Sokağa çıktığınızda, televizyonlara baktığınızda, sosyal medyada gezindiğinizde, müzik dinlediğinizde, sınıfa girdiğinizde ya da devlet dairesine gittiğinizde bırakın gülmeyi dudak ucuyla da olsa tebessüm edeni zor görür, neşeli bir parçaya zor rastlarsınız.
Diziler şiddetten ve hüzünden geçilmiyor, gazete ve TV haberlerinde pozitif haber yok gibi, trafikte tolerans dibe vurmuş durumda, siyasette kutuplaşma dorukta, sporda maça değil sanki savaşa gidiliyor gibi bir hava söz konusu, çarşıya pazara çıkmak ise başlı başına moral bozucu...
Bizde böyle de diğer ülkelerde farklı mı Hemen her ülkenin kendine göre fazlasıyla sorunu var; bu sorunlar yumağından farklı yöntemlerle kurtulmaya çalışıyorlar. Kimi aklı, bilimi referans alıyor kimi de duygularının ve öfkesinin esiri oluyor. Kimi sorunları ortaya çıkaran sosyolojik, psikolojik, pedagojik, ekonomik ve kriminal sorunların yarattığı bataklıkları kurutmaya çalışıyor kimi de cezaları daha da artırarak sorunlardan kurtulmanın yollarını arıyor...
"Ödül mü ceza mı", "Hoşgörü, tolerans ve şefkat mi yoksa çok katı disiplin kuralları mı daha eğitici" tartışması eğitimin binlerce yıldır devam eden en önemli tartışma konularından birisi. Her iki tarafın da fazlasıyla savunucusu ve uygulayıcısı var. Bir anket yapılsa biri diğerini açık ara geride bırakmaz, başa baş bir yarış söz konusu olur.
İşte bu noktada ülkelerin başvurduğu referanslar öne çıkıyor! Aklı, bilimi esas alanlar herkesi kazanmaya odaklanıyor, duygularıyla hareket edenler ise cezaları artırmanın, özgürlükleri kısıtlamanın en doğru yöntem olduğuna inanıyor.
Peki hangisi daha iyi sonuçlar veriyor, o da bakış açılarına, zamana ve koşullara göre değişiyor...
Ardı arkası kesilmeyen savaşlar, korona benzeri salgınlar, doğal afetler, artık dayanılmaz noktaya gelen ekonomik sıkıntılar, hukuksuzluğun yarattığı gerginlikler ve dayatmalar dünya düzenini altüst etmekle kalmadı, moralleri de dibe vurdurdu...
İşte böyle bir ortamda moral değerlerimizi en üst düzeye çıkartma ve yüzlerdeki gülücüğü artırma konusunda herkesin kendi çapında çaba göstermesi çok önemli. Eleştirdiğimiz ne varsa en azından kendimiz yapmayalım, o bile yeter!
Gülmeyi unuttuk
Gülmek gibisi yok ama nedense bunu bile kendimize çok görüyoruz.
Üzülmekte sınır tanımıyoruz ama gülmek söz konusu olduğunda dünyanın en cimri insanları oluyoruz!
Oysa minnacık bir tebessüm bile yüzlerce kelimenin ifade edemeyeceği sıcaklık yaratır, buzları eritir, pozitif enerji yayar...
Ekranlarda ya da sokakta gördüğünüz tüm yüzlere, sosyal medyada dolaşırken gördüğünüz tüm profillere ve dünden bugüne tanıdığınız tüm yüzlere bir de bu çerçeveden bakın.
Yüzünde tebessüm olanımız yüzde kaç
Gülmeyi, kahkaha atmayı, sevincini dışa vurmayı "hafiflik" olarak algılayan bir yapımız var.
En üst sınırımız dudak ucuyla hafif bir gülümseme.
Televizyonlardaki dizilere göz ucuyla da olsa bir göz atın; ciyak ciyak bağıranı çok görürsünüz ama gülene zor rastlarsınız!

16