Yeni AsyaKâzım Güleçyüz09 Ocak 2021
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
Kâzım Güleçyüz
Kâzım Güleçyüz
Kâzım Güleçyüz
09 Ocak 2021
Dindarlar ve siyaset
Bediüzzaman, Âl-i Beyt olarak anılan Peygamber nesli hilâfete daha lâyık ve müstehak iken devlet idaresinin neden onlara nasip olmadığını kader ve hikmet cihetleriyle yorumlarken, geçerliliğini hiçbir zaman kaybetmeyecek olan son derece önemli prensiplere dikkat çekiyor.

Dünya saltanatının aldatıcı olduğunu hatırlattıktan sonra, hilâfet ve saltanat makamına geçecek kişinin bu aldatıcı cazibeye kendisini kaptırıp aldanmamak için ya peygamber gibi masum veya Dört Halife, Ömer bin Abdülaziz ve Abbasî Halifesi Mehdî gibi "harikulâde bir zühd-ü kalbî" sahibi olması gerektiği gerçeğini vurguluyor.

Tarihte "Âl-i Beyt namına" kurulan ve başarısız olan Mısır'da Fatımî, Mağribde Muvahhidîn ve İran'da Safevî devletlerini buna örnek gösterdikten sonra, dünya saltanatının Peygamber nesline yaramayacağını ve dini koruyup İslâma hizmet olan asıl vazifesini unutturacağını belirtiyor.

Mektubat'ta dile getirilen (s. 100) bu gerçeğe, Emirdağ mektuplarından birinde de daha değişik ifadelerle tekrar dikkat çekiliyor.

Bu mektubunda Said Nursî, "güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım Sahabeler, onlara benzeyen mücahitler ve selef-i salihîn" dışında, "Siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar ve müttakî olanlar, siyasetçi olmazlar" diyor