Neyi unuttuğunu hatırla…

Sinemanın bir misyonu da hatırlatmaktır. Geleceğe değil sadece, bugüne de... Geçmişi değil sadece, yarını da hatırlatmaktır...

Neyi unuttuğumuzu hatırlamamız için sinemaya tutunmak gerek. Yani ben öyle yapıyorum (Genel manada olumsuz olacak her şeye karşı sinemaya tutunuyorum ama neyse...).

İnsanoğlunun umudunun tükendiği anda, her şeyin bittiğini ya da bitmesi gerektiğini düşündüğü esnada tutunması gereken dal vardır. Evet, o dal hep vardır. Bazen ararsınız ve bulursunuz. Bazen dal sizi bulur. Bu dallardan birinin adıdır, sinema...

Türkiye gibi bir yerde yaşıyorsanız, tutunacak dal sayınız çok oluyor. Evet, dalları kıracak şey sayısı da çok. Fekat kırılan her dalın yerine yenisini koymak mümkün.

Son olarak PKK'nın silah bırakması/yakması, umudun diri kaldığının göstergesi ve tutunacak yeni dalların yaprak vermeye başladığının belirtisidir. Tam da baharın gelişi gibi...

İnsanoğlu, aradığı baharı her zaman kışta besler. Kışı yaşamadan bahara varamazsınız. Yarım asırdır yaşadığımız terör kışını bahara döndürenlere selam olsun...

Bu yaşadığımız duygu ile sinemanın yakın gelecekte ciddi bağı olacak. Ve yarın için başlayacağınız nokta bugün değildir. Yarına hazırlanmaya bugünden başlarsanız geç kalırsınız. Başlangıç noktamız dün olmalı. Yani unutmamalı. Unutturmamalı.

İşte tam da bu noktada neyi unuttuğumuzu hatırlatacak olan dallardan biri olarak sinemaya ciddi görev düşüyor. Kurtulduğumuz kışı hatırlamamız lazım. Unutmamak insanın, unutturmamak sinemanın vazifesidir. Şimdi sinema, terör belasını ve yaşadıklarımızı unutturmamak için varlığını ifa etmelidir.