SabahOkan Müderrisoğlu16 Şubat 2021
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
Okan Müderrisoğlu
Okan Müderrisoğlu
Okan Müderrisoğlu
16 Şubat 2021
Rezervlerin bozduğu büyük oyun...
Döviz rezervlerine ilişkin söylemler ile vatandaşların ve piyasaların zihninin kirletilmesi gayretleri hakikaten ibretlik. Döviz işlemleri, kişiye ve kuruluşa özel kapalı devre yapılmıyor

Prof. Kerem Alkin konuya net bir giriş yaparak, döviz rezervlerine dair muhtelif iddia ve yorumlara teknik karşılıklar verdi. Bir süredir, özellikle sosyal medya ortamında, Merkez Bankası döviz varlıkları üzerinden "Kimlere satıldı" sorusu ileri sürülerek, bir tür suistimal, iltimas algısı yaratılmaya çalışıldığı görülüyor. Muhalif siyasi partilerin sözcülerinin de eşlik ettiği bir faaliyet, giderek organize hal alıyor... İlgilenenler ve samimiyetle merak edenler için birkaç kritik hususa değinelim. Anlamak istemeyenlerin yanı sıra ön yargıyla malûl olanları da niyet ve hedefleri ile bir kenara not edelim. YERİNE KONULAMAZ DEĞİL Öncelikle... Döviz rezervlerinin özellikli günler için tutulduğunu belirtelim. Günü gelince hazine ve kamu ödemelerinin yapılabilmesi, ithalatın finansmanı, ekonomik aktivitenin sürdürülebilirliği adına, döviz rezervleri bir tür hava yastığı görevi görür. Rezerv, yerine konulamaz varlık da değildir! Gelelim ikinci noktaya... Döviz rezervlerine ilişkin "peşkeş çekildi" söylemi ile vatandaşların ve piyasaların zihninin kirletilmesi gayretleri hakikaten ibretlik. Aman dikkat diyorum! Nedeni çok açık... Merkez Bankası bilançosunda, bankaların ve kurumların kayıtlarında, ödemeler dengesi hesabında rezervlerin seyrine dair somut veriler bulunuyor. Yani Türkiye, döviz işlemlerini kişiye ve kuruluşa özel ve kapalı devre yapmıyor. Her şey şeffaf ortamda cereyan ediyor. Ve en önemlisi... Türkiye'ye özgü faktörler siyasal tercihler ile Türkiye'yi hedef alan girişimler üzerinde de ayrıca durmak gerekiyor. Zira her kararın kendi iç tutarlılığı, şartların gerektirdiği hassas yönleri ve fırsat maliyeti bulunuyor. Son iki yılı hafızasında canlandıranlar, üç kritik dönüm noktasını hemen hatırlıyorlar. 1- Ağustos 2018. Yeni Ekonomi Programı'nın hemen öncesinde ve yeni hükümetin daha ilk aylarında, eski ABD Başkanı Trump'ın Türkiye ekonomisine açıktan saldırısı. 2- 2019 baharında ve yazında yerel seçimler sırasında gerçekleşen dış kaynaklı ve iç destekli kur atakları. 3- 2020 yılında tüm dünyayı kökten sarsan pandemi şokunun ekonomik ve toplumsal etkileri. ASIL BAKILMASI GEREKEN YER FİTNE ATEŞİ YAKANLAR Türkiye, zaman ayarlı bir dizi döviz operasyonuna uğradığında, her ortamda değişik karakterler kazanan gelişmeler karşısında aynı zamanda tercihe de zorlandı. 1- Ya IMF'ye gidecekti. Ki bunu epey isteyenler de oldu. 2- Ya faizleri şok biçimde artıracaktı. Ki dünya, pandemi krizini aşmak için faizleri indirip parasal genişlemeye giderken Türkiye'nin faize abanması, reel sektörü felç edecekti. 3- Ya da objektif ve sübjektif gerekçelere dayanan döviz talebini karşılayacak ve bir geçiş dönemini takiben rezerv tablosunu onarıcı önlemleri devreye alacaktı. Dediğim gibi burada stratejik tercihler, siyasi öncelikler ve ekonominin geleceğine dair öngörüler söz konusu idi. Dövizi satan ne kadar belli ise alanlar da o kadar belliydi. Cari açığın finansmanı, kamunun enerji şirketlerinin ödemeleri, Türkiye piyasasından çıkmak ve türbülansı artırmak için konuşlanan spekülatif uluslararası sermayenin talebi, şirketler kesimi ile dövizi yatırım aracı olarak gören bireylerin alımları... Son bir not da "çarşıyı karıştırma şehvetine kapılan" aktörler ile "mahallede olup bitenlere peşin hükümle yaklaşan" kişilere dair. O kadar uğraşmalarına, senaryo yazmalarına gerek yok. Neden Çünkü onların sandığı gibi bir hesap yok da ondan. Diyoruz ki... Mesele, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan'ın y