KararLütfü Şahsuvaroğlu 09 Ocak 2021
Okunma: 5  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Sonraki Yazısı
Lütfü Şahsuvaroğlu
Lütfü Şahsuvaroğlu
Lütfü Şahsuvaroğlu
09 Ocak 2021
İktidara da muhalefete de manifesto

İktidarı ve muhalefeti, akademyası ve medyası ile Türkiye, "zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış" misâli üç gündür ABD Kongre binasını basan 'Buffalo kovboyları'ndan demokrasi hikâyesi çıkarmakla kalmadı; yeni dönem için önce Trump, sonra Biden yağlamalarıyla pek edilgen bir ulusal güvenlik stratejisi arayışına düştü. Telaşla girdiği bu arayıştan payına bir hiç düştü.

Uzman geçinenlerin birkaç saat içinde birbiriyle çelişen nice cümlelerine şahit olduk. 29 500 kez yalan söylediği ortaya çıkmış ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti yapmış bir Trump'a güzelleme yapanların yakında Bosna savaşını Biden'ın durdurduğuna dair açılımlarına şahit olabiliriz.

ABD'de kimin başkan olduğundan ziyade iklim değişikliği ile ilgili ne yapması gerektiği yolunda ona baskı yapmanın bize yakışan daha evrensel ve tutarlı bir yaklaşım olacağının altını çizerek diyorum ki; geçen haftanın güme giden asıl gündemi Sayın Özer Sencar'ın açıklamalarıydı.

Metropoll şirketinin son araştırması birçok kesim açısından ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.

Benim açımdan 'ma'lûmun ilâmı'ndan başka bir şey değildi.

Rakamlara boğmak için köşem müsait değil, o bakımdan özetini geçecek olursak; "muhalefetin önünde büyük fırsatlar olmasına rağmen bunu iyi değerlendiremiyor."

"Akparti'den umudunu yitirmiş olmasına rağmen önemli bir kitle hâlâ Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'a kerhen desteğini devam ettiriyor. Şüphesiz dibe vuran ekonomi yüzünden hemen her ülkede iktidar değişikliğini getirebilecek bir süreç Türkiye'de hep geciktiriliyor. Muhalefette ekonomiyi düzeltme adına bir vizyon gözlemlenmediğinden halk yakın istikbalde herhangi bir muhalefet partisine hak ettiğinden fazlasını vermeye niyetli gözükmüyor. Ali Babacan gibi isimler ise lider imajı ortaya çıkaramayıp -yetkin ekonomist kabul edilse bile- el'an bürokrat gibi değerlendiriliyor. CHP ve İyi Parti'de ekonomi bilenler öne çıkarılmadığından yahut da bunlara rağmen ekonomiyi yönetebileceklerine dair güvensizlik bulunduğundan iki partinin ittifakında ortaya konacak ekonomi-politikten kuşku duyuluyor. Fakat her şeye rağmen Türkiye, bir iktidar değişikliğine gebe... Bunda da belli ki tek engel, yine iktidara geldiklerinde ne yapacaklarına dair herhangi bir çerçeve çizemeyen bizzat muhalefet cephesinin bütün unsurları"

Zaman zaman 'tayin edilmiş muhalefet'ten dem vurmuştum, zaman zaman da muhalefeti samimî olsa bile becerisizlikle suçladım. Bu yüzden de yanlış anlaşıldığım ya da haksızlığa maruz kaldığım çok oldu.

Cumhur cephesindeki birlikteliğin pamuk ipliğine bağlı olduğu ve türetilmiş bir beka sorununa dayandığı ortada. Millet cephesinde ise Erdoğan muhalefetine bağlı bir muhayyel geleceğin dayanılmaz hafifliği var. Her ikisinde de unsurlar ne yazık ki, o kadar kültürel veriler elde olmasına rağmen doğru dürüst bir bırakınız siyasal stratejiyi en basitinden bir edebiyat ortamını bile geliştiremediler.

Şahsen bendeniz siyasî birlikteliklerden ziyade Türkiye'nin 'düşün'sel varlığının birbirini anlamasını, doğru dürüst tartışabilmesini, dünya çapında ilmî, bediî eserler vermesini daha önemli sayarım. 1970'li yılların ikinci yarısında Attila İlhan ile görüşmelerimiz, Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Cemil Meriç, Erol Güngör buluşturmalarımız, Kemal Tahir okumalarımız, dergi çıkarırken Ruhi Su dinlemelerimiz, Diriliş Neslinin Amentüsü'nü okutmalarımız, Necip Fazıl'ı MHP Kongresine bile getirmelerimiz ve en sonunda Ümraniye'de Halk Mahkemesi sonrası katledilen beş inşaat amelesi ülkücünün cenazesini kaldırmak için İslâmî Hareket dergisini çıkaran merhum Sedat Yenigün ile görüşmelerimiz hep bu hasbî birliktelik arayışları faslındandı. Akıncılar İstanbul Şubesi Başkanı Yakup Kaldırım ve ekibiyle yaptığımız toplantıda Yılma Durak ve Faik İçmeli Beyler de vardı.

Bir yanda beka sorunu, diğer yanda ideolojik çatışmaların "Barika-yı hakikat müsademe-i efkârdan doğar" mucibince bütün bir Türk gençliği olarak 'düşün'sel gelişmemize katkı sağlamasını teminen elbette siyasal arenada da ittifaklar memleketin hayrınadır. Akparti - MHP yakınlaşmasının bu anlamda eski akıncı ve ülkücü varlığın yeni temsilcilerinde bir terakkiye yol açmasını ummak durumundayız. Atsız'ın Mehmet Âkif hakkında yazdıklarından hâlâ bihaber ortaklarımız var. Ziya Gökalp'ın kızlarına Malta sürgünündeyken gönderdiği mektupla açık öğretimindeki İslamî terbiye metodları bile ne yazık ki kimsenin ma'lûmu değil hâlâ Sayın Erdoğan'ın zaman zaman ekrandaki konuşma metninin dışına çıkıp ülkücüleri suçlayan 70'li yıllardaki ilçe başkanlığı düzeyindeki propaganda söylemleri, "32 Farzı bile bilmez bunlar" suçlamaları hatırlardadır. Yani iktidar cephesinde milliyet rüzgârlarının esmesi (Kast ettiğimiz; Akıncı, Abdülhamit, Çukur, Kurtlar Vadisi dizilerinden medet uman tarafgirlik değil, Âkif'in: "Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!" mısraında yatan cevherdir) bizi rahatsız etmez. Yeter ki, şahsî çıkar yerine memleket hasleti ve bilinciyle yapılmış olsun. Bu alanda bir eser ve insan bekliyoruz şüphesiz yarınki nesillerden. Belki afazi düşlerden sıyrılıp da tutarlı bir büyük birliktelik kuracak kırk genç çıkar.

Beri yanda ise eski solu temsilen CHP ile diğer eski sağ unsurların İyi Parti, Saadet, Deva ve Gelecek Partisi'nin benzer endişe ve beklenti açısından birbirlerini tanımaları ve başta Büyükşehir belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerde hayata geçirecekleri ve ardından yarınki kuşaklar için ay