Eğitimde köklü bir değişimin şart olduğunu herkes dile getiriyor ama "nasıl bir değişim" sorusunun cevabı konusunda kafalar karmakarışık. Çünkü ezber bozmak o kadar da kolay değil. Neden mi
Dünya çok değişti, beklentiler çok farklı, arka bahçe sevdalıları hep vardı, olmaya da devam edecek; en önemlisi de ne istediğimizi tam olarak bilmiyoruz!
Son çeyrek asırda olduğu gibi Cumhuriyet tarihimiz boyunca en çok el değiştiren bakanlıklarımızdan birisi de Milli Eğitim oldu.
Biri gitti, diğeri geldi. İçlerinde her meslekten olan vardı. En azı eğitimciydi. Her profesörü eğitimci sandık, oysa çoğunun eğitimle uzaktan yakından ilgisi yoktu! Önemli bir bölümü eğitimle ilgilenmeye Bakan olduğunda başladı, bakanlık bittiğinde de bir daha ağzına almadı.
Donanım, liyakat, vizyon, köklü bir reform isteği; çok azı dışında hiçbirinde olmadı. Olanlar da cesaret edemedi, günü kurtarmanın ötesine geçemedi.
Bakanlar gibi YÖK ve ÖSYM başkanları, rektörler, okul müdürleri ve eğitime yönelik diğer karar vericilerde de durum farklı değildi. Pek çoğu oturdukları koltuğun hakkını vermekte zorlandı. Kendilerini o makamlara atayanları ve seçenleri bin pişman etti...
İşte böylesi bir ortamda ezber bozmaya kimse cesaret edemedi. Etse de birikimi ve tabandan gelen güçlü bir desteği yoktu. O koltuğa oturuncaya kadar eğitim adına hiçbir çaba göstermedikleri için öğretmen, öğrenci, veli, ilgili kurumlar, sendikalar ve kamuoyunca eğitimci yönleriyle tanınmıyorlardı. Tam bir kapalı kutuydular ve bu arada çağ ve beklentiler bugüne kadar hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor, yeni nesil eğitime olan talep artıyor, hayat pahalılığı ve işsizlik zirveye tırmanıyor, bu yüzden de doğurganlık alarm veriyordu. İnsan gücü planlaması, istihdama yönelik eğitim kâğıt üzerinde kaldı, sosyal bilimler yok olma noktasına geldi, tek hedefimiz sınavlar oldu. Onlar da azaltılsın denildikçe daha da çoğaldı, adil olsun beklentisi arttıkça da hep tam tersi oldu...
Oysa Cumhuriyet tarihimiz boyunca eğitim en önemli önceliklerimizden birisi oldu; hem devlet hem de aile bütçesinden en büyük pay hep eğitime ayrıldı.
Peki bu samimi beklentiler ne kadar karşılık buldu, ayrılan kaynaklar ne kadar doğru kullanıldı, başta devlet ve öğrenciler olmak üzere eğitimin paydaşları ne kadar mutlu oldu
Elbette kabahatli aramıyoruz çünkü sorumlu olmayanımızı bulmak mümkün değil. Bu değirmene hep birlikte su taşıdık. Bu yüzden çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için yine hep birlikte en iyisini bulmak için ezber bozmak zorundayız. Çünkü sınav odaklı eğitimle bir yere varılamayacağını artık görmemiz gerekiyor. Bunu da şimdi değilse ne zaman gerçekleştireceğiz..
Neden zorundayız
Paylaşımlarımız bir eleştiri değil durum tespiti, beklentilerimiz bireysel değil toplumsal, değişim arayışı sadece bizde değil dünyanın her yerinde var, ezber bozmak macera değil zorunluluk, eğitime ve bilime yapay zekâ öncesinde olduğu gibi bakmak ise şaşkınlık olur...
Okul öncesinden doktoraya, ilgi ve yeteneklerin keşfedilmesinden onların geliştirilmesine, yaşam için eğitimden yaşam boyu eğitime, sınav odaklı eğitimden insan gücü planlamasına, ölçme değerlendirmeden yönlendirmeye, yabancı dille eğitimden istihdam odaklı eğitime, temel bilimlerden popüler mesleklere her şeyi ama her şeyi konuşalım, istişare edelim, başarılı olan uygulamaları daha da geliştirelim, yanlışta ısrar ettiklerimizden artık vazgeçelim...

5