HürriyetSedat Ergin20 Şubat 2021
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sedat Ergin
Sedat Ergin
Sedat Ergin
20 Şubat 2021
20 yıl sonra 19 Şubat 'anayasa kitapçığı krizi'ni hatırlamak

19 Şubat 2001 Pazartesi günü herhangi bir gün gibi başlamıştı. Hürriyet'in Ankara Temsilcisi olarak görev yapıyordum.

Günün rutini içindeki en önemli olay sabah başlayacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlık edeceği Milli Güvenlik Kurulu toplantısıydı.

Saat 10.00 suları gibi olmalı. Birden Başbakan Bülent Ecevit'in Milli Güvenlik Kurulu'nu terk ederek Başbakanlığa döndüğü haberi geldi. Başbakan'ın MGK toplantısından ayrılması olağanüstü bir duruma işaret ediyordu. Bir krizin patlak verdiği belliydi.

Çok fazla beklemek gerekmedi ne olduğunu anlamamız için. Ecevit, saat 11.05'te Başbakanlık'ta bir basın toplantısı düzenleyerek "Bugün son derece üzücü bir olay oldu" diye söze girdi. "MGK toplantısının açılışında kamu görevlilerinin önünde sayın Cumhurbaşkanı son derece terbiye dışı bir üslupla bana ağır ithamlarda bulundu. Devlet geleneklerimizde yeri olmayan, eşi görülmedik bir davranışta bulundu" dedikten sonra ekledi:

"Ya kendisine aynı üslup içinde yanıtta bulunacaktım veya terk etmek zorunda kalacaktım. Onun için toplantıdan çıkmayı tercih ettim. Tabii ciddi bir krizdi bu..."

Krizin perde arkasını anlamak için o günkü Hürriyet'in dokuz sütun manşetten verdiği "Çankaya Baskını" haberini de hatırlamamız gerekiyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı Sezer, kamu bankalarını denetlemek üzere kendisine bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokmuş, kurulun müfettişlerini bu bankalara göndermişti.

Hükümetin, Zekeriya Temizel'in başında bulunduğu Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) bu konuda zaten yetkili olduğu görüşünden hareketle, Sezer'in hamlesinden rahatsızlık duyduğu Ankara'da bir sır değildi.

Ayrıca, ocak ayında savcı Talat Şalk'ın ANAP'ın kontrolündeki Enerji Bakanlığı'nı hedef alan "Beyaz Enerji" yolsuzluk soruşturmasında Ankara'daki bazı diplomatik temsilciliklere başvurup belge istemek gibi yöntemlere yönelmesi de hükümetin eleştirilerine yol açmıştı. Bu soruşturma da hükümetle Sezer arasındaki bir başka rahatsızlık konusuydu.

Sezer, bu arka plan içinde toplanan MGK'nın girişinde uzun bir konuşma yaparak, DSP- MHP-ANAP koalisyon hükümetinin yolsuzluklar konusundaki tutumunu sert bir üslupla eleştirmiş, kendisinin Anayasa'dan kaynaklanan yetkilerini kullandığını belirtmişti.

Ecevit, bakanların, bürokratların, komutanların önünde Cumhurbaşkanı tarafından böyle bir muameleye maruz bırakılmayı kabullenemeyerek MGK'yı terk etmişti. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan da Ecevit'i savunmak üzere Sezer'e yanıt verince, içeride gerilim iyice yükselmişti. Bu arada, Sezer elindeki anayasa kitapçığını Ecevit ile Özkan'a doğru fırlatmıştı.

Ecevit'in ardından bakanlar da salonu topluca terk edince, Cumhurbaşkanı Sezer, içeride komutanlar ve bürokratlarla baş başa kalmış, toplantı yapılamamıştı.

Hükümetten gün içinde gelen ağır eleştiriler karşısında Cumhurbaşkanı Sezer, akşam saatlerinde bir açıklama yaparak kendisini savundu. Cumhurbaşkanlığı'nın açıklamasında, Sezer'in MGK toplantısının girişinde bir konuşma yaparak, yolsuzlukla mücadele konusunu ve anayasal yetkilerini gündeme getirdiği duyuruldu. Açıklamada, Sezer'in "Yürütmenin yargıya müdahale etmesinin doğru olmadığını" ve "Yolsuzluk savlarının üzerine ödün vermeden kararlılıkla gidilmesi gerektiğini vurguladığı" da belirtildi.

İlginç olan bir nokta, açıklamada "Başbakan'ı da aşarak araya giren bir bakanın saygı dışı bir müdahale, söz ve davranışlarına" dikkat çekilmesiydi. Cumhurbaşkanı'nın eleştirdiği kişi, Hüsamettin Özkan'dı. Gazetelere yansıyan haberlerde Özkan'ın toplantıda Sezer'i "nankörlük"le suçladığı da yazıldı.

Değerli arkadaşım Soli Özel ile YouTube'daki kanalı için 19 Şubat krizinin 20'nci yıldönümü dolayısıyla dün yaptığımız sohbet öncesinde o günlerin arşivlerini karıştırırken, bu krizi bütün sıcaklığıyla yeniden hatırladım.

Tabii, bu tatsız olayın sonuçları MGK salonu içinde kalmadı. Borsa çakıldı, Türk parası dolar karşısında büyük bir değer kaybına uğradı, 21 Şubat'ta gecelik repo faizleri yüzde 7.500'ü gördü. Ziraat Bankası ile Halk Bankası ilk kez takas açıklarını kapatamayıp 3 milyar dolar açık verdiler. Piyasalar altüst oldu. Özetle, Türk ekonomisi karaya oturdu. Sonraki haftalarda, aylarda batan şirketler, toplu işten çıkartmalar en çok izlediğimiz haberlerdi.

Aslında 2000 Kasım ayında yaşanan orta ölçekteki ekonomik krizin ardından ekonomide ciddi bir reform ihtiyacı teslim edilmekle birlikte, koalisyon hükümeti siyasi maliyetini göze alamadığı için özellikle kamu bankalarıyla ilgili reform adımları sürekli öteleniyordu. Ekonominin makro dengeleri üzerinde birikmiş olan basınç MGK'daki hadisenin tetiklediği siyasi krizle birden boşalınca, Cumhuriyet tarihinin o güne kadarki en ağır ekonomik krizi de patlak verdi.

Peki Türkiye içine düştüğü bu sert krizden nasıl çıkacaktı Türkiye'nin ekonomik rasyoneller üzerine inşa edilecek bir krizden çıkış programına, yeni bir öyküye ve dış kaynak ihtiyacı açısından uluslararası finans sistemine de güven verecek bir kadroya ihtiyaç vardı. Bu noktada hükümet kendi içinden bir çözüm üretemeyince, Başbakan Ecevit, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş'i davet etti. Derviş, Washington D.C.'den Ankara'ya gelerek bütün yetkileri eline aldı ve kurduğu ekiple birlikte "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nı hazırladı. Türkiye, bu programla sancılı bir süreç içinde yavaş ancak istikrarlı bir şekilde kriz koşullarından çıkmaya başladı.

Tabii, o sabah Başbakan Ecevit'in MGK toplantısından ayrıldığını duyduğum an sonrasında neleri yaşayacağımızı öngörebilecek durumda değildim. Bugün tam 20 yıl sonra geriye baktığımda, nehrin yatağının nasıl köklü bir şekilde değişmiş olduğunu bugün çok daha iyi görebiliyorum. Ancak o güne ilişkin bazı sorular hâlâ zihnimde asılı duruyor.

Kuşkusuz, bir Cumhurbaşkanı'nın yolsuzluklar meselesinde duyarlı olması ve yetkilerini kullanması hiçbir şekilde sorgulanamaz. Buna karşılık bu dosyayı açmak için uygun zemin ulusal güvenlik konularının görüşüldüğü MGK mı olmalıydı Sezer'in Cumhurbaşkanı makamında oturması, Ecevit'e karşı, Başbakan'ın toplantıyı terk etmek zorunda kalmasına neden olan o üslubu kullanmasını haklı çıkarır mıydı Bu konuyu baş başa ya da dar bir grup içinde ele almaları daha isabetli olmaz mıydı

MGK'nın sahne olduğu krizin bir dizi önemli sonucu oldu. Koalisyon hükümetinin çareyi kendi içinde üretememesi ve dışarıdan bir seçeneğe yönelmesi, toplumda o dönemdeki siyaset kadrolarının işlevsizliğine dönük algıyı iyice yerleştirdi. Siyaset kurumunun bir bütün olarak toplum gözünde ciddi bir şekilde yıpranmasına, büyük bir güven erozyonuna yol açtı.

Ayrıca, Sezer ile hükümet arasında patlak veren krizin yolsuzluklar üzerinden ortaya çıkması, kaçınılmaz olarak siyasetçi sınıfının yolsuzluklarla özdeşleştirilmesini beraberinde getirdi. Krizde işsiz kalan, fakirleşen, gelir kaybına uğrayan, tasarrufları buharlaşan geniş kitlelerin kızgınlığı siyasete duyulan tepkileri iyice tırmandırdı.

Olayların akışı içinde Fazilet Partisi'ni 22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması, ardından Milli Görüş hareketindeki bölünmenin derinleşmesi ve 14 Ağustos 2001 tarihinde AK Parti'nin kuruluşu 19 Şubat krizi sonrasındaki kritik dönemeç noktalarıdır.

Ecevit'in sağlık durumunun 2002 Mayıs ayında kötüleşmesiyle derinleşen siyasi krizle birlikte 3 Kasım 2002'de gidilen erken seçimde ülkeyi kaplamış olan siyasi iklim, -başka bir dizi faktörün yanı sıra- önemli ölçüde 19 Şubat 2001 tarihinde MGK'da yaşanan krizin de bir uzantısıydı.

Seçim, TBMM'de AK Parti ve CHP'nin bulunduğu iki partili bir Meclis yaratırken, siyasi partilerin kayda değer bir bölümünün tasfiye olmasıyla sonuçlanacaktı. 19 Şubat 2001 sabahı Ecevit'in MGK toplantısını terk ettiğini duyduğumda bunu nasıl tahmin edebilirdim ki

X(".sharePop").click(function () {console.log('girdi...');mainShareContainer (".popDiv");if ((this).attr("id") "emailFromTop") {(mainShareContainer).appendTo(".epostaGonder");(".altOk").css("display", "none");if ((mainShareContainer).find("div.ustOkPop").length) {(".ustOkPop").css("display", "block")} else {("").appendTo(mainShareContainer)}} else {(mainShareContainer).appendTo(".arsivEkle");(".ustOkPop").css("display", "none");(".altOk").css("display", "block")}var m parseInt((this).attr("lpos"));var n parseInt((this).attr("tpos"));var l parseInt((this).attr("ph"));var k l 20;var g parseInt((this).attr("pw"));var h g 20;(mainShareContainer).css({ width: g "px", height: l "px", left: m "px", top: n "px" });(".popFull").css({ width: g "px", height: l "px" });(".kapatBut").css({ left: (h - 33) "px" });(".altOk").css({ left: ((h 2) 70) "px" });(".popFull").html("");('').appendTo((".popFull"));(mainShareContainer).show();return false});(".kapatBut").click(function () {(".popDiv").hide();});O mağarada saat saat ne olduSedat ERGİN 18 Şubat 2021 Geçen hafta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ın Gara dağında gerçekleştirdiği harekât sırasında PKK'nın bir mağarada rehin tuttuğu 13 vatandaşımızı şehit etmesi hadisesinin uzun bir dönem Türk kamuoyunun gündeminde yer edeceği anlaşılıyor.

Tartışmayı bir çerçeveye oturtmak bakımından, harekâtın nasıl gerekçelendirildiği, nasıl planlandığı, ne şekilde icra edildiği, icrası sırasında hangi aşamalardan geçildiği gibi başlıca soruların yanıtlarını resmi açıklamaları esas alarak değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.

ANA HAREKÂT ÇARŞAMBA SABAHA KARŞI BAŞLADI

Türk kamuoyu, harekâtın başladığını 10 Şubat Çarşamba günü Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan paylaşımlarla öğrendi. Açıklamada, PKK'nın Irak'ın kuzeyinde bazı bölgelerde varlığını sürdürmeye, yeniden barınma alanları ve mevziler oluşturmaya devam ettiği ve geniş çaplı bir saldırı hazırlığı içinde olduğunun tespit edildiği belirtilerek, Gara bölgesindeki hedeflere 10 Şubat 02.55'ten itibaren "Pençe Kartal-2 Harekâtı"nın düzenlendiği bildirildi.

Sonradan yapılan açıklamalar, hava bombardımanının yaklaşık üç saate yakın sürdüğünü, 50'den fazla hedeften 48'inin imha edildiğini gösteriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in 14 Şubat tarihli açıklamasına göre, Çarşamba sabahı saat 04.55'te ikinci aşamaya geçilerek "kara harekâtı" başlatılmıştır. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise önceki gün TBMM'deki konuşmasında, harekâtın çarşamba sabahı 05.45'te başladığını bildirdiği bu aşamasını "Hava hücum harekâtı" diye adlandırıyor, "Belirlediğimiz çeşitli bölgelere özel kuvvet unsurlarımız helikopterlerle inmeye başladılar" diyor.

Akar, bu aşamadaki hedefi "Bölgeye giriş çıkışları önleme, uygun arazi kesimlerini kontrol altına alma" şeklinde açıklıyor. Harekâtın ilk gününde üç şehit bu sırada çıkan çatışmalarda verilmiştir. Çatışmalarda şehit olan ikisi subay biri astsubay üç askerin cenaze töreni 12 Şubat Cuma günü Ankara'da yapıldı. Akar, beraberinde TSK komuta kademesi olduğu halde 13 Şubat Cumartesi sabahı Şırnak'a intikal etti. Bakan Akar ve komutanlar, daha sonra Irak'ın kuzeyinde gerçekleştirilen "Pençe Kartal-2 Harekâtı"nın sevk ve idare edildiği sınır hattındaki Harekât Merkezi'ne geçtiler.

HAREKÂT İSTİHBARATIN TEYİDİ VE MÜDAHALE AMAÇLI

Akar, operasyonun sona ermesinin ardından 14 Şubat Pazar sabaha karşı 01.00 sularında Harekât Merkezi'nde yaptığı açıklamada, harekâtın amacını "terörist unsurları etkisiz hale getirmek", "sınır güvenliğini sağlamak" hedeflerinin yanı sıra "daha önce güvenlik nedeniyle açıklanmayan, teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımızla ilgili istihbaratı teyit etmek ve gerekli müdahalede bulunmak maksadı" şeklinde açıklamıştır. Harekâtın başından itibaren rehineleri kurtarma hedefine de dönük olduğu ilk kez bu açıklamayla telaffuz edilmiştir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral

Yazının Devamını Oku Rehine erler ailelerine hangi mesajları göndermişti Sedat ERGİN 17 Şubat 2021 "Anne, baba, bayramınız mübarek olsun..." diye başlıyor video mesajında ailesine seslenirken Müslüm Altıntaş ve ekliyor: "Hepinizi çok özledim..."

Örgütün izniyle yapılan kayıtta mesajın en çarpıcı kısmı bundan sonra geliyor: "Elinizden geleni yaptığınızı biliyorum... Bu iş nereye kadar gidecek, nasıl son bulacak bilmiyorum. Şu anda buradayız işte. Benden daha çok siz zorlanıyorsunuz, biliyorum. Size söz veriyorum, bir gün yanınıza sağ salim geleceğim."

'BU İŞ NASIL SON BULACAK, BİLMİYORUM...'

Şanlıurfa nüfusuna kayıtlı Müslüm Altıntaş, askerliğini Erzincan'da topçu er olarak yapmaktaydı. 2 Ekim 2015 tarihinde izin dönüşü Erzincan'daki birliğine giderken, seyahat ettiği otobüs Tunceli-Pülümür karayolunda PKK tarafından durduruldu. Altıntaş PKK militanları tarafından kaçırıldı.

Bu olaydan yaklaşık dokuz ay sonra 8 Temmuz 2016 tarihinde PKK'ya yakınlığıyla bilinen Hollanda merkezli Fırat Haber Ajansı tarafından bir videosu yayımlandı. Şeker Bayramı'nın hemen sonrasıydı.

Ancak bu mesajda ailesine verdiği "Sağ salim yanınıza geleceğim" sözünü tutamadı Müslüm Altıntaş. Aynı mesajda "Bu iş nasıl son bulacak bilmiyorum" diyordu.

Altıntaş, bu mesajdan dört buçuk yıl kadar sonra Kuzey Irak'ın Gara dağında alıkonduğu bir mağarada PKK tarafından katledildi. Mağaradaki bölmede bir arada tutulan 13 rehineden 12'sinin kafasına, birinin ise göğüs bölgesine kurşun sıkılmıştı.

'SİZ BİRBİRİNİZE DAHA ÇOK TUTUNUN...'

Aynı gün aynı güzergâhta kaçırılan bir başka asker Ağrı'daki birliğine katılmak üzere yolda olan Osmaniye nüfusuna kayıtlı tankçı er

Yazının Devamını Oku PKK vahşeti ve ABD'ye düşen görevSedat ERGİN 16 Şubat 2021 Rehin alınmış savunmasız insanları başlarına kurşun sıkarak öldürmek fiilini nitelemek istediğimizde karşılaştığımız temel bir güçlük var. Buradaki fiili tanımlamakta sözlerin yetersiz kaldığı bir noktadayız.

İlle nitelemek istiyorsak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ın Gara bölgesinde gerçekleştirdiği son askeri harekât sırasında PKK'nın bir mağarada rehin tuttuğu 13 vatandaşımızı katletmesi vahşetin ta kendisidir.

REHİN ALMA STRATEJİSİ

Malatya Valisi Aydın Baruş'un açıklamasından, PKK'nın şehit ettiği vatandaşlarımızın 2015 yazından itibaren örgüt tarafından güneydoğuda farklı noktalarda kaçırılmış olduklarını anlıyoruz.

PKK, 'barış süreci'nin 2015 yazında sona ermesinden sonra sahada yeni bir stratejiye yönelmiştir. Bu, asker, polis gibi devlet görevlilerini kaçırıp rehin tutarak, Türkiye'ye karşı bir pazarlık kartı, baskı unsuru olarak kullanma stratejisidir.

PKK'nın bu tür insan kaçırma eylemlerinin varlığı bilinmekle birlikte, bu durumdaki vatandaşlarımızın Kuzey Irak'a götürülerek burada topluca alıkonduğu, Türk kamuoyunun geniş bir kesimi açısından önceki günkü hadiseyle ortaya çıkmıştır.

TEHDİDİ SINIRIN ÖTESİNDE ÇEVRELEME STRATEJİSİ

Olay, her şeyden önce Kuzey Irak'ın PKK açısından önemli bir üslenme bölgesi olma niteliğini koruduğunu gösteriyor.

TSK da bir süredir bu bölgede PKK'yı etkisiz kılmak üzere tehdidi sınırın ötesinde çevreleme stratejisine yönelmiştir. Bu yönde sayısız operasyon icra edilmiştir. Sayısı açıklanmamakla birlikte, sınırın ötesinde pek çok mevkide -ihtiyaca göre- değişen büyüklüklerde askeri birliklerin konuşlandığı biliniyor. Sınır ötesinde geniş bir coğrafyaya yayılan bu askeri mevziler TSK'ya geniş bir alan kontrolü imkânı tanımıştır.

Yazının Devamını Oku Resmi Gazete'de FETÖ'cü generalle ilgili dikkat çekici ayrıntıSedat ERGİN 13 Şubat 2021 FETÖ'cü olduğunu itiraf eden eski tuğgeneral Serdar Atasoy'un dosyasını karıştırırken her seferinde karşıma yeni ayrıntılar çıkıyor. Dikkatime takılan ayrıntılardan biriyle Resmi Gazete'de karşılaştım.

Resmi Gazete'nin 24 Temmuz 2020 tarihli sayısında yayımlanan 2020370 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararında bir gün önce (23 Temmuz) yapılan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısının kararları yer alıyor.

Altında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasının bulunduğu bu kararın girişinde, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları'nda 13 general, 4 amiral ve 51 albayın 30 Ağustos 2020 tarihinden geçerli olarak bir üst rütbeye terfi ettirilmelerinin uygun görüldüğü belirtiliyor.

Şimdi bu karara biraz daha yakından bakalım.

32 KARACI ALBAY ARASINDA 5'İNCİ SIRADA TERFİ ETMİŞ

Kararda generalamiral rütbelerini kapsayan terfiler hiyerarşi içinde isim isim sıralanıyor.

Terfilerin dağılımına baktığımızda, tuğgeneralliğetuğamiralliğe terfi eden 51 albaydan 32'sinin karacı, 9'unun denizci ve 10'unun havacı olduğunu öğreniyoruz.

Günlerdir Türk kamuoyunda tartışılan FETÖ mensubu Serdar Atasoy'un ismiyle işte bu listede karşılaşıyoruz. Şûra'nın terfi listelerinde üst sıralarda yer almak her zaman önemli bir ölçü olagelmiştir. Kendisinin listede generalliğe kaçıncı sırada terfi ettiğini merak edebilirsiniz. Bu 32 karacı albay arasında beşinci sırada terfi etmiş Atasoy.

GENERALLİĞE TERFİDE

Yazının Devamını Oku FETÖ'cü general bilmecesinde bakın hangi bağlantılarla karşılaştımSedat ERGİN 12 Şubat 2021 Katıksızbir FETÖ mensubu olduğu sonradan kendi itiraflarıyla ortaya çıkan bir subayın geçen temmuz ayındaki Yüksek Askeri Şûra'da (YAŞ) nasıl olup da tuğgeneralliğe terfi edip, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi son derece hassas bir göreve getirildiği sorusunun peşine düştüğümde, kendimi her aşamasında kafamı daha çok karıştıran bir puzzle'ın karşısında buldum.

Ve bu puzzle'ı tamamlamak üzere önüme gelen parçalar halindeki resmi bilgileri yan yana getirip anlamlandırmaya çalıştığımda bakın karşıma nasıl ilginç bir tablo çıktı.

Ancak parçalara geçmeden önce ana öyküyü kısaca hatırlayalım ki, birazdan yapacağımız egzersizde her şey yerli yerine otursun.

DELİLLER YENİ Mİ, YOKSA HAVUZDA VAR MIYDI

Serdar Atasoy, geçen 23 Temmuz'da yapılan YAŞ'ta generalliğe terfi ettirilip Kara Kuvvetleri'ndeki kritik makama atanmış olmakla birlikte göreve başlatılmamıştır. Demek ki, bu görevi üstlenmesi problemli görülmüştür. Üstelik Atasoy, 2 Kasım 2020 tarihinde de emekliye ayrılmıştır.

Zaten iki hafta kadar önce 27 Ocak'ta gözaltına alınmış ve 1 Şubat tarihinde de itirafçı olup örgüt bağlantıları hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir.

Burada duralım. İlk bakışta 27 Ocak'ta kendisinin gözaltına alınmasını mümkün kılan yeni deliller, yeni bulgular ortaya çıkmıştır ki, Serdar Atasoy hakkında bu tasarruf yapılabilmiştir.

Ya da can alıcı ikinci bir soru yöneltelim. Yoksa bu deliller zaten devletin bilgi havuzunda bulunan, ancak daha önce değerlendirilmemiş olan veriler midir

Eğer ikinci şık geçerliyse, o zaman daha da zor bir soru bizi bekliyor: Bu bilginin daha önce değerlendirmeye alınıp

Yazının Devamını Oku Kod adı 'Servet'in örgüt abilerinin gözetiminde generalliğe uzanan öyküsüSedat ERGİN 11 Şubat 2021 Kamuoyu günlerdir Serdar Atasoy'u tartışıyor. Atasoy kim Geçen Temmuz ayının sonuna doğru yapılan Yüksek Askeri Şûra'da kurmay albaylıktan tuğgeneralliğe terfi ettirilen, hemen ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi kritik bir göreve atanan, ancak bu göreve başlatılmayan, kasım ayında TSK ile ilişiği kesilen ve kısa bir süre önce gözaltına alınınca itirafçı olup FETÖ mensubu olduğunu kabul eden şahıs.

Kendisinin bu rütbeye terfi edişi ve geçirdiği soruşturmalarla ilgili konulara girmeden önce Serdar Atasoy'un kim olduğu, FETÖ'ye nasıl katıldığı, TSK'ya nasıl girdiği, onu tuğgeneralliğe kadar götüren kariyerinin nasıl bir çizgi izlediği ve bütün bu süreçte örgüt ile ilişkisini gizlilik içinde nasıl sürdürdüğü sorularına yanıt arayalım.

Etkin Pişmanlık Yasası'ndan yararlanan Atasoy'un 1 Şubat tarihinde, yani bundan 10 gün önce Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde alınan ifadesi bu soruların önemli bir bölümüne ışık tutuyor.

Atasoy'un öyküsü aslında FETÖ tarafından TSK'ya sokulan pek çok örgüt üyesinin öyküsüyle paralellik gösteriyor. Denizli'nin en küçük ilçelerinden biri olan Babadağ'da 1974 yılında dünyaya geliyor. Kasabada lise olmadığı için ortaokulu bitirince 1988 yılında İzmir Atatürk Lisesi'nde yatılı öğrenci olarak yerleştiriliyor. Atasoy, ifadesinde liseye yerleştirilmesinde cemaatin rolü olup olmadığı konusunda bir işaret vermiyor. FETÖ ile tanışmasının İzmir Atatürk Lisesi'nde gerçekleştiğini söylüyor.

p

FETÖ sisteminin nasıl işlediğini göstermesi bakımından Atasoy'un askeri kariyerinin seyrini şöyle özetleyebiliriz:

DAHA LİSEDE KOD İSMİ VERİLİYOR: Lisede Denizli'den tanıdığı Cansun Sarıyıldız isimli ilahiyat öğrencisi vasıtasıyla Atatürk Lisesi'nin cemaat sorumlusu olan, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Yavuz kod isimli örgüt abisi ile tanıştırılıyor. Yavuz, hafta sonlarında Atasoy'u Alsancak'taki yatılı öğrenci yurduna götürüyor. Burada eğitim çalışmalarına katılıyor, Fetullah Gülen'in kitaplarını okumaya başlıyor. Yavuz, Atasoy'a "Servet" kod ismini veriyor.

KARA HARP OKULUNU'NA HAZIRLIK: Atasoy, üç yıl boyunca İzmir'de Yavuz'un sorumluluğunda kalıyor. Yavuz'un görevlerinden biri askeri okulları kazanabilecek öğrencilerin seçilmesi ve sınavları kazanabilecek şekilde hazırlanmalarıdır. Bu aşamada İskender Girgin, Erdal Baylar ve Serdar isminde üç öğrencinin daha katıldığı bir gruba dahil ediliyor. Yurtta Yavuz'a tahsisli bir odada ders çalışılıyor. Sınavda çıkabilecek soruların bulunduğu testler getiriyor. Ayrıca, cemaat bağlantısı olmayan bir dershaneye de kaydı yaptırılıyor. 1991 yılında bu gruptan Serdar Atasoy, İskender ve Erdal, Ankara'daki Kara Harp Okulu sınavını kazanıyorlar.

'YAVUZ ABİ' ANKARA'YA DÜZENLİ GELİYOR:

Yazının Devamını Oku Bir hukuk düzeninde kabul edilemeyecek şeylerSedat ERGİN 10 Şubat 2021 Şimdi sıralayacaklarımın hepsi demokrasilerde karşılaşılan, belli ölçülerde kabul edilebilir durumlardır.

Örneğin, ülkenin gidişatından hoşnut olmayabilirsiniz. İktidarın birçok alandaki icraatı sizi ciddi ölçülerde mutsuz ediyor olabilir. Siz de yürütme gücünü elinde bulunduranların tasarruflarına karşı Anayasa'nın tanıdığı haklar çerçevesinde açıklama yapabilir, toplanma hakkından yararlanarak protestonuzu ortaya koyabilirsiniz. Riskleri, yüksek bir maliyeti de olabilir bu itirazın...

Keza, iktidar da sizin sergilediğiniz muhalefetten, farklı, karşıt görüşler ifade ediyor olmanızdan rahatsızlık duyabilir. İtirazınızı ifade ederken ölçüyü kaçırdığınızı da düşünüyor olabilir karar vericiler. Hatta muhtelif yöntemlerle sesinizi kısmaya da çalışabilirler.

Ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte üç aşağı beş yukarı bütün demokratik rejimler son tahlilde iktidar ile ona muhalefet edenler arasındaki bir çekişmeye dayanır. İpin iki ucundaki taraflar sıkıca ipi kendi yönlerine çekmeye çalışırlar.

Gelişkin, köklü demokratik rejimlerde bu çekişme daha hoşgörülü bir zeminde, belli bir olgunluk içinde cereyan eder.

Demokrasi geleneklerinin henüz tam olarak içselleşmediği göreceli genç demokrasilerde bu çekişme genellikle daha sert bir zeminde cereyan eder. Çatışma hatları daha keskindir. Güçler ayrılığının tam olarak işlemediği, denetleme mekanizmalarının yetersiz kaldığı ya da işlemediği modellerde, bu çekişme, oyunun adil oynanmadığı zeminlere de kayabilir.

Ancak böyle de olsa seçeneksiz değilsiniz. Bir sonraki seçimde oyunuzu kullanarak yapacağınız tercihle ülkenin gidişatını değiştirmeyi deneyebilirsiniz.

Onun dışında şahsi düzeyde haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde itirazınızı dile getirmek üzere çalabileceğiniz kapılar var. Mahkemeye gidersiniz; şikâyetiniz sonuçsuz kalırsa Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bireysel başvuru hakkınızı kullanırsınız. AYM de haklılığınızı teslim etmezse, bu kez Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dilekçe verebilirsiniz. Gecikmeli de olsa muhtemelen bir aşamada adalet tecelli edecektir.

Yazının Devamını Oku Akar, 'FETÖ'cü albay YAŞ'ta nasıl general oldu' sorusuna ne yanıt verdiSedat ERGİN 9 Şubat 2021 Geçen cumartesi günü öğleden sonra iki meslektaşımla birlikte Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile uzun bir sohbet yapma imkânı buldum. Kendisine FETÖ ile mücadeleden ABD ile S-400 anlaşmazlığına, son Almanya gezisinden Libya'daki Türk askerlerinin geleceğine kadar birçok konuda soru yöneltme fırsatım oldu. Sohbetin önemli bir bölümü TSK'nın FETÖ'ye karşı yürütmekte olduğu mücadeleyi konu aldı.

Milli Savunma Bakanı Akar, öncelikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra gerçekleşen büyük tasfiyenin yol açtığı personel açığına rağmen TSK'nın giriştiği askeri harekâtlarda ortaya koyduğu performansın çok başarılı olduğunu özellikle vurguladı.

Örnek olarak, Hava Kuvvetleri'nde ihraçlardan sonra ciddi bir pilot açığının ortaya çıktığını belirtirken, "Ortalamaya vurulursa, 100 pilottan 80'i gitti. O zaman 5 pilotun yaptığı işi bugün 1 pilot yapıyor ve adeta tarih yazıyorlar" diye konuştu Hulusi Akar. Keza, Deniz Kuvvetleri'nin geçen yıl Doğu Akdeniz'deki seyir süresinin "son yirmi yılın en yüksek düzeyinde" gerçekleştiğine dikkat çekti.



FETÖ BİR ORDUNUN BAŞINA GELEBİLECEK EN BÜYÜK MUSİBET

Bakan, FETÖ ile mücadelede örgütle bağlantılı olduğu ortaya çıkan personelle ilgili bilgiler geldikçe gereken neyse tereddütsüz bir şekilde yapıldığını belirtirken, şu dökümü paylaştı: "15 Temmuz sonrasında bugüne dek toplam 21.147 personel ihraç edilmiştir. Bunun 150'si general-amiral düzeyindedir. 9.373'ü subay, 9.923'ü astsubay, 1.255'i uzman erbaş-er, 446'sı da memur-işçidir. Bu toplam içinde 5.850'si hakkındaki işlem doğrudan bakan tasarrufuyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca daha önce emekli olmuş 1.639 askerin rütbesi alınmıştır. Bu arada, haklarındaki idari işlemler devam eden 3.275 kişi geçici olarak uzaklaştırılmıştır."

Yazının Devamını Oku AYM kararlarının uygulanması anayasal düzen için güven sınavıSedat ERGİN 6 Şubat 2021 Eski İstanbul CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'nun durumu muhtemelen bundan yıllar sonra bu dönemin yargı alanındaki uygulamalarına bakılırken hukuk fakültelerinde özel bir vaka olarak ele alınacaktır.

Bu dosyayı inceleyenler, Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisinin kime ait olduğu konusunda Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında bir görüş ayrılığı yaşanabilmiş olmasından, AYM kararlarının bazı mahkemeler tarafından tanınmaması, bunun sonucu AYM'nin aynı dosyada tekrarlayan ihlal kararları alması gibi biri dizi problemli, tartışmalı uygulama ve durumla karşılaşacaktır.

PROF. ŞENTOP GÜVENCE VERMİŞTİ

Meselenin temelinde Anayasa'nın milletvekili dokunulmazlığına ilişkin 83'üncü maddesinin "Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclis'in yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır" şeklindeki dördüncü fıkrası yer alıyor.

2016 yılında Anayasa'ya eklenen bir geçici maddeyle haklarında fezleke hazırlanmış tüm milletvekillerinin dokunulmazlıkları bir kereliğine kaldırılmıştır. Bu anaya değişikliği yapılırken, dokunulmazlığını kaybeden bir milletvekilinin bu tasarruftan sonra yeniden seçilmesi halinde durumunun ne olacağı sorusuna da yanıt aranmıştır.

Dönemin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Mustafa Şentop, yasa değişikliği hazırlanırken bu konudaki tereddütleri gidermek üzere "Anayasa'nın 83'üncü maddesinin dördüncü fıkrasının varlığını sürdürdüğünü" hatırlatarak, "Tekrar bir seçim halinde seçilenlerin -dokunulmazlığı kaldırılan dosyalar bakımından- dokunulmazlığın yeniden kazanılacağının açık olduğu" yolunda beyanda bulunmuştur.

Bu güvencenin verilmesine ko