Yeni AsyaSüleyman Kösmene11 Eylül 2020
Okunma: 8  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Süleyman Kösmene
Süleyman Kösmene
Süleyman Kösmene
11 Eylül 2020
Mahşerde bir belge: İnsanların ibrası
Malatya'dan okuyucumuz: Cenaze namazı kılındıktan sonra tanımadığımız bir mevtaya 'iyi biliriz' dememiz ve hakkımızı helâl etmemiz ne anlama geliyor Gerçekten helâl etmiş oluyor muyuz"Hüsn-ü Şahadet Önemlidir Dürüstçe yapılmış hüsn-ü şahadet önemlidir. İnsanlar dünyayı birlikte yaşıyorlar, mahşere birlikte çıkacaklar. Dolayısıyla birlikte yaşayan insanların, akrabaların, komşuların, aynı mahal sakinlerinin birbirleri hakkındaki hüsn-ü şahadetleri ve varsa haklarını helâl etmeleri veya helâl etmekten sakınmaları önemlidir. İnsanların hüsn-ü şahadetleri birer mahşer belgesi olduğu gibi, 'hakkımı helâl ediyorum' sözü de kul hakkının ibrası açısından önemli bir mahşer belgesidir. Bir cenaze hakkında böyle bir hüsn-ü şahadet ve başkalarının onun üzerindeki haklarını helâl etmeleri beyanı o kişiyi -gerçek yüzünü, gizli hallerini, şahsî amellerinin muhasebesini Allah'a bırakmak şartıyla,- mahşere dönük olarak ibra etmek, yani aklamak demektir. Bu aklama şahadeti sünnettir. Allah nezdinde muteberdir. Ancak kişinin aklanmayacak günahları varsa ve herkesçe biliniyorsa ve yüzde elliden fazla iyi bilinen yanları da yok ise elbette her şeye rağmen o kişiyi aklamak şart değildir. İmam sorduğunda tanımadığımız kişi hakkında bir şey söylemek zorunda değiliz. Tanımıyorsak suskun kalmamızda bir sakınca olmamakla beraber, oradaki ekseriyetin hüsn-ü şahadetine dayanarak iyi biliriz demek daha faziletlidir. Musalla Taşından Sonra İlk Durak Kabir hayatı musalla taşından sonra âhiret hayatının ilk durağıdır. Bediüzzaman'ın ifâdesiyle, dünyadan başlayıp kabre, haşre ve ebede kadar uzanıp giden beşer yolculuğunun ilk istasyonudur. 1 Kabir istasyonundan sonra yolculuk ve hayat devam ediyor. Hayat devam ediyor; çünkü ruh bakidir. Kabirde insan ceset bakımından ölmüştür; fakat ruhen hayattadır. Kabir suali haktır. Kabir azabı haktır. Kabir saadeti haktır. Kabirden sonra ruhun cesetle birlikte yeniden dirilişi haktır. Kabirde azabı ruh çeker, saadeti de ruh görür. Fakat ceset hissesiz de kalmaz! Kabir hayatı açısından ceset ölmüştür; fakat ruha gelen darbelerin çok da uzağında değildir. Çünkü günahlara da, sevaplara da ruh cesetle birlikte iştirak etmiştir. Meselâ, namaz için camiye gitmeye yönlendirdiğimiz ayaklarımızın hakkından geçebilir miyiz Allah'ın haramlarından yana sevk etmediğimiz ve helâl dairede terbiye ettiğimiz bedenimizin muhtelif organlarının mükâfatı hak etmediğini söyleyebilir miyiz Hiç şüphesiz asıl cismanî lezzet de, cismânî azap da "ba'sü ba'de'l-mevtten" sonra, yani dirilişi müteakip kurulacak mizandan sonra, yani mahşerden sonra hayatın Cennet ve Cehennem şeklinde tecellisi çerçevesinde görülecektir. Ve kabir hayatı genel itibariyle ruhanidir. Fakat bir takım tecellilerden cesedin de hissesini alacağı anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Kabir, âhiret konaklarından ilkidir. Eğer ondan kurtulursa, gerisi kolaydır! Şayet kurtulamazsa, gerisi daha ağırdır."2 Vacip Oldu Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resûl