CumhuriyetÖzdemir İnce18 Ekim 2020
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Sonraki Yazısı
Özdemir İnce
Özdemir İnce
Özdemir İnce
18 Ekim 2020
Eren okula gidiyor

Eren Bey dokuz yaşında, benim arkadaşım. Babası doktor, annesi Ülker İnce'nin Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü'nden öğrencisi. Şimdi "Prof. Dr." unvanlı üniversite öğretim üyesi. Eren'le sekiz yıldır arkadaşız. Annesi bana onun okul hayatı hakkında rapor verir. Ne de olsa Eren Bey'in "fahri dede"siyim.

Eren, bir devlet okuluna gidiyor, zaten Almanya'da özel okul yok denecek kadar az. Eren'in sınıfı müzik ağırlıklı bir sınıf, müzik odalarında, Steinway and Sons kuyruklu piyano var ve bütün öğrenciler bir müzik aleti çalıyor. Normal zamanda öğrenciler yılda 50 konser veriyor.

Ders kitapları, ders yılının başında okul tarafından dağıtılıyor, satın almak diye bir şey yok. Ödünç veriliyor demek daha doğru olur aslında. Çocuklar, kitapları kaplamak ve kapağın içindeki etikete tarih ve ad yazmak zorunda. Temiz kullanıp yıl sonunda geri verecekler ki bir sonraki yıl başka bir öğrenci o kitabı kullanabilsin.

Satın alınacak ders malzemeleri listesinde şöyle ifadeler bulunuyor: "Şeffaf dosya ve klasör, rengi önemli değil, kullanılmış olabilir."

İnternet üzerinden ders yapmak gerekebilir diye okul, evlerinde tablet bulunmayan çocuklara ödünç vermek üzere makul sayıda tablet almış. Müdür, "Biz tablet, akıllı telefon falan gibi şeylere bu küçük sınıflarda pek izin vermiyoruz aslında ama pandemi bizi buna zorlandı" diye anlatmış açılışta.

Şu anda her gün okula gidiyorlar, tablet falan hiç kullanmıyorlar, olur da tekrar okulu kapatmak gerekirse diye hazırlıkmış sadece. Medya bilgisi diye bir dersleri var, orada interneti, bilgisayarı bilinçli kullanmayı öğretiyorlarmış çocuklara. Son derste Google Earth ile dünyayı dolaşmışlar. Eren, Foça'yı göstermiş öğretmenine ve arkadaşlarına.

Zorunlu yüzme dersi de var. Okulun kendi havuzu yok, belediyeye ait havuzları kullanıyor okullar; sınıflara belli saatler ayrılıyor.

Fen dersini çok sevmiş Eren, laboratuvar çalışması çok ilgisini çekmiş. Küçük bilim insanı muamelesi görüyorlar. Gözlem yapmak, veri toplamak, saptamalarını deftere geçirmek, çizelge oluşturmak gibi şeyler öğrenmişler derste. Bunları çok basit uygulamalarla öğreniyorlar. Örneğin, Eren kalem kutusundan seçtiği bazı nesneleri hassas tartıyla tartmış ve tam ağırlıklarını not etmiş. Önce ağırlıkları sayı olarak listelemiş, sonra sütunlu bir çizelgeyle göstermiş. Sütunlu çizelgeyle göstermenin daha iyi olduğuna karar vermiş, o zaman karşılaştırmak daha kolay oluyormuş, sütunların biri kısa biri uzun, hemen anlaşılıyor diyor. Bunun üzerine sınıfta, hangi iş için hangi tür tablo ve çizelge daha uygundur konusunu konuşmuşlar.

Fen dersinde edinilecek becerilerin listesi şöyle: Adlandırmak, tarif etmek, nedensel ilişki kurmak, açıklamak, çıkarım yapmak, karşılaştırmak.

İlk derste bir şeyi adlandırmakla tarif etmek arasındaki farkı konuşmuşlar. Öğretmen basit örnekler vermelerini istemiş. Bizim Eren de "Bugün okula gelirken bindiğim aracın adı otomobil. Bunu söyleyince onu adlandırmış oluyorum, otomobil dört tekerlekli ve motorlu bir araçtır dediğimde onu tarif ediyorum, evim okula uzak olduğu için yürüyerek ya da bisikletle gelemezdim, o nedenle arabayla geldim, dediğimde nedensel ilişki kuruyorum" demiş ve öğretmenden aferini almış. Benden de aferin. Ama merak ettim, AKP okullarında nasıl cevap verilir

Bizim Eren çok iyi bir piyanist, beste de yapıyor ama bir "dâhi" değil, normal zekâlı bir çocuk. Ama bir nesneyi adlandırmak ve tarif etmek kolay değil, o becermiş bu işi. AKP ve MHP saltanatının ortaokul öğrencileri bu işi kesinlikle becereme