmayan savaşlar, başlatanlar için batağa dönüşebiliyor. Sadece askerî başarılarla kesin zafer elde edileceğine dair tehlikeli bir inancın yol açtığı insanî hasarlarınsa telafisi olmuyor.
Barack Obama'nın 2008 seçimlerini kazanmasında rol oynayan faktörlerden birisi Irak savaşını sona erdirme vaadiydi. Amerikan kamuoyu ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesini istiyordu. Obama kamuoyunun bu talebini kampanyasının başlıklarından biri olarak seçmişti.
Trump aptal değil, Amerikan kamuoyunun İsrail'in çıkarları için başlatılan bu savaşın sona ermesini istediğini biliyor. Ancak Trump geri çekilmeyi içine sindirebilecek bir karaktere sahip değil. İran savaşına yönelik stratejinin işe yaramadığına dair ikna edici işaretlere rağmen risk almayı tercih ediyor. Amerikan gücüne dair önyargı da Trump'ın bu kumarını teşvik ediyor.

5