Hazır, "Ne olursan ol baharı" varken

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Katar'da karşılaştığı Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile el sıkışması daha doğrusu barışması tartışılıyor. Çok sert eleştiriler yapıldı ve hala da devam ediyor. Hem iktidar cephesinden hem muhalefet. Şahsen ben anlamıyorum bu eleştirilerin neden yapıldığını. Özellikle de muhaliflerin Ne yapması lazımdı Erdoğan'ın Gereksiz husumeti devam ettirip Sisi'yi terslemesi mi bekleniyordu Ya da görmemiş gibi davranıp arkasını dönüp gitmesi mi İyi ki yapmadı öyle bir şey... Çünkü zaten mevcut durum doğru değildi. Doğru olmayanın da inatla sürdürülmesinin bir manası yoktu! Ayrıca en kötü diyalog, diyalogsuzluktan iyidir. Tamam Kabul Sisi çok büyük fenalıklar yaptı Mısır'da. Çok kan döktü, çok insanın hayatını söndürdü ve Biz de Türkiye olarak demokratlığımıza yakışır tepkiyi gösterdik. Ama uzatmamız, derecesini artırmamız gerekmiyordu! Sonuçta darbeyle de gelmiş olsa, Mısır halkı tarafından kabul görmüş bir yönetime Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumsal kin tutması, diş bilemesi uluslararası ilişkilere uygun bir tutum değildi. Resmen, "Sisi varsa biz yokuz!" deyip Mısır'ı yok saydık yıllarca... Peki ne oldu Dünya ülkeleri bize madalya mı taktı; "Bravo Türkiye'ye! Helal olsun!" deyip alkış mı tuttu İşin trajikomik tarafı, o gün bizimle beraber Sisi'ye tepki gösteren bütün ülkeler anında manevra yapıp dost oldular ama biz ezeli düşman ilan edip, sildik Sisili Mısır'ı! Niye Ve pardon, öyle yaptık da ne faydası oldu ülkemize Sıfır! Hatta bırakın faydayı, büyük zarar gördük. En büyük ticaret yaptığımız ülkelerden biriydi Berbat bir hale döndü. Bizzat tanıdığım iş insanları vardı... Vaktinde "Aramız nasıl olsa iyi" deyip de gidip Mısır'a yatırımlar yapmışlar, fabrikalar açmışlardı. Sisi'ye koyduğumuz posta yüzünden aralarında iflasa sürüklenenler oldu. Özetle diyeceğim şu ki; Yanlış olan bugün Erdoğan'ın Sisi'nin elini sıkması değil, o günkü şartlarda alınan tavırda aşırıya kaçılmasıydı. Sorulacaksa onun hesabı sorulmalı... Ama geç de olsa hatadan dönmüş ve tam da Mısırla ilişkileri normalleştirmeye çalışırken; "Ne oldu Rabia'ya Hani Sisi tukaka idi! Hani asla bir araya gelmez, yüzüne bakmazdın eyy Cumhurbaşkanı!" demeyin artık! Onu diyeceğinize... "Allah aşkına Sayın Cumhurbaşkanımız... Hazır "Arap Baharı" yerini "Ne olursan ol baharına" bırakmışken... Şu Esad'la da bir el sıkış da en azından ülkenin sırtında büyük yük, problem olan sığınmacılar meselesini kökünden çözüme kavuştur" deyin de... Bari Suriye'yi de geri kazanalım... Olmaz mı Güle güle Hıncal Ağabey YAZARLAR Giriş: 22.11.2022 - 10:17 Güncelleme: 22.11.2022 - 10:17 ABONE OL Rahmetlinin Defne Joy Foster'ın ölümünün ardından yazdığı yazıya en ağır cevabı veren yazılardan birini ben kaleme almıştım. Hem de aynı gazetede ve yan yana sayfalarda. Dileyen gidip arşivlerde bulup okuyabilir https:www.sabah.com.tryazarlaryukselir20110206o_benim_annemdi_hincal_bey Ve o kadar zoruna gitmişti ki yazdıklarım Ertesi gün gazetenin otoparkında karşılaştığımızda, tonlarca laf saydırmıştı. Ama çok geçmeden de yaptığım bir söyleşi için şahane övgülerle destek vermişti köşesinden Ama tabii sonra da defalarca genellikle; "Olmadı Sevilay!" ya da "Senin yaptığın ayıp Sevilay!", "Bu ne Sevilay!" başlıkları attığı onlarca yazısıyla köşesinden yerden yere vurmuştur. Ben de altında kalmazdım tabii Misliyle cevabımı mutlaka verirdim. Ama saygıyı kaybetmeden Seviyeyi düşürmeden Onun da hoşuna gidiyordu çünkü seviyordu sataşmayı ve didişmeyi rahmetli. Ama bilenle, anlayanla Bilmeyenle zaten uzatmazdı meseleyi. "Gazeteci dediğin didişmeyi bilecek! Bilmiyorsa ne işi var bu meslekte!" derdi. Bir de tabii dile kolay 50 seneyi devirmiş bir duayendi meslekte ve dolayısıyla kendini medyanın ombudsmanı gibi görüyordu Övmeyi de yermeyi de çok seviyordu ve bunların her ikisinde de aşırıya kaçıyordu. Ya gömüyordu ya zirveye çıkarıyordu. Tam bir polemik ustasıydı ama akranlarıyla mümkün olduğunca girmezdi çünkü onlarla girdiği tartışmalarda gerçekten sinirleniyordu. Kaldıramıyordu Mesela Engin Ardıç ile bir tartışmasını hatırlarım. Beraber çalışıyorduk yine. Ardıç'ın verdiği cevaplara çıldırmıştı. Öyle öfkelenmişti ki, konuyu açtığımda neredeyse beni dövecekti. Sanırım bundan dolayı işte Ne derse desin, ne söylerse söylesin Yaşına, kıdemine hürmeten aşırıya kaçamayacaklarından emin olduğuiçin genellikle kendisine; "Ağabey" demesi mümkün olanlarla uğraşırdı. Velhasıl Değişik bir karakterdi ve enteresan bir tarzı vardı