Yeni AsyaMustafa Öztürkçü31 Ekim 2020
Okunma: 16  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Mustafa Öztürkçü
Mustafa Öztürkçü
Mustafa Öztürkçü
31 Ekim 2020
Eta Beyaz Bediüzzaman'ı anlatıyor
ŞARK'TA RİSALE-İ NUR İLİMLERİYLE MEDRESE İLİMLERİNİ MEZC EDEN BİR HOCA EFENDİ...

Bediüzzaman Hazretleri "Risâle-i Nur medreseden çıkmış, ilim içinde hakikate yol açmış, hakikî sahipleri ve taraftarları medreseden çıkan hocalar olduğuna binaen..." (Emirdağ Lâhikası, s. 224) diye buyururken, medrese hocalarının Kur'ân'dan süzülen Risale-i Nur şaheserlerine bu zamanda daha çok sahip çıkıp, yüksek hakikatleri şark medreselerinde okutulan ilimlerle mezcederek, talebeleri bu minval üzere yetiştirmeleri gerekmektedir diye düşünmekteyiz.

Son yıllarda bu minval üzere hareket eden hocaefendilere sık raslamaktayız. Bu hususta, "Şarktaki medrese hocaları Bediüzzaman'ı anlatıyor" adlı çalışmamızı Şark'ta sürdürürken, Van, Siirt, Tillo, Mardin, Batman Bitlis gibi il ve ilçelerde yaptığımız çalışmalarda bir çok muhterem hocaefendilere müracaat etmiş, söylediklerini gazetemizde yayınlamıştık. Şimdi de, Van'da imam-hatiplik vazifesini deruhte eden Eta Beyaz Hocaefendi'nin Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında görüşlerini sunmak istiyoruz.

Eta Beyaz'la Van'da bulunduğumuzda yıllara dayanan bir hukukumuz mevcuttur. Kendisi bulunduğu yerde ve civardan gelen talebelere hem Risale-i Nurlar'ı ve hem de eski medrese ilimlerini birlikte tahsil ettirmektedir.

Çevrede oldukça sevilen Eta Hocaefendiye, Üstadımızla alâkalı çalışmamızı hatırlatıp görüşlerine başvurduğumuzda, hiç tereddüt etmeden suallerimize cevap vermiştir.

Şimdi bu sual ve cevapları takdim ediyoruz.

Kendinizi tanıtır mısınız

Cümle tahiyyat ol Hakim'i Ezeliye'ye hastır. Nebi Aleyhisselatu Vesselâma, al ve ashabına hadsiz salât ve selâmlar olsun.

1962 Bahçesaray, nam-ı diğerle Müküs'ün Güneyyamaç Köyü'nde doğdum. Kur'ân-ı Kerîm, mevlit, akide gibi temel İslâmî ilimleri köyümde tashil ettim. 1971 yılında Siirt, Pervari, Tillo, Van, Cizre, Silopi gibi muhtelif medreselerde ve Şark Ulemasından ders aldım. Nihayetinde ise Cizre'de meşhur Şeyh Seyda Hazretleri'nin mahdumları olan Şeyh Muhammed Nurullah ve kardeşi Şeyh Ömer Faruk'un rahle-i tedrislerinde medrese ilimlerini tahsil ettim. Ve icazetimi bizatihi oradan aldım. 1982'den bu yana müderrislik ve imamlık yapmaktayım. Halen VanEdremit, Elmalık mahallesinde tedrisat ve imamlıkla vazifemi idame ettiriyorum.

Resmî vazifenizin yanı sıra, medrese ilimleri ile Risale-i Nurlar'ı birlikte okutuyorsunuz. Üs- tad Bediüzzaman ve eserleri hakkında değerlendirmelerinizi alabilir miyim

Evet, medreselerimizde Risale-i Nurlar'ın ders olarak okutulması ve ders verilmesi şiddetli bir ihtiyaçtan doğmuştur. Hatta bilhassa bizim medresemizde Risale-i Nurlar'ın ders olarak verilmesi ve okutulması esas teşkil edilmiş ve medreselerimizdeki ilimlerin ana umdesi haline gelmiştir.

Van'da Eta Beyaz'la (bereli) birlikteyiz.

Üstadımızın da ifade ettiği gibi Risale-i Nurlar medresenin malıdır. Ve maalesef medreseler ekseriyet itibariyle bir çıkmaza girmiş, kapanmış hangâhlar hükmünü almıştı. Risale-i Nurlar o açmazın içinde hakikate bir yol açtığı gibi, o islami ilimleri de dört duvarın arasında mahpus olmaktan kurtarıp saha-i vücuda getirmiştir. Üstadımızın müjde verdiği gibi "Şu medaris-i münderise canlanacaktır" hakikati Risale-i Nurlar vasıtasıyla tahakkuk etti ve edecektir inşallah. Şark medreselerimizin yüzde doksan dokuzunda Risale-i Nurlar vardır. Aynı zamanda hem Arapça hem Osmanlıca hem de Türkçe olarak bulmak mümkündür. Ekseri bütün medreselerde ders kitabı olarak okutulmaktadır.

Her asrın bir hükmü olduğunu, zamanın ve ihtiyaçların değişmesiyle maddi silâhların (kılıç, makineli tüfek, top, füze ve atom bombası vs.) değişmesi gibi manevî silâhların da değişmesi ve gelişmesi ayn-ı hakikattir ve lazım ve elzemdir. Yani teşhis-i illet, zamana muvafık söz söylemek, zamanın ilcaatına göre konuşmak lâzımdır. İşte bu denli problemli ve müşkülatlı olan bu asrımızı ancak Risale-i Nurlar'ın elmas kılıçlarıyla ve hakikatleriyle çözmek mümkün olabilir.

Asrın idrakine, anlayışına göre konuşmak, ders vermek ve okumak ancak Risale-i Nur'la mümkün olabilir. Evet, Cenab-ı Hakk'ın vadidir. Karıncaları emirsiz, arıyı ya'subsuz, insanları da Nebi'siz bırakmadığı gibi, ahirzaman insanlarını da elbette ki mücedditsiz bırakmaz. Bu asrın müceddidi de ulema-yı İslâm'ın ittifakıyla Bediüzzaman Hazretleri olduğu aşikârdır. Hadis-i şerifte varit olduğu gibi "Asrın imamını tanımayan cahiliye üzerine ölmüştür" hakikati bizlere önemli bir dersi ihtar etmektedir. Bir ilim adamı da bu asrın bir müceddidi olan Risale-i Nur'un mektebinden geçmemişse Allame dahi olsa cahil olması gözle görünecek kadar aşikâr ve bedihidir.

Mücedditler Allah'ın tercihidir ve ihtiyarıdır. Mağrip'li bir âlimin ifadesiyle "Âlim olan kişi namazı kıldırıp, abdest şartlarını öğreten değildir, belki daima Cenab-ı Hak'la, kitapla, peygamberlerle olan münasebetlerini bilip insanların onlarla irtibatını sağlayandır." Bu vesileyle günümüzde Risale-i Nurlar dahi bir müceddid hükmünde olduğu için Cenab-ı Hakk'ın bir iradesi olduğu için, insanlar bu kutsi hakikatler arasındaki münasebeti daima kuvvetlendirmiştir.

On beş yıllık medrese eğitimini en beş haftada veren Risale-i Nur'lar buna en büyük şahid-i sadıktır. Çünkü Risale-i Nur, talebeyi dâvâ sahibi yapar, dâvâ ise talebenin himmetini pervaz ettirir. Ve "kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir" hakikati tezahür eder. Bununla beraber peygamberler masum ve ismet sıfatına sahip olduğu gibi, mücedditler de mahfuzdur, hıfz-ı İlâhiye'ye mazhar olurlar. Cenab-ı Hakk'ın muradını ders verirler, onun için tesiri azimdir.

Risale-i Nurlar nasıl ilimlerdir, mahiyeti hakkında neler söylersiniz

Nasıl ki Velayet-i Ahmedi (Asm) nübüvvete, o da Risalet-i Muhammediye'ye inkılâp etti. Ulemadan da âlimin mertebesi Allah'ın iradesiyle veliliğe, gavslığa, kutupluğa, mücedditliğe ta mehdiliğe terakki etmesi mümkündür. Üstadımızın ifadesiyle "hıfzıma aldığım 90 cilt kitap, Risale-i Nur'un telifine bir mukaddime oldu." Eski Said yeni Said'e inkılâp etmesinde ve Risale-i Nurlar, mezkûr 90 kitabın zübdesi, hülasası ve neticesi oldu. Ulum-u aliyeye (tefsir, kelam, vs.) basamak olmuştur.

Medrese ilimleri Risale-i Nurlar'a nispeten âlet ilimleridir. Risale-i Nur'da ulum-u aliye biri farz-ı kifaye iken, diğer farz-ı ayndır. Aralarındaki münasebeti bu şekilde değerlendirmek mümkündür: İlim iki çeşittir. Biri te'liftir ki her bir kitaptan birer parça toplayarak telif oluyor. Diğeri de tasniftir ki kaynak kitaptan ve sünnetten başka bir me'hazı olmadığı gibi telifinde kaynakları her kitap olabilir. Risale-i Nurlar ise tasnif ilmine tabidir. Herkes tasnif yapamaz, bu ise mücedditlere ve müçtehitlere has bir meziyettir. Bediüzzaman Hazretleri "Halkın ilmi dimağındadır, musluğu açılsa rahatça akıyor. Hafızam sönüyor, yardım etmiyor. Benimki kuyu gibi kalbimdedir, çıkması güçtür, çok yazamıyorum. Vakıf malı olan mesaili veya bizzat kalbime mal olmayan mebahisi nakletmek istemem. Kendi eski kalbimden ve eski eserlerimden aynen naklediyorum." diyor. Bu da gösteriyor ki Risale-i Nurun ana menbaı kitap ve sünnettir. Yine bu sözü teyiden Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeleri kullanıyor: "Kur'ân-ı Hakîmin dersiyle ve Peygamber'in (asm) talimiyle anladım bildim ki......" İmam-ı Gazali de "Mücedditlerin siyaseti (tebliğ ve irşad sanatı) kitap ve sünnetle olur" demiştir. Âlimlerin, vaizlerin siyaseti ise mücedditler kanalıyla ve dersleriyle kitaba ve sünnete hizmet etmek ve bu hakikatleri insanların istifadesine sunmaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadelerinden de anlaşılacağı üzere "Vaiz, âlim, müftüler, muhakkik olmalı ki teşhisi illet yapsın, hem de muvazene-i şeriatı bozmasın ve meselelere olan vukufiyetiyle de sözleri muğlak değil mukni olsun" demiştir.

Risale-i Nurlar'la sadece maddeye dayalı felsefe ilimlerinin bir mülâhazasını yaparmısınız

Halil İbrahim Ağabeyin mektubundan da anlaşılacağı üzere Risale-i Nurlar ehl-i iman için lütfu yezdan, kemal-i iman, işarat-ı Kur'ân ve bereket-i ihsandır.

Risale-i Nur, hedaya-yı hidayet, vesile-i saadet ve mazhar-ı şefaattir. Risale-i Nur, kâfire hüsran, münkire tokat, dalâlete düşmandır.

İnsanlar bir cihetle üç gruptur. Din âlimleri, fen âlimleri diğeri de avamdır. Menhus ruh ve deccaliyetin icraatiyle bu üç grup dehşetli bir şekilde yaralanmışlar. Bunların tedavi olmaları lazım ve elzemdir. Birinci grup derd-i maişetle, ikinci grup felsefe ile üçüncü grup da medeniyet-i sefihe ile ve siyasetle yaralanmışlar. Bu teşhis-i illetten sonra tedavilerini ve reçetelerini peyda etmek gerektir.

Birinci grup Risale-i Nur'dan Zülfikar Risalesiyle yani kılıcın iki ucu olan mu'cizat-ı Kur'âniye ve mu'cizat-ı Ahmediye ve gövde hükmünde olan Haşir Risalesiyle tedavi gördüler ve görecekler inşallah. İkinci grup ise kokmuş, tefessüh etmiş batıl formülleri olan felsefenin çamurunda batanlar da ab-ı hayat olan Asay-ı Musa hükmünde, on iki hüccet-i İmaniye olan on iki çeşme ab-ı hayatıyla temizlendi ve temizlenecektir inşallah. Üçüncüsü olan avamlar ise Risale-i Nurun elmas hakikatleriyle dirildiler ve dirilmeye de devam edecekler inşallah. Bu avam içinde olan gençler Gençlik Rehberiyle, ihtiyarlar İhtiyarlar Risalesiyle, hanımlar Hanımlar Rehberiyle, Hastalar Hastalar Risalesiyle ve bunlar gibi maddî ve manevî ihtiyaç sahibi olanlar ve hakikatlere susayanlar Risale-i Nur'un ab-ı kevserinden kana kana içmeye başlayıp derman buldular ve buluyorlar.

Bu ihtiyaç bir tecdidi, tecdit ise müceddidi, müceddit ise Risale-i Nur'u iktiza etti. Ve bu zamanda bir cilve-i rahmet-i âlem olarak insanlara ikram-i İlâhî oldu.

Başka bir cihetten ise felsefe, keşmekeş ve ırkçılık fikri ehl-i imana galebe ettiği bir zamanda Hutbe-i Şamiye Araplara, Mektubat Türklere, Münâzarât ise Kürtlere birer mürşid olarak onları ittihat ve ittifaka dâvet etti. Genel olarak Avrupa'nın zındıkları ve Asya'nın münafıkları birleşerek yüz kapılı hükmünde olan İslâm sarayını kapattılar ve adeta