SözcüUğur Dündar22 Kasım 2020
Okunma: 9  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Uğur Dündar
Uğur Dündar
Uğur Dündar
22 Kasım 2020
Tarih dersi!..

Yıl 1958...

Vefa Lisesi birinci sınıfındaydık.

Çok değerli hocalarımız vardı.

Örneğin tarih öğretmenimiz, kitaplarından ve İstanbul Ansiklopedisi'nden bildiğiniz efsanevi bir isimdi:

Reşat Ekrem Koçu...

Bembeyaz yele gibi saçları ve uzamış sakallarıyla, diğer hocalarımıza hiç benzemeyen bir insandı.

Kendisi sakal tıraşı olamaz, berbere de gitmezdi!

Muzip öğrenciler sorduklarında da; "Ne zaman berbere gitmeyi düşünsem, gözümün önüne boğazlanarak öldürülen Osmanlı Sarayı mensupları gelir. Berberin de aynı şekilde usturayla boğazımı kesmesinden korkarım" derdi.

Derslerde Emin Oktay'ın kitabına sadık kalmaz, etkili anlatımıyla ağzımız bir karış açık dinlediğimiz ibret hikayeleri anlatırdı.

Ona göre tarih dersleri de zaten ibret alınsın diye müfredata konulmuştu.

Okuldan kaçıp Şehzadebaşı sinemalarına giden, ya da semt kahvesinde kağıt oynayan haylaz arkadaşlar bile, onun dersini kaçırmazlar, adeta nefeslerini tutarak dinlerlerdi.

Günün birinde hiç beklemediğimiz bir şey oldu.

Reşat Ekrem Bey derse girer girmez sözlü sınav yapacağını söyledi. Benim de aralarında bulunduğum 15-16 öğrenciyi tahtaya kaldırdı. Hepimizi kara tahtanın önünde tespih taneleri gibi peş peşe dizdi.

Ben en arkadaydım.

Öndekine "Hititleri anlat bakalım" deyince, çocukcağız tek kelime söyleyemedi. Çünkü değerli hocamız o güne kadar kitaptan pek ders anlatmamış, hele Hititleri ağzına bile almamıştı.

Arkadaş hık mık edince "Gel bakalım" deyip, yanına iyice yaklaşmasını istedi ve sesi sokaktan bile duyulabilecek şiddette bir tokat atıp, yerine oturmasını söyledi!..

Hepimiz korkmuştuk.

İkinci, üçüncü, dördüncü derken herkese aynı soruyu yönelttiğini, cevap gelmeyince de "şak" diye tokadı patlattığını görünce, önde oturanlardan bir kitap istedim. Uzun boyumu gizlemek için sıraya dizdiği arkadaşların arkasına çömeldim ve dersin ilk sayfasını iki dakikada ezberledim. Sonra da önümdeki Aytaç isimli arkadaşa verdim.

Tokadı yiyen oturmuş, sıra ikimize gelmişti...

Ondan da Hititleri anlatmasını istedi.

Aytaç ezberden bülbül gibi şakımaya başlayınca "Aferin yeter..." dedi ve elini ceketinin mendil cebine sokarak iki tiyatro bileti çıkarıp uzattı.

"Al bunları bir arkadaşınla tiyatro gidersin!.."

Arkadaş tokadı yemediğine sevinmiş ama hiç beklemediği şekilde biletleri avucunda bulunca ne diyeceğini bilememişti.

Birkaç kez yutkunduktan sonra "Biletlere borcumuz nedir hocam" diyebildi.

Hoca, gel kulağına söyleyeyim dedi ve sağ kulağından çekerek sol yanağına o ana kadar duyduğumuz en sert tokadı şaplattı.

"Öğrendin mi borcunu.."

Sıra en sonuncuya, yani bana gelmişti.

Soru sormasını beklemeden kitapta ne yazıyorsa noktası, virgülüne kadar anlatmaya başlayın