Üniversitelerde sorgulama yılı!..

Yükseköğretim kurumlarında 2026-2027 öğretim yılı başladı. Henüz ek yerleştirme kayıtları başlamasa da üniversitelerimiz bir bir açılıyor. Tüm öğrencilerimize, öğretim elemanlarımıza, ebeveynlere ve üniversite çalışanlarına keyifli ve bir o kadar da başarılı bir öğretim yılı diliyoruz.

YÖK Başkanı Özvar'ın yeni öğretim yılı mesajındaki dileklerine katılmamak mümkün değil. Temennilerinin üniversitelerimizde yaşam biçimi haline getirilmesi konusunda kendisini canı gönülden destekliyoruz.

Samimi dilekler

Yeni öğretim yılına damga vuracak beklentilerimizin ne olduğu konusuna geçmeden önce Erol Hocamız "sorun, sorgulayın" diyor ya, şimdi gelin her cümlesini naçizane bir şekilde tek tek sorgulayalım:

"Kıymetli akademisyenlerimiz, Sevgili öğrenciler,"

Hocalarımıza ve öğrencilerimize soruyorum:

Kendinizi "Kıymetli" ve "Sevgili" hissediyor musunuz

"Yeni bir akademik yıla başlarken en büyük güvencemiz, soru sormaktan vazgeçmeyen gençlerimiz, bilginin peşinden sabırla yürüyen hocalarımız ve asırlardır ilimle kurduğumuz güçlü bağdır."

İddialı hem de çok iddialı cümleler. Peki, akademik yaşamla ne kadar örtüşüyor Üniversitelerimizde öğrencilerin ısrarla soru soracakları bir ortam var mı Hocalarımızın ders yükü ve ekonomik şartlar altında ezilmekten sıyrılıp bilginin, bilimin peşinden sabırla yürüyecek güçleri ve motivasyonları kaldı mı En önemlisi de "asırlardır bilimle kurduğumuz güçlü bağın" meyvelerini neden hâlâ yiyemiyoruz

"Öğrencilerimizin kendi istikametlerini bulmaları, akademisyenlerimizin ürettikleri bilgiyle yeni ufuklar açmaları; düşünceyi çoğaltan, dünyayı anlamlandıran ve geleceğe yön veren üniversite fikrinin özünü oluşturur."

Değerli Hocamız, olması gerekenleri ne güzel de dile getirmiş. "Sorun" diyor ya biz de soralım:

Öğrencilerimizin ilgi, yetenek, beceri, hayallerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri konusunda kendilerine zerre kadar yardımcı oluyor muyuz Bugünkü eğitim ve sınav sistemi buna olanak sağlıyor mu Eğer sağlıyorsa her yıl yüz binlerce üniversite öğrencisi neden yeniden sınava giriyor, neden bölüm değiştiriyor, mezunların yarıdan fazlası neden öğrenim gördükleri alanların dışında çalışıyor

Akademisyenlerimizin bilim üretmelerine ne kadar olanak sağlanıyor ne kadar arkalarında duruluyor, üretenler ile üretmeyenler ne kadar fark ediliyor, üretenler ne kadar teşvik ediliyor, düşüncelerini çoğaltmalarına ne kadar izin veriliyor

En önemlisi de geleceğe yön veren fikirlerin, öngörülerin, aklın, bilimin ve liyakatin önemine yükseköğretime yön veren kurumlarımız ne kadar inanıyor, gereğini ne kadar yerine getiriyor Getirselerdi üniversitelerde birinci yerleştirmede 46 bin, kazanıp da kayıt yaptırmayan 68 bin öğrenciyle birlikte 114 bin kontenjan boş kalır mıydı