HürriyetSedat Ergin07 Ocak 2021
Okunma: 2  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sedat Ergin
Sedat Ergin
Sedat Ergin
07 Ocak 2021
Anayasa Mahkemesi'nden önemli bir hak ihlali kararı

GEÇEN pazartesi günü Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) internet sitesinde son yıllarda kamuoyunda geniş bir tartışma konusu olan Gezi davası ile ilgili önemli bir 'hak ihlali' kararı yayımlandı. Karar, bu davanın (5) numaralı sanığı Yiğit Aksakoğlu'nun tutuklanmasının hukuki olmadığına, Anayasa'nın 19'uncu maddesinde güvence altına alınan "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı"nın ihlal edildiğine hükmediyor.

AYM kararının değerlendirmesine girmeden önce kısaca Gezi davasının seyrini hatırlayalım. (1) numaralı sanığın Osman Kavala olduğu, toplam 16 sanığın "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" etmekle suçlandığı iddianame, geçen ay İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atanan, o dönemdeki düz savcı Yakup Ali Kahveci tarafından 19 Şubat 2019 tarihinde mahkemeye sunulmuştu. İstanbul 30'uncu Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonucunda 18 Şubat 2020 tarihinde Kavala ve Aksakoğlu dahil 9 sanığın beraatına, yurtdışında olan 7 sanığın dosyasının da tefrik edilmesine karar vermişti.

Aksakoğlu, bu davada 1 Kasım 2017 tarihinde tutuklanan Kavala ile birlikte tutuklu yargılanan iki sanıktan biriydi. Sivil toplum alanında çalışan Aksakoğlu, 16 Kasım 2018 tarihinde Gezi olayları soruşturması çerçevesinde gözaltına alınmış, ertesi gün tutuklanmış ve tahliye edildiği 25 Haziran 2019 tarihindeki ilk duruşmaya kadar Silivri Cezaevi'nde tek kişilik bir hücrede tutuklu kalmıştı.

Tutuklanmasından sonra serbest bırakılması için yapılan itirazlar sonuçsuz kalınca, Aksakoğlu 28 Şubat 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Avukatları Aslı Kazan ve Serkan Cengiz, hem tutuklamanın hem de delillere erişimin engellenmesinin hukuki olmadığı gerekçesiyle iki hak ihlali ileri sürmüşlerdi.

BARIŞÇIL TOPLANTI DÜZENLEMEK SUÇ DEĞİL

AYM Birinci Dairesi, iki yıla yaklaşan bir incelemenin ardından bu dosya üzerindeki kararını geçen 3 Aralık tarihinde verdi.

Toplam 47 sayfa tutan kararda Aksakoğlu'nun tutuklanmasına neden olan delil dosyası ayrıntılı bir şekilde incelenmiş. Bu çerçevede kararda da vurgulandığı üzere kendisine isnat edilen delillerin hepsi 2013 yılına aittir. Delillerin büyük bir bölümü 2013 Mayıs sonu ve haziran ayı başındaki Gezi olaylarından sonra yapılan telefon dinleme kayıtlarıdır. Bu kayıtların neredeyse tümü Aksakoğlu'nun yürüttüğü sivil toplum faaliyetlerini konu alıyor. Bu arada, Gezi olaylarıyla ilgili bir değerlendirme toplantısına da "kolaylaştırıcı", yani moderatör olarak katıldığı anlaşılıyor.

Kararda dikkatimi çeken unsurları şöyle özetleyebilirim:

Gezi olayları sırasında çok sayıda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmiş, bunların bir kısmının barışçıl bir nitelik taşıdığı Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansımıştır. AYM'nin Gezi olaylarıyla ilgili olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararları vardır.

Şiddet içermeyen barışçıl eylemlerin yapılması ve organize edilmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında korunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Dolayısıyla barışçıl toplantılar düzenlenmesinin ve bunlara katılmanın suçlama konusu olmaması gerekir.

Somut olayda başvurucuya söz konusu olaylarda meydana gelen şiddet eylemlerine olası iştirakiyle ilgili herhangi bir soru yöneltilmemiştir. Hatta başvurucunun Gezi olaylarına katıldığına ilişkin bir tespit dahi bulunmamaktadır. İlk tutuklama, tutukluluğun uzatılması kararları ve iddianamede Yiğitoğlu'nun güç ve şiddet kullandığı, şiddet eylemlerine azmettirdiği, bu eylemleri yönettiği ya da böylesi suç oluşturan davranışları desteklediği konusunda delil bulunmamaktadır.

Soruşturma mercileri, başvurucunun Gezi olaylarından sonra katıldığı şiddet içermeyen bazı etkinliklerin hükümeti devirmeye yönelik bir girişimin parçası olarak yapıldığını ortaya koyan olguları gösterememişlerdir.

İfade alma işlemi sırasında kendisine yöneltilen soruların dayanağı olan, savcılığın da iddianameye konu ettiği olaylar birbirleriyle bağlantısı olmayan, bir kısmı Gezi olaylarıyla ilgisi bulunmayan, münferit ve yasal faaliyetler ya da açıkça Anayasa'dan kaynaklanan bir hakkın kullanımına ilişkin (kitap çıkarma, dernek kurma gibi) faaliyetlerdir. Her halükârda söz konusu faaliyetlerin şiddet içermeyen faaliyetler olduğu görülmektedir.

SUÇA İLİŞKİN KUVVETLİ BELİRTİ YOK

Başvurucunun irtibatta oluğu kişilerle yaptığı görüşmelerde Gezi olaylarını hükümete karşı yaygın ve şiddet içerikli bir ayaklanmaya çevirmeye çalıştığına dair herhangi bir belirtiye rastlanmamıştır.

Başvurucunun Osman Kavala'nın talimatıyla hareket ettiği iddiasının da bir temelinin olmadığı görülmektedir.

Soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

Başvurucu, Gezi olaylarından ve 2013 yılında başlatılan ceza soruşturmasından 5 yılı aşkın bir süre sonra tutuklanmıştır. Bu süre zarfında kaçma girişiminde bulunduğuna yönelik bir olgu tespit edilememiştir. Delillerin tamamı 2013 yılında toplanmıştır. Yetkililerin soruşturmanın seyrini değiştirecek yeni deliller topladıklarına dair herhangi bir bilgi dava dosyasında bulunmamaktadır.

Başvurucunun bu eylemlerin üzerinden 5 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra tutuklanmasının neden gerekli olduğu, somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılmamaktadır.

30 BİN TL MANEVİ TAZMİNAT

AYM'nin kararında bütün bu gerekçeler sıralandıktan sonra şu hükme varılıyor: "Açıklanan gerekçelerle tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 19'uncu maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."

AYM, Aksakoğlu'nun uğradığı manevi zararların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyeceğini de vurguluyor ve kendisine "manevi tazminat" da ödenmesini kararlaştırıyor. Takdir ettiği miktar net 30.000 TL'dir.

Mahkeme, buna karşılık, delillere erişime getirilen sınırlamada bir ihlal görmemiştir.

OYBİRLİĞİ İLE ALINDI

Kararın önemi, Birinci Daire'deki beş üyenin oybirliği ile alınmış olmasıdır. Kararı verenler, Daire'nin başkanı ve AYM Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan ile Burhan Üstün, Hicabi Dursun, Muammer Topal ve Prof. Yusuf Şevki Hakyemez'dir.

Bu üyelerden Gökcan, Dursun ve Prof. Hakyemez'in 2019'da 'Füsun ÜstelBarış Akademisyenleri' dosyasında birinci derece