HürriyetNedim Şener20 Kasım 2020
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Nedim Şener
Nedim Şener
Nedim Şener
20 Kasım 2020
Kod adı: ATİLLA

Okuyanlar bilir, 2004 yılında Alaattin Çakıcı'nın 'organize suç örgütü lideri' olarak faaliyetlerini içeren 'Kod Adı Atilla' isimli bir kitap yayınlamıştım.

'Atilla', Alaattin Çakıcı'ya MİT'çiler tarafından kullanılırken verilen kod adıydı. 'Atilla Çelik' olan kod ad ve soyadının baş harfleri, gerçek adının baş harfleriyle aynıydı.

Kurumları, işadamlarını hatta bazen gazeteleri bu adla arardı. Bu dönemde, 'Atilla Yılmazer', 'Atilla Vural' ve 'Nuri Akyıldız' isimlerini de kullandı.

1990'lı yıllar "derin devlet, Susurluk, cinayet, mafya, ihale, yolsuzluk" gibi kelimelerle hatırlanır. Mafyanın karışmadığı devlet ihalesi, tehdit etmedikleri kişi kalmamıştı.

Eski dönemlerin "kabadayıları" gitmiş, yerine "çeteler" gelmişti. Çeteler ise "mafya" denilen "organize suç örgütleri" halini aldı. Çakıcı da en bilineni hatta marka ismiydi. O yıllarda neredeyse "Ülkücü mafya" ifadesinin en bilinen simasıydı.

Alaattin Çakıcı, 1953 yılında Trabzon'un Arsin kasabasının Fındıklı köyünde doğdu. Babası Ali Çakıcı, kan davası nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti ve Karadenizlilerin yoğunlukta olduğu Gültepe Mahallesi'ne yerleşti.

Babası kahvecilik yaparken, Alaattin Çakıcı gençlik dönemlerinde Kağıthane Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptı. 1970'lerin sonunda babası ve amcasının oğlu solcu örgütler tarafından öldürüldü. Babasının cenazesini morgdan alan, tanıdık bir siyasetçi, Hüsamettin Cindoruk'tu.

Kız kardeşi Kamze Yılmaz ise kendilerine ait bir büfede diri diri yakılmak istendi. Yılmaz saldırıdan yaralı olarak kurtuldu.

1980 DARBESİ, ÇEK-SENET

12 Eylül 1980 darbesi sonrası ise çek-senet tahsilatı işleriyle uğraşmaya başladı. İstanbul genelinde Ülkücülüğünü öne çıkarması nedeniyle "Ülkücü mafya" kavramının yerleşmesine neden oldu. 1969 yılında evlendiği Gönül Çakıcı'dan 1991 yılında boşandı. Alaattin Çakıcı adını asıl 1990'larda duyurdu. 1990'larda sahibi oldukları bankaların içini boşaltan "hortumcular", "Döviz getireceğim" diye Hazine'den teşvik alan "hayali ihracatçılar" ve ihalelerdeki yolsuzluklarla devleti soyan işadamları vardı. Medyaya da giren ve yüksek ücretlerle gazetecileri işe alıp susturan işadamları, siyaset ve bürokrasi aracılığıyla devleti soyuyor, mafya ise ihaleleri takip edip onları soyuyordu.

VÜCUT KİMYASINI BOZAN KONUŞMA

Alaattin Çakıcı ise bunların arasında en bilineniydi: Başbakanları, bakanları, bürokratları, işadamlarını, gazetecileri tehdit ederdi.

Şimdilerde pek hatırlanmayan Türkbank yolsuzluğunda adı ortaya çıkan işadamı Korkmaz Yiğit, her istediğini yaptığı Çakıcı ile telefon konuşmaları için şöyle bir ifade kullanmıştı: "Çakıcı aradığında vücudumun kimyası değişiyordu. Kimliksiz et yığını haline geliyordum."

Öyle ki aileler çocuklarıyla tehdit ediliyordu. Ama Çakıcı adını duyunca irkilmeye sebep olan olay 1995'te yaşandı. 1991 yılında dönemin ünlü kabadayılardan Dündar Kılıç'ın kızı Nuriye Uğur Kılıç ile Trabzon'da evlenmiş ve 1994 yılında boşanmıştı. Uğur Kılıç dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar ile ilişkisi olduğu ve suç örgütünün bilgilerini sızdırdığı iddiasıyla Alaattin Çakıcı'nın emriyle 1995'te Bursa Uludağ'da öldürüldü. Bir süre tehditleşmelerden sonra Türkiye, bir mafya liderinin eski eşini infaz ettirdiği görüntüleri izliyor, Uğur Kılıç'ın cansız bedeni karlar üzerinde itilen sedyede yatıyordu.

SİYASETÇİLERE TEHDİT

Alaattin Çakıcı, 1995 yılında alacak-verecek meselesinden dolayı ihtilafa düştüğü eski Fenerbahçe Başkanı Mehmet Emin Cankurtaran'ın İstanbul'da bulunan Park Şamdan isimli işyerinin girişinde yaralanmasına yol açan silahlı saldırı emrini verdi. Aynı yıl, Bursa'da iplik ticareti yapan ünlü tefeci Nesim Malki'nin, alacaklı olduğu işadamı Erol Evcil ve Alaattin Çakıcı'nın azmettirmesi sonucu öldürüldüğü basına yansıdı.

1996 yılında bir başka mafya grubu lideri olan Nurullah Tevfik Ağansoy, dönemin başbakanı Tansu Çiller'in koruma polisleri olan Ferda Temel ve Celal Babür ile otururken, Alaattin Çakıcı'nın adamları tarafından suikast sonucu öldürüldü. Çakıcı, 1997 yılında yurtdışına firar etti. İşte o günlerde, Türkiye'nin gündemini mafya belirliyordu. Öyle ki bazen televizyonlara canlı bağlanıp sağı solu tehdit ediyorlardı.

MAFYAYLA MÜCADELE VE TANTAN

Polisliği sırasında İstanbul'u çetelerden temizleyen Sadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı'na getirilmesi, o yıllarda mafyayla mücadelede dönüm noktası oldu. Bir eli siyasette, bir eli bürokraside, bir eli iş dünyasında olan, mafyayla mücadele için 1998 yılında Emniyet Müdürlüğü bünyesinde KOM olarak kısaltılan "Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi" kuruldu. Efsane hukukçu Ordinaryüs Prof. Dr. Sulhi Dönmez'in hukuki altyapısını kurduğu KOM'un ilk işi, mafya ve uyuşturucuyla mücadele idi. KOM'un ilk başkanı da Emin Aslan'dı. Yurtdışında olan Ayvaz Korkmaz, Sedat Peker, Kürşat Yılmaz, Saral grubu, Sedat Şahin; 1998-2000 arasında Almanya, Ukrayna, Fransa, Bulgaristan gibi ülkelerde yakalanıp Türkiye'ye getirildi.

SAHTE YEŞİL PASAPORTLA YAKALANDI

Hakkındaki istihbarat raporlarına göre, yurtdışına kaçan Çakıcı da İtalya Palermo'da, İtalyan mafyasının önde gelen aileleri ile görüşmeler gerçekleştiriyordu.

İtalya'dan Fransa'ya geçen Alaattin Çakıcı, 17 Ağustos 1998'de Fransız polisinin düzenlediği bir operasyon sonucunda Nice şehrinde bir otelde yakalandı. 14 Aralık 1999 tarihinde Türkiye'ye getirildi.

Eski Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın firar etmesi yönünde Alaattin Çakıcı'ya bilgi verdiği ortaya çıktı. Aşık skandal sonrası istifa etti. Cezaevinden de saldırı talimatları verdi. 'Karagümrük Çetesi' olarak bilinen Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerle Kartal Cezaevi'nde yaşadığı gerilim üzerine, 26 Nisan 2000 tarihinde Alaattin Çakıcı'nın talimatı ile Nuriş'lere ait olan Karagümrük Spor Kulübü lokali kurşunlandı.

Çakıcı tutuksuz yargılanırken, 8 Nisan 2004 hakkında verilen hükmün onandığını duyması üzerine 3 Mayıs 2004'te sahte pasaportla yurtdışına kaçtı.

14 Temmuz 2004 günü Avusturya'nın Graz ketinde bir operasyonla yakalandı. Yakalandığında üzerinde "Emekli Uzman Faik Meral" adına düzenlenmiş sahte yeşil pasaport vardı. Çakıcı aynı yıl ekim ayında Türkiye'ye getirildi.

Sırasıyla Kocaeli, İzmir, Adana, Kırıkkale, Tekirdağ, Edirne, Bolu, Kırıkkale ve 2018 yılından tahliyesine kadar Ankara Sincan Cezaevi'nde hükümlü olarak tutuldu.

Cezaevindeyken de boş durmadı. 2014 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret dolu mektup yazdı. Hakkında dava açıldı. 2015 yılında da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye gönderdiği mektupta, "İnsan bu kadar aciz, egoist, ve bencil olamaz" ile "Miladı dolmuş, yürüyen Buda kılıklı efendi" şeklinde hakaret etti.

Buna karşın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Çakıcı ve Kürşat Yılmaz'dan bahsederek af çıkarılmasını talep etti. Bahçeli, Çakıcı'yı cezaevinde de ziyaret etti. Çıkarılan erteleme yasasıyla Çakıcı da tahliye edilen isimlerdendi.

KILIÇDAROĞLU'NA HAKARET

Şimdi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik tehdit ve hakaret içeren mektuplarıyla gündemde. İlginç bir şey oldu, tartışmaya Devlet Bahçeli de girdi.

CHP İletişim Koordinatörlüğü, "Savcıların görevlerini yapmalarını; bu edepsiz mafya bozuntusu hakkında gerekli hukuksal süreçleri bir an önce başlatmalarını bekliyoruz" açıklamasına Bahçeli, "dava arkadaşım" dediği Çakıcı'yı şu sözlerle savundu: "Değerli ülküdaşım Alaattin Çakıcı'ya mafya bozuntusu demek, yeraltı dünyasının karanlık yüzü suçlaması getirmek müfteriliktir, seviyesizliktir."