Yeni AsyaM. Latif Salihoğlu07 Nisan 2021
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
M. Latif Salihoğlu
M. Latif Salihoğlu
M. Latif Salihoğlu
07 Nisan 2021
Üretim azalırken, tüketim artıyor
Gündeme hararetli başka konular gelse de, halkın canını yakan sıkıntıların başında geçim derdi geliyor.

Demokrasi tarihimizin hemen hiçbir döneminde, günümüzdeki kadar kitlevî bir fakirlik, yoksulluk hali her halde yaşanmadı.

Bunda, şüphesiz ki pandeminin etkisi vardır. Ancak, salgından evvel de yerli üretim zayıflamış, tüketim ise yükseliş trendine girmiş durumdaydı. Bunların dışında, işsizlik oranındaki ürkütücü artış, ileride yaşanacak sıkıntıların en bariz habercisiydi.

Maddî durumu gayet yerinde olan özellikle iktidar yanlısı, dolayısıyla ihale sevdalısı bir kesim olmasına mukabil, artık bıçağın kemiğe dayanması sebebiyle, ailecek çöküş hali yaşayan sayılamayacak kadar çok sayıda vatandaşımız var.

Uzmanlardan aldığımız güvenilir bilgilere dayanarak, uzun süredir idarecileri uyarma vazifemizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Ama, maalesef ikazlara kulak asan neredeyse yok denecek kadar az. Kulak asmayı bırakın, hak namına konuşanları başka türlü anlayıp olmayacak şeylerle itham ediyorlar. Ki, bu durumda yapacak fazla bir şey de kalmıyor.

Yine de vazifemizi yapmak, üzerimize düşeni yerine getirmek durumundayız.

Türkiye'de yaşanan, derin ve yıkıcı izler bırakan 1994 ve 2001 krizini önceden haber verenler, ne vatan hainiydiler, ne şom ağızlıydılar, ne de felâket tellâllığını yapıyorlardı.

O tarihlerde yaklaşan felâketi önceden fark edenler, fark etmeyenlerden sayıca belki daha az durumdaydı. Ancak, yaklaşan bir musîbetin ayak seslerini duymamak, devekuşu gibi başını kuma sokmak, bu tehlikenin bize ilişmeyeceğini göstermiyordu, nitekim göstermedi.

Günümüzdeki durum ise, yakın tarihte yaşananlardan biraz daha farklı görünüyor. Şöyle ki: Türkiye ve dünyadaki iktisadî gelişmeleri takip eden tarafsız uzmanların ekseriyeti, asıl büyük krizin yakın vadede ortaya çıkacağını ve sarsıcı etkisinin çok daha büyük olacağını ifade ediyor.

Tarafgir olmayan ve partizanca hareket etmeyen uzmanlar, giderek artan işsizliğe dikkat çekerek, bu tehlikeli gidişatı durduracak bir hazırlığın da mevcut olmadığını hatırlatıyorlar.

İşsizliği durdurup dizginleyecek faktörlerin başında tüketime değil, üretime dayalı yatırım ve istihdam politikaları gelir.

Ne yazık ki, bu sahada ürküntü veren bir boşluk söz konusu. Bir yandan işsizler iş bulamazken, bir yandan da fabrikalar ve sair işyerleri daralmaya, işçi çıkarmaya, hatta kapanmaya doğru gidiyor. Küçük ve dar gelirli esnaf ise, resmen kan ağlıyor.

Tamam, kabul; özellikle salgından dolayı dünya genelinde bir sıkıntı var. Ancak, en yetkili ağızlardan Türkiye'yi teğet geçeceği söylenen iktisadî krizin çok daha yıkıcı etkilerinin yeni yeni ortaya çıktığını ve önümüzdeki aylardan itibaren bunun bâriz şekilde yaşanacağını söylemek bir kehanet olmasa gerek.

Bize müracaatla, çaresizlik içinde iş arayan ve kendi sahasında iş yapmak isteyen meslek sahiplerinin sayısı o derece çoğaldı ki, bu tabloya bakıp üzülmemek, endişe duymamak elde değil.

Bir taraftan atanmayı bekleyen ve say