Yeni AsyaŞemseddin Çakır20 Kasım 2020
Okunma: 5  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Şemseddin Çakır
Şemseddin Çakır
Şemseddin Çakır
20 Kasım 2020
İşârât-ı Gaybiye (2)
Her halde bu gibi zulümler birer kara bulut ve kâbus gibi milletin üzerine çökmüş, ancak 1950 Demokratların iktidarından sonra bu asil millet rahat nefes alabilmiştir.

Elbette kuru ve yaş herşeyi ihtiva eden bir İlâhî Kitab'ın Hz. Adem'den beri en büyük musîbet olan, hak dini devre dışı bırakan böyle bir hadiseye dikkat çekmemesi düşünülemez, çekmemesi haşa tabir-i caizse nâkise olur.

Buna rağmen bu hakikate itiraza yeltenenler bu mu'cize kitaba saygısızlık etmenin ötesinde, beşer kitabına kıyas ederek hakaret etmiş olurlar.

Bu vesileyle tevafuklu bir demet de, zulmetlerin zıddı olan ve bu zulmetleri izale eden Nurlar'dan takdim edeyim.

Malûm; Üstadın karyesi veya köyü Nurs'tur, annesi Nuriye'dir, hocası Nur Muhammed'dir. Okuduğu yerlerden biri Norşin'dir, eserlerinin adı Risale-i Nurlar'dır, ilham kaynağı Nur Sûresi olup, Nur âyetinin on parmakla Risale-i Nur'u gösterme gerçeğidir. Bir gün Üstad Van'da kaldığı caminin adı dahi Norşin Camii olup hatta hücresine tekabül eden levhası da Osman'ı Zinnureyn'e ait olduğunu görünce yanlış hatırlamıyorsam talebesi Molla Hamid Ağabey'e "Molla Hamid, ben Nurlar içinde kaldım" diye lâtife edip, bu nurları da zikrettiği "Son Şahitler" gibi hatıralarda zikredilir.

Zaten iştigal ettiği Esma, iman, Kur'ân, İslâm hepsi nurdur. Mantıken de, "Her şey zıddı ile kâimdir" ve kaideten de, "Tuğref'ül eşya bi ezdadiha" (Mevcudat zıtlarıyla bilinir) kaziye-i muhkemedir ve böylece muarızı da, karalarla bezendiğinden müzlim bir nokta kalmamıştır.

Bundan sonraki bölümde son âyetlere devam edelim.

Üçüncü Âyet: Bu âyeti kerimede "Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler, halkı Allah yolundan alıkoyarlar ve doğru yolu eğri göstermeye çalışırlar. Öyleleri haktan çok uzak bir sapıklık içindedirler." (İbrahim Sûresi: 3)

Bu dahi üç cümlesiyle bazı münasebat-ı maneviye ve muvafakatı mefhumiye cihetinde ve hem Risale-i Nur'un mesleğine, hem mülhidlerin mesleğine imaen bakar.

Ve birinci cümlesiyle der ki: "O bedbahtlar, bazı ehli imanın (imanları beraber olduğu halde) ve bir kısım ehli ilmin (ahireti tam bildikleri halde) onlara iltihak delâletiyle, bilerek ve severek hayat-ı dünyeviyeyi dine ve ahirete, yani elması elmas tanıdığı ve bulduğu halde beş paralık şişeyi ona tercih etmek gibi; sefahat-i hayatı din-i hissiyata muannidane tercih edip dinsizlik ile iftihar ederler." Bu cümlenin bu asra hususiyeti var. Çünki, hiçbir asır böyle tarzı göstermemiş. Sair asırlarda o ehl-i dalâlet, ahireti bilmiyor ve inkâr ediyor. Elması elmas bilmiyor, dünyayı tercih ediyor."

Bu meselenin bence izahı "münafıkdan" ziyade "mürâilik" diye izaha çalıştığım durum olsa gerektir. Yoksa nasıl oluyor da şimdiki oranını bilmiyorum, ancak hep denilen "yüzde doksan dokuzu Müslüman olan Türkiye" denir. Bu nasıl yüzde doksan dokuz" demekten insan kendini alamıyor.

Böyle mü'minliğin, fıkhî durumları da, ayrıca ele alınması gerekir. Fakat kim ele alacak "Himmete muhtaç dede kaldı ki gayriye himmet ede" vaziyetinde olanlar mı ele alacak Yani öyle vahim duruma düşülmüş ki, böyle bir problemi çözecek sağlam, ehil adam bile bulunamıyor. Buna ecdat "kaht-ı rical" demişler.

Birde "Et kokarsa tuz çare, tuz kokarsa ne çare" diye bir söz daha var ki, bugünkü hocaların durumuna tam uyar. Malûm geçmişte Diyanet reisinin attığı imza gibi. Bana sorulursa çareyi "Mehdi" olarak söylerim, çünkü; Allah'ın dininde çözümsüzlük olamaz! İşine gelmeyenler, umurumda değildir. Ben; Hakk'ın hatırına bakarım.

İkinci cümlesi olan "Halkı, Allah yolundan alı koyarlar" ile der ki: O bedbahtların dalâleti; muhabbeti hayattan ve temerrütten neş'et ettiği için, kendi halleriyle durmuyorlar, tecavüz ediyorlar. Bildikleri ve onunla ecdatları bağlı olan dine adavetkârane bakarak, menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapı ve yollarını kapatmak istiyorlar.

Böylesine bir cinayeti yapan kim olabilir ve bunun dini hükmü nedir Bu gibi meselelerin hepsi günümüzün çözüm bekleyen problemleridir.

Madem bu felâketler muhabbeti hayattan çıkıyor, çünkü hadis-i şerifte "Dünya sevgisi bütün hataların başıdır" buyuruluyor.

Bu durumda o bir Yahudiliktir zira, Yahudilerin iki özelliği; hubb-u hayat (hayat sevgisi) ve havf-ı memat (ölüm korkusu)dur. Yani onlar batıl dinin bozuk insanları, bunlar hak dinin bozuk Müslümanlarıdır. Aradaki farkı takdirlerinize havale ederim.

Üçüncü cümlesi ile der ki onların dalâletleri fenden, felsefeden geldiği için acip bir gurur ve garip bir firavunluk ve dehşetli bir enaniyet onlara verip nefislerini öyle şımartmış ki, kâinatı idare eden İlâhî kanunların şuâlarını ve insan âleminde o hakâikın düsturlarını süfli hevesatlarına ve müştehiyatlarına (İştahlarını celbeden) menhiyatlara müsait görmediklerinden (h