KararYusuf Ziya Cömert18 Ekim 2020
Okunma: 5  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
18 Ekim 2020
Rumeli hatırası

Kapıkule'den dışarıya hiç çıkmamıştım. Nereye gittiysem hap havadan gittim.

Salgın var. Kimi ülkeler dışarıdan geleni karantinaya sokuyor. Kimine önceden test yaptırıp o testin sonucuyla gitmek gerekiyor.

Ben de bir seneden fazladır bir yere gitmedim.

Bu yüzden, Hakan Kılıç'ın "Plovdiv'e beraber gidelim" teklifini memnuniyetle kabul ettim.

Karadan gidince hiçbir şey sormuyorlarmış. İyi o zaman.

Var mıydı bir gündemimiz Bir programımız

Hakan organizatör. Daha çok program için çağırır. En çok da Kars'a çağırır.

"Programımız yok abi" dedi, "Gezeriz, kafamızı dinleriz."

Daha önce Varna'ya gitmiştim. Bursa'nın 'metal yorgunluğu'ndan istifaya zorlanan Belediye Başkanı Recep Altepe'yle birlikte.

Altepe eski Milli Görüşçü. Değişik bir adam. Çok enerjik. Metal yorgunluğu onun yanından bile geçemez.

Varna'ya gittiğimizde henüz görevinin başındaydı.

Geceleri Varna'da kaldık ama Deliorman'ın tamamını dolaştık.

Şumnu'da, halk arasında 'Tombul Cami' adıyla bilinen Şerif Halil Paşa Camii'nin on yıllardır bitmeyen restorasyonuna el attığını "Biz restore ederiz beyaa" diyerek işi üstlendiğini hatırlıyorum.

Kuveyt'ten gelen restorasyon parasına devlet musallat olmuş. Restorasyon yarım kalmış. Camiin içi inşaat direkleriyle doluydu.

Bu gidişimde direkler kalkmış. Restorasyon bitmiş. Demek ki Altepe vaadini yerine getirmiş. Ama dışarıda, medresenin ve avlunun restorasyonu devam ediyor. Ciddi bir çalışmayla birkaç ayda bitecek bir iş. Aklı eren biri el atsa da bitirse...

Neyse, biz, karadan Plovdiv'e gittik. Plovdiv, bildiğimiz Filibe. Tarihi eski Yunan'a kadar uzanan güzel bir şehir.

Şehrin içinde eski Yunan şehri de sütunları, tiyatrosu ve bazı binalarıyla korumaya alınmış şekilde duruyor.

Osmanlı yadigarı Cuma Camii Murat Hüdavendigar'dan kalma ve ibadete açık.

İyi, güzel, geziyoruz da... Biraz daha derinlik katmamız lazım bu geziye.

Plevne'ye gitmeyi teklif ettim. Teklifimin kabul edilmesi için uğraşmam gerekmedi.

3-4 saatlik kara yolculuğu sonunda Plevne'ye vardık.

Plevne'yi herkes bilir. "Tuna nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyorŞanı büyük Osman Paşa Plevne'den çıkmam diyor" diye başlayan Plevne Marşı'nı dinlememiş, mırıldanmamış kimse yoktur.

Büyük bir savaş. 1877 Temmuz'unda başlamış Aralık ayına kadar sürmüş. Savaşın içinde 4 büyük muharebe var. Dört muharebenin üçünü Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu kazanmış.

Anladığım kadarıyla paşaların kişisel rekabetleri ve Sultan Hamid'in mümkün olan askeri tedbirleri uygulatmakta gecikmesi gibi sebeplerle mağlup olmuşuz.

Sonrası malum. Aşağı yukarı 20-25 sene içinde Rumeli'den neredeyse tamamen çekilmişiz.

Neredeyse... Çünkü orada bugün de insanlarımız, hatıralarımız var.

(Plevne Müdafaası hakkında bilgi edinmek isteyenlere daha önce okuma fırsatı bulduğum iki kitabı tavsiye ederim. Biri 'Plevne'de Bir Avusturalyalı.' Osmanlı Ordusunda doktor olarak çalışan Charles S. Ryan'ın anıları. İş Bankası Yayınları. Diğeri, merhum Mehmed Niyazi'nin titiz ve yoğun bir çalışmanın ürünü olan, belgesel niteliğindeki 'Plevne' romanı. Ötüken.)

Plevne'de Plevne Müdafaası'ndan geriye ne kaldıysa görebilmek için sokakta insanlara savaşın cereyan ettiği yerleri sormaya başladık.

Bir yer tarif ettiler, gittik.

Şehrin dışında bir tepenin üstünde. Ağaçlık, güzel bir mevki.

En yüksek yere bir Plevne Müzesi kurulmuş.

Müzenin önündeki alanda savaştan kalma toplar sergileniyor.

İçeride, o dönemden kalma tüfekler, tabancalar, Türk ve Rus kılıçları, üniformalar, savaşa dair tablolar, gravürler.

En üst katta panoramik bir çalışma yapmışlar. Savaşın son anlarının muazzam bir temsili res