Geçecek

Dünya fani olduğu gibi, içindeki meseleler de fanidir. İnsanın çok bağlandığı ve sahiplendiği ömrü de, bir kum saatinin içindeki kumların hiç durmadan akıp gittiği gibi akıyor, tükeniyor. Aldığımız sayılı nefesler ile, geçen her gün kalan zamanımız azalıyor.Bizden öncekiler de bir zamanlar bizim gibi dünya üzerinde gezip yaşıyorlardı. Uzun, sağlıklı, mutlu, varlıklı yaşamak bir çoğunun hayallerini süslüyor, bunun için çalışıyorlardı. Mezar taşlarına baktığımızda hiç biri yaşarken tahmin etmemişti nasıl, nerede, hangi tarihte öleceğini. Günlük hayatın rutini içinde yaşarken, kimi işe gidiyorum diye çıktı evinden son kez. Bilemezdi o gün son günü olacağını. İş kazası sebep oldu bu dünyadan göçmesine. Kimi bir hastalığa yakalandı, tedavi olumlu sonuç verir umuduyla ne kadar tutunsa da hayata, ecel gelmişti bir kere. Kiminin dünya hayatı bir yerden bir yere giderken trafik kazası ile son buldu. Bilemezdi o gün ecelinin onu vefat edeceği yere çektiğini. İşte böyle kimler geldi, kimler geçti... Şöyle diyor Yunus Emre: Sular hep aktı geçti, Kurudu vakti geçti, Nice han, nice sultan, Tahtı bırakıp geçti. Dünya bir penceredir, Her gelen baktı geçti. Biz de şu an dünyada pencereden bakan ve geçip gitmek üzere olan yolcularız. Ne kavimler, ne milletler geçti. Kimisi helâk olup geçti. Padişahı da, pîri de, zengini de, fakiri de geçti. Şimdi geçmez sandıklarımızın geçmeyeceğini mi sanıyorsunuz Sırası gelen gidecek. Diyelim ki, yüz yıl geçti aradan. Hiç birimiz burada yokuz. "Ne yaşadık biz" deyip şaşıracağız. "Rüzgâr gibi geçti, bir rüya idi sanki" diyeceğiz.