Sanal yaşam

Gerçek yaşamdan koptuk. Aynı evde hatta aynı masada bile akıllı telefonların ve sosyal medyanın yarattığı dijital dünyanın dışına çıkamıyoruz.

Tüm sohbetler, yazışmalar, randevular, alışverişler, hobiler, organizasyonlar, ödevler, projeler, yatırımlar başta olmak üzere aklınıza her ne geliyorsa hepsi bir tuşla ekranınızda. Yapay zekâyla araştırma, sorma, sorgulama, doğrulama, zamanlama derdinden de kurtulduk ama buna rağmen hâlâ meşgulüz, hem de çok meşgulüz ve hiç zamanımız yok!..

Sanal yaşama karşı mıyız Kesinlikle hayır.

Dikkat çekmek istediğimiz ayrıntı; sosyalleşiyoruz dedikçe daha da asosyalleşiyoruz.

Araştırıyoruz derken köreliyoruz.

Kendimize gelip birkaç çok basit soru soralım:

■ En son ne zaman bir bankaya, postaneye, manava, alışveriş merkezine gittiniz

■ En son ne zaman bir parkta, bahçede, ormanda yürüyüş yaptınız

■ En son ne zaman bir arkadaşınızla yüz yüze sohbet ettiniz

■ En son ne zaman 24 saat, 48 saat ya da daha uzun bir süre telefonunuzu kapatarak dijital detoks yaptınız

■ En son ne zaman ansiklopedi karıştırdınız, kitap okudunuz, kâğıt kalem kullandınız

■ En son ne zaman sanal dünyanın ve sanal yaşamın artıları kadar eksileri de olabileceğini düşündünüz, bu yönde araştırma yaptınız..

Kişiden kişiye değişebilen daha onlarca soru sıralanabilir ama önemli olan soruların azlığı ya da çokluğu değil, binlerce yıllık alışkanlıklarımızın bir anda değişiyor olmasının hiç sorgulanmaması!

Her yeni icat gibi dijital yaşamın da artıları gibi eksileri de var. Örneğin Yeşilay'ın dikkat çektiği kadar bağımlılıkların en tehlikelisi mi; eğitimcilerin ısrarla vurguladıkları gibi dozu kaçırıldığında öğrencileri düşünmekten, sormaktan, sorgulamaktan, üretmekten, özgünlükten alıkoyan hatta eğitimden kopartan çok bilinmeyenli bir denklem mi ya da psikologların, sosyologların ısrarla dikkat çektikleri ve sonunun nereye varacağı belli olmayan yalnızlık ve kültürel transformasyon mu

Yasaklama çözüm mü

Hemen her konudaki yasaklama ya da kısıtlamalarda olduğu gibi bu konuda yapılacak düzenlemeler de ilgiyi daha da artırmanın ötesine geçmeyecektir. Çözüm yediden yetmişe kullanıcıları bilinçlendirmek ama bu zor ve zaman alıcı olduğu için ne devlet ne aileler ne eğitim kurumları ne de bu sistemin tek kazananı olan üretici ve satıcılar bu işe hiç sıcak bakmıyor.

Sigarayı örnek alalım; defalarca yasa çıkartıldı, yasaklar getirildi, hiçbirisi etkili olmadı. Ne zaman ki bilinçlendirici kampanyalar yapıldı, çocuklarımız "Duman Avcıları" olarak görevlendirildi ve devletin en üst makamları bu konunun takipçisi oldu; işte o zaman en azından kapalı alanlarda sigara kullanımı çok kısa bir sürede bıçakla kesilir gibi sona erdi.

Toplumu ve tüketiciyi bilinçlendirme süreci çağdaş ülkelerde öyle bir noktaya geldi ki pek çok ülkede özel alanlar dışında sokakta bile sigara içilemiyor...