Kararİbrahim Kiras17 Kasım 2020
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
İbrahim Kiras
İbrahim Kiras
İbrahim Kiras
17 Kasım 2020
'Oradan buraya' gelişimizin sebebi

Bugün muhalefet partilerinin özellikle de CHP tabanının önemli bir bölümü memlekette 18 yıldır tek bir iyi şeyin yapılmadığını, iktidar partisini kurup yöneten kadronun başından bu yana gizli bir ajandaya sahip olduğunu kabul ediyor. 2002'den bu yana atılan her adımın ülkeyi bölmek, hilafeti getirmek, cumhuriyeti yıkmak vs için hazırlık demek olduğundan emin bulunan bu kitleye göre sözkonusu planların arkasında da uluslararası güçler yer alıyor.

Bu kitle içinde daha önceleri ülkede olup bitenlere karşı bu derecede komplocu bir yaklaşım göstermeyenler bile artık böyle düşünme eğilimindeler. Çünkü son yıllarda yaşanan bazı hadiselerin, özellikle toplumun belirli kültürel yarılmalar üzerinden bölünmeye ve birbiriyle çatışmaya yönlendirilmesinin baştan beri savunulan bu görüşleri haklı çıkardığı düşünülüyor artık. Keza İstanbul'daki yerel seçimin sonucuna gösterilen reaksiyonun da "Bunlar sandıkla geldi ama sandıkla gitmeyi kabul etmeyecekler" öngörüsünü doğruladığı var sayılıyor.

Dışarıdan bakıldığında haksız görünmeyen bir değerlendirme. Ancak AK Parti iktidarlarının dünüyle bugünü arasındaki makası açıklayamıyor. "Eski AK Parti"nin taşıdığı iyi kötü bütün özelliklerin tam aksi özelliklere sahip "yeni AK Parti"yi hangi faktörlerin ortaya çıkardığını gösteremiyor bize. Oysa olup bitenlerin çok basit bir izahı var

Geçen yılın Temmuzunda Meclis'e sunulan 11. Kalkınma Planı'nda 2023 yılına kadar kişi başına düşen milli gelirin 12 bin 484 dolara çıkarılması hedefleniyordu. Oysa Türkiye'nin kişi başı milli geliri daha 2013'te 12 bin 480 dolara yükselmişti. Sonra sürekli düştü nedense. Yani bu konuda "2023 hedefi"miz aslında "2013 gerçeği"miz.

Yalnızca milli gelir değil tabii Büyüme, işsizlik, enflasyon rakamları, kur oranları nereden nereye geldi hepsi ortada.

"Oradan buraya" nasıl geldiğimizi anlayamazsak "buradan" hiçbir yere gidemeyiz.

Meselenin temelinde önce iktidar partisinin sonra da devletin adım adım şahsî yönetim altına girişi var. Bir kadro partisinin giderek bir şahıs partisine dönüşümü var. "Eski AK Parti"de hemen hemen eşitler arasında birinci durumundaki genel başkanın "Yeni AK Parti"de artık varlığı partiden daha önemli olan mistikmitolojik bir otoriteye dönüşmesi var. İktidar partisindeki merkeziyetçi yönetim tarzını getiren kişisel dizaynın bilahare -büyük ölçüde 15 Temmuz ihanetinin sağladığı fırsatla- devlet yönetimine taşınması var. Ardından devlet kurumlarının etkisizleşmesi, kuvvetler ayrımının ortadan kaldırılması, hukukun siyasi iradeye bağımlı hale gelmesi, mecazen dördüncü güç denilen medyanın susturulması var

İtaat ve sadakatin en büyük erdem olarak benimsendiğibenimsetildiği bu süreçte ekonomik sıkıntıların kaynağında yapısal sorunları görmek saflık olur. Keza bugünkü ekonomik sıkıntıların kaynağı düşük faiz-yüksek kur politikasından ibaret de değil. Mesele ekonomimizin üretimihracat odaklı olmayışından veya yabancı sermaye bağımlılığından da ibaret değil.

AK Parti hükümetlerinin yabancı sermaye girişinin sürekliliğini gerektiren ekonomi politikaları o gün de eleştiriliyordu bugün de eleştiriliyor. Ama o tarihte dış kaynak olarak yalnızca borç değil, yabancı yatırım da alıyordu Türkiye. Yakın zamana kadar yıllık 20 milyar doların üzerinde "doğrudan yatırım" çekiyorduk. Son yıllarda ise uluslararası sermaye "çıkış" halinde.

Yalnız ekonomiye değil, siyasi ve sosyal gelişme eğrisinin nereden nereye geldiğine de bakın. İçe