HürriyetSedat Ergin24 Şubat 2021
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sedat Ergin
Sedat Ergin
Sedat Ergin
24 Şubat 2021
Kars'ta '474212...' diye başlayan bir ankesörlü telefonun sırrı

Bundaniki hafta kadar önce 11, 12 ve 13 Şubat tarihlerinde, geçen yaz yapılan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında tuğgeneralliğe terfi ettirilen Serdar Atasoy adındaki bir FETÖ'cü askerin durumunun sonradan fark edilerek gözaltına alınması ve ardından itirafçı olması hadisesiyle ilgili üç ayrı yazı kaleme aldım.

Bu yazılar sırasıyla "Kod adı 'Servet'in örgüt abilerinin gözetiminde generalliğe uzanan öyküsü", "FETÖ'cü general bilmecesinde bakın hangi bağlantılarla karşılaştım", "Resmi Gazete'de FETÖ'cü generalle ilgili dikkat çekici ayrıntı" başlıklarını taşıyordu.

Tam bu sırada Kuzey Irak'a düzenlenen "Gara harekâtı" gibi başka önemli konuların gündemde ön plana çıkması bu konuyu bir süre için geriye atmama neden oldu. Bugün dosyanın daha önce de değindiğim bir boyutuna biraz daha detaylı bir şekilde bakmak istiyorum.

ASLINDA DEVLETİNRADARLARINA GİRMİŞTİ

Bunu yaparken önce ana saptamayı bir kez daha tekrarlamamız gerekiyor. Karşımızdaki mesele, organik bir FETÖ'cünün lise yıllarından itibaren "örgüt abileri"nin kontrolü altında seyreden ve generallik rütbesine kadar çıkan yükselişinin öyküsüdür. Bu meselenin en düşündürücü kısmı, öykünün 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra da bir YAŞ terfisiyle devam edebilmiş olmasıdır.

İşin kafa karıştırıcı tarafı şurada: Aslında Atasoy devletin radarlarından kaçabilmiş biri de değil. Bangladeş'te askeri ataşeyken 15 Temmuz kalkışmasından sonra Kasım 2016'da merkeze alınan Atasoy, hakkındaki iddialar nedeniyle ciddi bir soruşturmanın da öznesi olmuş, hatta 2017 yılında gözaltına alınıp, pasaportuna da el konulmuştur.

Gelgelelim, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2017'den itibaren yürütülen "Askeri Ataşeler Soruşturması" sonunda kendisi hakkında 1 Nisan 2019 tarihinde "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" verilmiştir.

Zaten 23 Temmuz 2020 tarihinde düzenlenen YAŞ'ta terfi alıp general olmasının önünü açan da Savcılığın bu kararıyla aklanması olmuştur.

2019'daki bu kararın isabet derecesi üzerinde biraz durmamız gerekiyor.

GİZLİ HABERLEŞMEANKESÖRLÜHATLARDAN YÜRÜDÜ

Bunu yapabilmek için önce Atasoy hakkındaki kovuşturmaya yer yok- kararındaki bir ayrıntıyı büyütecin altına yatıralım. Kararın üçüncü sayfasına göre, kendisi hakkındaki delillerden biri, 2006-2008 yılları arasında görev yaptığı Kars'ta bulunduğu sırada bu ildeki bir işyerinde bulunan "474 212..." koduyla başlayan ankesörlü bir telefondan 22 Eylül 2007 tarihinde aranmış olmasıdır. "474 212" Kars'ın şehir merkezi telefon kodlarından biridir.

Bu ankesörlü telefondan söz konusu tarihte saat 12.16 ile 12.20 arasında geçen yaklaşık 4 dakika içinde önce bir asker (Ruhi Bağçivan), sonra bir öğretmen (Neriman Saygılı), daha sonra da yine bir asker (Serdar Atasoy) aranmıştır.

Bilindiği gibi, FETÖ bünyesindeki mahrem imamlar kontrol ettikleri askerleri ve diğer kamu görevlilerini gizlilik çerçevesinde iz bırakmamak için genellikle büfe hatlarından, ankesörlü telefonlardan aramaktaydılar.

2017 sonrasında kurulan bir sistemle Türkiye'de geçmişteki bütün ankesörlü telefonlardan yapılmış olan aramalara ilişkin HTŞ kayıtlarının bir havuzda toplanarak, savcılıkların incelemesine açılması, FETÖ ile mücadelede önemli bir dönüm noktası oldu. HTŞ kayıtlarının incelenmesi, örgüt abileriyle temaslarında yakalanmamak için ankesörlü telefonlar üzerinden haberleşen binlerce FETÖ'cü askerin tespit edilebilmesini mümkün kıldı.

Bu arada, mahrem imamlar bağlantılı oldukları asker ya da diğer kamu görevlilerini ankesörlü telefonlardan sıkça birbiri ardına aradıkları için "ardışıklık" önemli bir delil olarak değerlendiriliyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2019'da -kovuşturmaya yer yok- kararını alırken, Kars'taki ankesörlü telefondan o gün yapılan birbiri ardına aramalarda iki askerin arasında öğretmen olan Neriman Saygılı isimli ikinci bir kişinin bulunmasının ardışıklığı ortadan kaldıracağı değerlendirmesinde bulunmuştur. Savcılık, ayrıca Atasoy'un ilk aranan kişiyle (Bağçivan) bağlantısının bulunmadığını, aynı askeri personel ve başka askeri personelle bu tarihten önce ve sonra başka ardışık aramasına rastlanmadığını da belirtmiştir.

BÜTÜN YOLLAR YİNEANKESÖRLÜTELEFONA ÇIKIYOR

Serdar Atasoy, bundan bir ay kadar önce 27 Ocak 2021 tarihinde gözaltına alınıp itirafçı oldu. Atasoy'un Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan sorgusundan sonra düzenlenen 1 Şubat 2021 tarihli ifade tutanağında yine Kars'ta bu "474 212" koduyla başlayan bir ankesörlü telefona rastlıyoruz.

İfade tutanağının 10'uncu sayfasındaki sorulardan biri FETÖ'nün İhsan Baykut isimli bir mahrem imamının kullandığı değerlendirilen "Aks2309302608" numaralı bir ankesör kartından yapılan aramalarla ilgilidir. İhsan Baykut, 26 Ekim 2016 tarihinde Sakarya'daki mahrem imamlar soruşturmasında tutuklanan bir öğretmendir.

Atasoy'a Ankara Emniyeti tarafından yöneltilen soruda, Kars'ta görev yaptığı 2006-2008 döneminde Baykut'un "Aks2309302608" numaralı kartıyla kendisinin "474 212 (1592)" numaralı ankesörden arandığının tespit edildiği belirtiliyor.

Atasoy, İhsan Baykut ile ilişkisini kabul ediyor. İtiraf ettiği üzere, Baykut kendisinin Kars'taki mahrem imamıdır. Temaslarında "Ahmet abi" kod adını kullanmıştır. Atasoy, Baykut'un öğretmen olduğunu söylüyor.

Buradaki önemli bir nokta, Ankara'da kendisini sorgulayan polisin, Atasoy'un Kars merkezde "474 212" diye başlayan bir ankesörlü telefondan FETÖ'cü bir mahrem imamın kullandığı "Aks2309302608" kartıyla arandığı bilgisine sahip olmasıdır.

NEDEN DAHA ÖNCETESPİT EDİLEMEDİ

Yanıt bulmamız gereken temel soru burada beliriyor. 2019 yılında -kovuşturmaya yer yok- kararıyla kapatılan soruşturmada, Ankara'daki savcılık, Atasoy'un Kars merkezdeki bir ankesörlü telefondan arandığını biliyordu. Ancak 2016'da tutuklanan FETÖ'cü mahrem imamın kullandığı bilinen ankesör kartıyla bu ankesörlü telefon irtibatlandırılamamıştı.

Devletin elindeki veri havuzu 2018'den bu yana soruşturmalarda savcıların erişimine açıksa, 2021 başında bu ankesörlü telefon üzerinden tesis edilen Atasoy-mahrem imam Baykut ilişkisi, neden 2019 ve öncesinde aynı şekilde detaylı bir şekilde tesis edilememiştir

İlginçtir ki, bu ayrıntılara Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 21 Ocak 2021 tarihli kararıyla elde ettiği HTŞ verilerinin incelemesi üzerine ulaşılmıştır. Peki, savcılığın bu verilere daha önce ulaşması mümkün değil miydi

Sorular bu şekilde uzayıp gidiyor. Bu sorular, en azından Atasoy dosyasında, FETÖ'cülerin ankesörlü aramalarına ilişkin devletin veri havuzundaki bilgilerin değerlendirilmesindeki sıkıntılı bir duruma işaret ediyor.

X(".sharePop").click(function () {console.log('girdi...');mainShareContainer (".popDiv");if ((this).attr("id") "emailFromTop") {(mainShareContainer).appendTo(".epostaGonder");(".altOk").css("display", "none");if ((mainShareContainer).find("div.ustOkPop").length) {(".ustOkPop").css("display", "block")} else {("").appendTo(mainShareContainer)}} else {(mainShareContainer).appendTo(".arsivEkle");(".ustOkPop").css("display", "none");(".altOk").css("display", "block")}var m parseInt((this).attr("lpos"));var n parseInt((this).attr("tpos"));var l parseInt((this).attr("ph"));var k l 20;var g parseInt((this).attr("pw"));var h g 20;(mainShareContainer).css({ width: g "px", height: l "px", left: m "px", top: n "px" });(".popFull").css({ width: g "px", height: l "px" });(".kapatBut").css({ left: (h - 33) "px" });(".altOk").css({ left: ((h 2) 70) "px" });(".popFull").html("");('').appendTo((".popFull"));(mainShareContainer).show();return false});(".kapatBut").click(function () {(".popDiv").hide();});20 yıl sonra 19 Şubat 'anayasa kitapçığı krizi'ni hatırlamakSedat ERGİN 20 Şubat 2021 19 Şubat 2001 Pazartesi günü herhangi bir gün gibi başlamıştı. Hürriyet'in Ankara Temsilcisi olarak görev yapıyordum.

Günün rutini içindeki en önemli olay sabah başlayacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlık edeceği Milli Güvenlik Kurulu toplantısıydı.

Saat 10.00 suları gibi olmalı. Birden Başbakan Bülent Ecevit'in Milli Güvenlik Kurulu'nu terk ederek Başbakanlığa döndüğü haberi geldi. Başbakan'ın MGK toplantısından ayrılması olağanüstü bir duruma işaret ediyordu. Bir krizin patlak verdiği belliydi.

Çok fazla beklemek gerekmedi ne olduğunu anlamamız için. Ecevit, saat 11.05'te Başbakanlık'ta bir basın toplantısı düzenleyerek "Bugün son derece üzücü bir olay oldu" diye söze girdi. "MGK toplantısının açılışında kamu görevlilerinin önünde sayın Cumhurbaşkanı son derece terbiye dışı bir üslupla bana ağır ithamlarda bulundu. Devlet geleneklerimizde yeri olmayan, eşi görülmedik bir davranışta bulundu" dedikten sonra ekledi:

"Ya kendisine aynı üslup içinde yanıtta bulunacaktım veya terk etmek zorunda kalacaktım. Onun için toplantıdan çıkmayı tercih ettim. Tabii ciddi bir krizdi bu..."

Krizin perde arkasını anlamak için o günkü Hürriyet'in dokuz sütun manşetten verdiği "Çankaya Baskını" haberini de hatırlamamız gerekiyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı Sezer, kamu bankalarını denetlemek üzere kendisine bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokmuş, kurulun müfettişlerini bu bankalara göndermişti.

Hükümetin, Zekeriya Temizel'in başında bulunduğu Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) bu konuda zaten yetkili olduğu görüşünden hareketle, Sezer'in hamlesinden rahatsızlık duyduğu Ankara'da bir sır değildi.

Ayrıca, ocak ayında savcı

Yazının Devamını Oku Türk-ABD ilişkilerinde 'Eğer...' diye başlayan açıklamanın gölgesiSedat ERGİN 19 Şubat 2021 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile birlikte Kuzey Irak'ta Gara dağındaki bir mağarada 13 Türk vatandaşının PKK tarafından şehit edildiğini duyurduğu açıklamasını geçen cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısından hemen sonra yaptı.

Anadolu Ajansı'nın Akar ve Orgeneral Güler'in Şırnak'taki harekât merkezinden yaptıkları açıklamalara ilişkin verdiği görüntülü haber 14 Şubat Pazar günü sabaha karşı 02.13'te servis edilmiş.

Türkiye, pazar gününe rehinelerin ölüm haberinin üzüntüsüyle girdi. Açıklama sırasında paylaşılan, PKK'nın Gara'da rehineleri alıkoyduğu mağaradaki tünel ve odaları gösteren çizim televizyon başında haber bültenlerini izleyen herkesin zihninde yer etti.

Keza, yine pazar günü Malatya Valisi Aydın Baruş'un beraberinde İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Metin Gürak ve diğer yetkililerle birlikte basın toplantısı düzenleyerek, PKK'nın katlettiği 13 kişiden o aşamada tespit edilebilmiş olan 10 vatandaşımızın kimliklerini açıkladığında, öğle saatleriydi.

14 ŞUBAT VAKASI

Şimdi yapacağımız değerlendirmede ABD'nin başkenti Washington D.C.'nin Türkiye'den sekiz saat geride olduğunu hesaba katalım. Akar'ın PKK'nın katlettiği 13 kişinin ölümünü duyurduğu açıklaması ajanslara düştüğünde Washington D.C.'de 13 Şubat Cumartesi akşam saatleridir.

Ardından Washington D.C.'de 14 Şubat Pazar günü akşam saatlerinde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price'ın "Eğer Türk sivillerin ölümünün bir terör örgütü olan PKK tarafından gerçekleştirildiği yönündeki haberler doğruysa, bunu olabilecek en kuvvetli şekilde kınıyoruz" şeklindeki açıklaması geldi.

Bu açıklama yapıldığında Türkiye'de gece yarısı geçilmiş, pazardan pazartesiye geçilmişti. Geriye dönüp bakıldığında, ölümlerin Türkiye'de duyurulmasıyla ABD Dışişleri'nin konuya ilişkin açıklaması arasında yaklaşık 24 saat gibi bir zaman farkı var.

Buna karşılık, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın aradan geçen bu süreye rağmen

Yazının Devamını Oku O mağarada saat saat ne olduSedat ERGİN 18 Şubat 2021 Geçen hafta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ın Gara dağında gerçekleştirdiği harekât sırasında PKK'nın bir mağarada rehin tuttuğu 13 vatandaşımızı şehit etmesi hadisesinin uzun bir dönem Türk kamuoyunun gündeminde yer edeceği anlaşılıyor.

Tartışmayı bir çerçeveye oturtmak bakımından, harekâtın nasıl gerekçelendirildiği, nasıl planlandığı, ne şekilde icra edildiği, icrası sırasında hangi aşamalardan geçildiği gibi başlıca soruların yanıtlarını resmi açıklamaları esas alarak değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.

ANA HAREKÂT ÇARŞAMBA SABAHA KARŞI BAŞLADI

Türk kamuoyu, harekâtın başladığını 10 Şubat Çarşamba günü Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan paylaşımlarla öğrendi. Açıklamada, PKK'nın Irak'ın kuzeyinde bazı bölgelerde varlığını sürdürmeye, yeniden barınma alanları ve mevziler oluşturmaya devam ettiği ve geniş çaplı bir saldırı hazırlığı içinde olduğunun tespit edildiği belirtilerek, Gara bölgesindeki hedeflere 10 Şubat 02.55'ten itibaren "Pençe Kartal-2 Harekâtı"nın düzenlendiği bildirildi.

Sonradan yapılan açıklamalar, hava bombardımanının yaklaşık üç saate yakın sürdüğünü, 50'den fazla hedeften 48'inin imha edildiğini gösteriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in 14 Şubat tarihli açıklamasına göre, Çarşamba sabahı saat 04.55'te ikinci aşamaya geçilerek "kara harekâtı" başlatılmıştır. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise önceki gün TBMM'deki konuşmasında, harekâtın çarşamba sabahı 05.45'te başladığını bildirdiği bu aşamasını "Hava hücum harekâtı" diye adlandırıyor, "Belirlediğimiz çeşitli bölgelere özel kuvvet unsurlarımız helikopterlerle inmeye başladılar" diyor.

Akar, bu aşamadaki hedefi "Bölgeye giriş çıkışları önleme, uygun arazi kesimlerini kontrol altına alma" şeklinde açıklıyor. Harekâtın ilk gününde üç şehit bu sırada çıkan çatışmalarda verilmiştir. Çatışmalarda şehit olan ikisi subay biri astsubay üç askerin cenaze töreni 12 Şubat Cuma günü Ankara'da yapıldı. Akar, beraberinde TSK komuta kademesi olduğu halde 13 Şubat Cumartesi sabahı Şırnak'a intikal etti. Bakan Akar ve komutanlar, daha sonra Irak'ın kuzeyinde gerçekleştirilen "Pençe Kartal-2 Harekâtı"nın sevk ve idare edildiği sınır hattındaki Harekât Merkezi'ne geçtiler.

HAREKÂT İSTİHBARATIN TEYİDİ VE MÜDAHALE AMAÇLI

Akar, operasyonun sona ermesinin ardından 14 Şubat Pazar sabaha karşı 01.00 sularında Harekât Merkezi'nde yaptığı açıklamada, harekâtın amacını "terörist unsurları etkisiz hale getirmek", "sınır güvenliğini sağlamak" hedeflerinin yanı sıra "daha önce güvenlik nedeniyle açıklanmayan, teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımızla ilgili istihbaratı teyit etmek ve gerekli müdahalede bulunmak maksadı" şeklinde açıklamıştır. Harekâtın başından itibaren rehineleri kurtarma hedefine de dönük olduğu ilk kez bu açıklamayla telaffuz edilmiştir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral

Yazının Devamını Oku Rehine erler ailelerine hangi mesajları göndermişti Sedat ERGİN 17 Şubat 2021 "Anne, baba, bayramınız mübarek olsun..." diye başlıyor video mesajında ailesine seslenirken Müslüm Altıntaş ve ekliyor: "Hepinizi çok özledim..."

Örgütün izniyle yapılan kayıtta mesajın en çarpıcı kısmı bundan sonra geliyor: "Elinizden geleni yaptığınızı biliyorum... Bu iş nereye kadar gidecek, nasıl son bulacak bilmiyorum. Şu anda buradayız işte. Benden daha çok siz zorlanıyorsunuz, biliyorum. Size söz veriyorum, bir gün yanınıza sağ salim geleceğim."

'BU İŞ NASIL SON BULACAK, BİLMİYORUM...'

Şanlıurfa nüfusuna kayıtlı Müslüm Altıntaş, askerliğini Erzincan'da topçu er olarak yapmaktaydı. 2 Ekim 2015 tarihinde izin dönüşü Erzincan'daki birliğine giderken, seyahat ettiği otobüs Tunceli-Pülümür karayolunda PKK tarafından durduruldu. Altıntaş PKK militanları tarafından kaçırıldı.

Bu olaydan yaklaşık dokuz ay sonra 8 Temmuz 2016 tarihinde PKK'ya yakınlığıyla bilinen Hollanda merkezli Fırat Haber Ajansı tarafından bir videosu yayımlandı. Şeker Bayramı'nın hemen sonrasıydı.

Ancak bu mesajda ailesine verdiği "Sağ salim yanınıza geleceğim" sözünü tutamadı Müslüm Altıntaş. Aynı mesajda "Bu iş nasıl son bulacak bilmiyorum" diyordu.

Altıntaş, bu mesajdan dört buçuk yıl kadar sonra Kuzey Irak'ın Gara dağında alıkonduğu bir mağarada PKK tarafından katledildi. Mağaradaki bölmede bir arada tutulan 13 rehineden 12'sinin kafasına, birinin ise göğüs bölgesine kurşun sıkılmıştı.

'SİZ BİRBİRİNİZE DAHA ÇOK TUTUNUN...'

Aynı gün aynı güzergâhta kaçırılan bir başka asker Ağrı'daki birliğine katılmak üzere yolda olan Osmaniye nüfusuna kayıtlı tankçı er

Yazının Devamını Oku PKK vahşeti ve ABD'ye düşen görevSedat ERGİN 16 Şubat 2021 Rehin alınmış savunmasız insanları başlarına kurşun sıkarak öldürmek fiilini nitelemek istediğimizde karşılaştığımız temel bir güçlük var. Buradaki fiili tanımlamakta sözlerin yetersiz kaldığı bir noktadayız.

İlle nitelemek istiyorsak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ın Gara bölgesinde gerçekleştirdiği son askeri harekât sırasında PKK'nın bir mağarada rehin tuttuğu 13 vatandaşımızı katletmesi vahşetin ta kendisidir.

REHİN ALMA STRATEJİSİ

Malatya Valisi Aydın Baruş'un açıklamasından, PKK'nın şehit ettiği vatandaşlarımızın 2015 yazından itibaren örgüt tarafından güneydoğuda farklı noktalarda kaçırılmış olduklarını anlıyoruz.

PKK, 'barış süreci'nin 2015 yazında sona ermesinden sonra sahada yeni bir stratejiye yönelmiştir. Bu, asker, polis gibi devlet görevlilerini kaçırıp rehin tutarak, Türkiye'ye karşı bir pazarlık kartı, baskı unsuru olarak kullanma stratejisidir.

PKK'nın bu tür insan kaçırma eylemlerinin varlığı bilinmekle birlikte, bu durumdaki vatandaşlarımızın Kuzey Irak'a götürülerek burada topluca alıkonduğu, Türk kamuoyunun geniş bir kesimi açısından önceki günkü hadiseyle ortaya çıkmıştır.

TEHDİDİ SINIRIN ÖTESİNDE ÇEVRELEME STRATEJİSİ

Olay, her şeyden önce Kuzey Irak'ın PKK açısından önemli bir üslenme bölgesi olma niteliğini koruduğunu gösteriyor.

TSK da bir süredir bu bölgede PKK'yı etkisiz kılmak üzere tehdidi sınırın ötesinde çevreleme stratejisine yönelmiştir. Bu yönde sayısız operasyon icra edilmiştir. Sayısı açıklanmamakla birlikte, sınırın ötesinde pek çok mevkide -ihtiyaca göre- değişen büyüklüklerde askeri birliklerin konuşlandığı biliniyor. Sınır ötesinde geniş bir coğrafyaya yayılan bu askeri mevziler TSK'ya geniş bir alan kontrolü imkânı tanımıştır.

Yazının Devamını Oku Resmi Gazete'de FETÖ'cü generalle ilgili dikkat çekici ayrıntıSedat ERGİN 13 Şubat 2021 FETÖ'cü olduğunu itiraf eden eski tuğgeneral Serdar Atasoy'un dosyasını karıştırırken her seferinde karşıma yeni ayrıntılar çıkıyor. Dikkatime takılan ayrıntılardan biriyle Resmi Gazete'de karşılaştım.

Resmi Gazete'nin 24 Temmuz 2020 tarihli sayısında yayımlanan 2020370 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararında bir gün önce (23 Temmuz) yapılan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısının kararları yer alıyor.

Altında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasının bulunduğu bu kararın girişinde, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları'nda 13 general, 4 amiral ve 51 albayın 30 Ağustos 2020 tarihinden geçerli olarak bir üst rütbeye terfi ettirilmelerinin uygun görüldüğü belirtiliyor.

Şimdi bu karara biraz daha yakından bakalım.

32 KARACI ALBAY ARASINDA 5'İNCİ SIRADA TERFİ ETMİŞ

Kararda generalamiral rütbelerini kapsayan terfiler hiyerarşi içinde isim isim sıralanıyor.

Terfilerin dağılımına baktığımızda, tuğgeneralliğetuğamiralliğe terfi eden 51 albaydan 32'sinin karacı, 9'unun denizci ve 10'unun havacı olduğunu öğreniyoruz.

Günlerdir Türk kamuoyunda tartışılan FETÖ mensubu Serdar Atasoy'un ismiyle işte bu listede karşılaşıyoruz. Şûra'nın terfi listelerinde üst sıralarda yer almak her zaman önemli bir ölçü olagelmiştir. Kendisinin listede generalliğe kaçıncı sırada terfi ettiğini merak edebilirsiniz. Bu 32 karacı albay arasında beşinci sırada terfi etmiş Atasoy.

GENERALLİĞE TERFİDE

Yazının Devamını Oku FETÖ'cü general bilmecesinde bakın hangi bağlantılarla karşılaştımSedat ERGİN 12 Şubat 2021 Katıksızbir FETÖ mensubu olduğu sonradan kendi itiraflarıyla ortaya çıkan bir subayın geçen temmuz ayındaki Yüksek Askeri Şûra'da (YAŞ) nasıl olup da tuğgeneralliğe terfi edip, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi son derece hassas bir göreve getirildiği sorusunun peşine düştüğümde, kendimi her aşamasında kafamı daha çok karıştıran bir puzzle'ın karşısında buldum.

Ve bu puzzle'ı tamamlamak üzere önüme gelen parçalar halindeki resmi bilgileri yan yana getirip anlamlandırmaya çalıştığımda bakın karşıma nasıl ilginç bir tablo çıktı.

Ancak parçalara geçmeden önce ana öyküyü kısaca hatırlayalım ki, birazdan yapacağımız egzersizde her şey yerli yerine otursun.

DELİLLER YENİ Mİ, YOKSA HAVUZDA VAR MIYDI

Serdar Atasoy, geçen 23 Temmuz'da yapılan YAŞ'ta generalliğe terfi ettirilip Kara Kuvvetleri'ndeki kritik makama atanmış olmakla birlikte göreve başlatılmamıştır. Demek ki, bu görevi üstlenmesi problemli görülmüştür. Üstelik Atasoy, 2 Kasım 2020 tarihinde de emekliye ayrılmıştır.

Zaten iki hafta kadar önce 27 Ocak'ta gözaltına alınmış ve 1 Şubat tarihinde de itirafçı olup örgüt bağlantıları hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir.

Burada duralım. İlk bakışta 27 Ocak'ta kendisinin gözaltına alınmasını mümkün kılan yeni deliller, yeni bulgular ortaya çıkmıştır ki, Serdar Atasoy hakkında bu tasarruf yapılabilmiştir.

Ya da can alıcı ikinci bir soru yöneltelim. Yoksa bu deliller zaten devletin bilgi havuzunda bulunan, ancak daha önce değerlendirilmemiş olan veriler midir

Eğer ikinci şık geçerliyse, o zaman daha da zor bir soru bizi bekliyor: Bu bilginin daha önce değerlendirmeye alınıp

Yazının Devamını Oku Kod adı 'Servet'in örgüt abilerinin gözetiminde generalliğe uzanan öyküsüSedat ERGİN 11 Şubat 2021 Kamuoyu günlerdir Serdar Atasoy'u tartışıyor. Atasoy kim Geçen Temmuz ayının sonuna doğru yapılan Yüksek Askeri Şûra'da kurmay albaylıktan tuğgeneralliğe terfi ettirilen, hemen ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi kritik bir göreve atanan, ancak bu göreve başlatılmayan, kasım ayında TSK ile ilişiği kesilen ve kısa bir süre önce gözaltına alınınca itirafçı olup FETÖ mensubu olduğunu kabul eden şahıs.

Kendisinin bu rütbeye terfi edişi ve geçirdiği soruşturmalarla ilgili konulara girmeden önce Serdar Atasoy'un kim olduğu, FETÖ'ye nasıl katıldığı, TSK'ya nasıl girdiği, onu tuğgeneralliğe kadar götüren kariyerinin nasıl bir çizgi izlediği ve bütün bu süreçte örgüt ile ilişkisini gizlilik içinde nasıl sürdürdüğü sorularına yanıt arayalım.

Etkin Pişmanlık Yasası'ndan yararlanan Atasoy'un 1 Şubat tarihinde, yani bundan 10 gün önce Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde alınan ifadesi bu soruların önemli bir bölümüne ışık tutuyor.

Atasoy'un öyküsü aslında FETÖ tarafından TSK'ya sokulan pek çok örgüt üyesinin öyküsüyle paralellik gösteriyor. Denizli'nin en küçük ilçelerinden biri olan Babadağ'da 1974 yılında dünyaya geliyor. Kasabada lise olmadığı için ortaokulu bitirince 1988 yılında İzmir Atatürk Lisesi'nde yatılı öğrenci olarak yerleştiriliyor. Atasoy, ifadesinde liseye yerleştirilmesinde cemaatin rolü olup olmadığı konusunda bir işaret vermiyor. FETÖ ile tanışmasının İzmir Atatürk Lisesi'nde gerçekleştiğini söylüyor.

p

FETÖ sisteminin nasıl işlediğini göstermesi bakımından Atasoy'un askeri kariyerinin seyrini şöyle özetleyebiliriz:

DAHA LİSEDE KOD İSMİ VERİLİYOR: Lisede Denizli'den tanıdığı Cansun Sarıyıldız isimli ilahiyat öğrencisi vasıtasıyla Atatürk Lisesi'nin cemaat sorumlusu olan, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Yavuz kod isimli örgüt abisi ile tanıştırılıyor. Yavuz, hafta sonlarında Atasoy'u Alsancak'taki yatılı öğrenci yurduna götürüyor. Burada eğitim çalışmalarına katılıyor, Fetullah Gülen'in kitaplarını okumaya başlıyor. Yavuz, Atasoy'a "Servet" kod ismini veriyor.

KARA HARP OKULUNU'NA HAZIRLIK: Atasoy, üç yıl boyunca İzmir'de