KararMustafa Çağrıcı13 Ocak 2021
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
Mustafa Çağrıcı
Mustafa Çağrıcı
Mustafa Çağrıcı
13 Ocak 2021
İnsanlığın hoşgörüsüzlük belası

Zamanımızda bir yandan modern iletişim ve ulaşım imkânları dünyamızı küçültürken öte yandan bireysel, toplumsal ve küresel düzeyde ayrımcılık ve hoşgörüsüzlüğün yükselişte olduğu söyleniyor. Bunu haklı çıkaran gelişmeler var. Eski zamanlarda bu durum şimdiki kadar önemli görülmezdi; ama modern dünya şartları çok farklı. ABD'de kısa süreli bir kongre binası baskını yaşandı; ABD'deki en yetkili ağızların, Başkan Trump'ın nükleer bir saldırı düzenlemesini engellemeye yönelik tedbirlerden bahsettiklerini okuduk. Ülkemiz dâhil, bütün toplumlarda ayrımcı ve saldırgan dil kullananlar itibar görmekte, bu da şiddet yanlılarını kışkırtmaktadır.

Müslüman olmayan toplumlarda ayırımcılık ve bunun sonucu olan kötü muameleler genellikle etnik ve kültürel bakımdan yabancı görülenlere yöneliktir. İslam toplumlarında ise hoşgörüsüzlük sorunu eskiden olduğu gibi şimdi de daha çok aynı dinî ve kültürel dünyaya, hatta aynı ülkeye, aynı etnik kökene mensup gruptan insanlar arasında yaşanmakta, bu da çoğunlukla siyasi, ideolojik ve mezhepsel sebeplerden kaynaklanmaktadır. Tabii ki çatışmalarda dış etkiler olmakla birlikte Müslüman toplumları o etkilere karşı dayanıksız kılan hastalıklar bünyeseldir. Sonuçta bu sorunlar, başka birçok alanda olduğu gibi dinî tartışmalarda da fanatizmin ve taassup derecesine varan muhafazakârlığın yıkıcılığını, buna karşılık gerek bireylerin iç huzuru gerekse toplumsal barış ve hatta dünya barışı ve güvenliği için hoşgörünün ne kadar değerli bir erdem olduğunu göstermektedir.

Hoşgörüsüzlük tahammülsüzlüğü, tahammülsüzlük de ötekileştirmeyi ve en sonunda yok etmeyi üretir. Batı'nın tarihinde zaten var olan, günümüzün birçok Batı toplumunda yeniden görünür hale gelip gittikçe artan ayrımcılık ve yabancı düşmanlığının arkasında Batının monolitik kültürü ve onun ürettiği hoşgörüsüzlük var. Batıda çok kültürlülüğün sömürgecilikle başladığı söylenirse de bu doğru değildir. Çünkü Batılı insan, sömürgelerinden getirdiği köleleri ve diğer göçmenleri sadece bir sömürü nesnesi olarak gördü ve yüzyıllarca onlar yanındayken bile yokmuş gibi davrandı. Fizik olarak herhangi bir nesne gibi var bilse dahi insan (özne) olarak yok bildi.

Biz sırf biz olduğunuz için birinin bize karşı yokmuşuz gibi davranması çok acı bir durumdur. Fransa'da Kuzey Afrika kökenli Müslüman gençleri zıvanadan çıkaran, işte bu acıdır. Şimdilerde bu zihniyetin yeni tezahürlerinden biri, Emmanuel Macron'un "Fransız İslam'ı" projesidir. Çağdaş Fransız düşünürü Alain Touraine, 1997'de yazdığı bir kitaba şu adı koymuştu: "Pourrons-nous vivre ensemble Egaux et differents" (Eşitliklerimiz ve farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşayabilecek miyiz). Bu kitabın adı, içeriği ve birçok benzer eserler, Fransız deviminden bu yana iki yüzyıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen halen Fransa'da ve genel olarak Batıda ayrımcılık ve hoşgörüsüzlüğün devam ettiğini anlatmaktadır.

Kültürümüzde dinî düşünce ve uygulama farkları üzerinden ihtilaf alanlarını kaşımaktan bir türlü vazgeçmeyen ulema eğilimine karşı, eski sufilerin benlik ve bencilik davasını ayaklar altına olmayı tasavvuf yolunun başlangıç şartı kabul etmeleri, İslam toplumlarında barış, uz