Balkanlar: Osmanlı Barışından Sürekli Savaşa

Balkan Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya yayılsa da temelde bir Balkan Devleti gibi çalışmış, Balkanlar üzerinde uzun yüzyıllar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu aracılığıyla Almanlarla nüfuz mücadelesine girişmişti. 1683-1689 yılları arasındaki uzun Türk savaşları sonrasında Balkanlar'da Osmanlının adım adım zemin kaybettiği, Avusturya'nın ise adım adım güçlendiği görülür. Bu nüfuz mücadelesi, 18. Yüzyılda güçlenen Rusya'yla ve Rusya'nın Pan-Slavist hareketiyle birlikte iyice derinleşti. Osmanlı'nın zayıfladığı, Avusturya'nın ve Rusya'nın güçlendiği bir ortamda Balkanlar'daki nüfuz mücadelesi Dünya Savaşları'na giden yolları ateşledi. Rusya'yı Almanya olarak dünya sahnesine güçlü bir şekilde çıkaran Şansölye Bismarck'ın çok boyutlu bir savaşa neden olacağını öngörerek Balkanlara ilişkin müttefiki Avusturya'yı frenlemek için söylediği, "Balkanlar, bir Pomeranyalı (en ucuz donanımlı Alman askerinin) kemiklerine bile değmezdi." Avusturya bunu böyle düşünmedi ve Bosna-Hersek'i 1908'de ilhak etti. Sonrasında Rusların desteklediği Sırpların bir milliyetçisi Avusturya-Macaristan Tahtının Veliahtını vurdu ve I. Dünya Savaşı'nın fitili ateşlendi.

Osmanlı Barışından Sürekli Savaşa

Balkanlar, uzun Osmanlı Barışından bu yana gün yüzü görmedi. Trump'ın geçtiğimiz dönemde Baltık ülkeleri liderleriyle bir buluşmasında Balkanlarla Baltık'ı karıştırıp, "Neden siz sürekli birbirinizle savaşıyorsunuz" sorusuna Baltıklı liderler bir anlam verememişti ama Balkanlar için durum tam olarak buydu. Balkanlar, uzun yıllardır çatışma, kimlik siyaseti, etnik temizlik, soykırım, sınır çekişmeleri gibi kavramlarla dünya gündemine giriyor. Osmanlı güç boşluğu bıraktığı üç havzadan (diğer ikisi Kafkasya ve Ortadoğu) biri olarak Balkanlar, savaş döngüsüne saplanıp kalmış bir tornado gibi.

Günümüze Gelmek

Yaklaşık 10 gündür Balkanlar'da idim. Bu 10 günde karayoluyla aracımla 8 bin kilometre yol yaptım. Aynı dili konuşan ülkelerin farklı alfabeler, farklı para birimleri arasında nasıl bocaladığını, kimlik siyasetinin nasıl baskın hale geldiğini, soykırımın acısını yaşamak isteyenlerin inşa ettikleri anıtları, Balkanlar'daki nüfuz mücadelesini net bir şekilde görebildim. Müşteri ziyaretleri için bulunduğum Balkanlar'da, farklı ülkelerde bizleri ağırlayan mihmandarlarımızın bölgeyi kavrayışlarını net bir şekilde anlayabildim.

Balkanlar, Avrupa Birliği'nin onlara attığı ekonomik kazıkla uğraşıyordu. Bütün genç nüfus, Almanya, İsviçre, İtalya gibi ülkelere çalışmaya gitmiş, zaten yaşlı olan Balkan nüfusu iyice yaşlanmıştı. Balkanlar Avrupa Birliği için hem ucuz işgücü ve doğal kaynak, hem de pazar olmuştu. Ülkeler ulusun kendini yeniden üretme kapasitesinden oldukça uzak durumdaydı. Balkanlar yorgundu. Özellikle Osmanlı egemenliğinden en son ayrılan Müslüman bölgeler, hem en geri kalmış, hem de Müslüman kimliğini ısrarla yaşatmaya çalışan bölgelerdi.

Balkanlar'da Almanya başta olmak üzere, Rusya ve Türkiye'nin de hala ihtirasları var. Almanya, sermayesi ve Avrupa Birliği'nin çekim merkezi ile gençler arasında etkin. Türk işadamları ve markaları ise, Balkanlar'da çok aktif. Balkanlar'da birçok açıdan Türklere, Türkiye'ye olumlu bakış var. Türkçe yaygın şekilde konuşuluyor, öğreniliyor. Türk firmaları Balkanlar'da üretim yatırımları yapıyor, ülkeleri baştan aşağı dönüştürüyor. Türkiye'nin dinamizmi Balkanlar'da hissediliyor.