Kararİbrahim Kiras07 Ocak 2021
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
İbrahim Kiras
İbrahim Kiras
İbrahim Kiras
07 Ocak 2021
AK Parti tabanı 'ne olursa olsun' der mi

İki ay kadar önce ekonomi yönetimindeki değişikliğin paralelinde "hukuk reformu" vaatleri de gündeme gelince "Siyasi iktidar izlemekte olduğu yolun yol olmadığını gördü" yorumunu yapmıştık. Akabinde ise şu değerlendirmeyi eklemiştik: "Gelgelelim iktidar otobüsünün yolcularına bütün seyahat boyunca 'Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol' diyerek bu yolun propagandası yapıldığı için şimdi bu zevatı buradan geri dönmeye nasıl ikna edeceğini bilemiyor. İktidarın kitlesi bir yanda, öbür yanda medyası, mafyası, sermayesi, bürokratı, tetikçi trol çetesi... hepsi Frankenstein'ın yarattığı canavar gibiler artık."

Erdoğan'ın "rasyonel yönetim" anlayışına dönmesinin önündeki tek engelin ortağı Bahçeli (ve Perinçek) olduğunu düşünenler çok. Oysa Erdoğan'ın siyasi alışkanlıklarını, daha doğrusu siyaset yapma tarzını değiştirmesindeki zorluk çok daha esaslı bir engel durumunda. Bugünkü cumhurbaşkanının hem partisini hem de ülkeyi "tek başına yönetme" arzusunun gerçekleşmesi toplumdaki kutuplaşma yangınının üzerine benzinle gitmesi sayesinde gerçekleşti. Gezi Parkı olaylarından itibaren kendi tabanını "öteki" tarafın oluşturduğu "tehdit" karşısında konsolide ederek adım adım yürüdü ve bugüne geldi.

Ama bu sonuç tecrübeli siyasetçinin "doğru zamanda doğru davranışı sergilemesi" anlamına gelmiyor da olabilir diye düşünmek lazım. Belki de bildiği veya elinden gelen siyaset yapma yöntemi bu olduğu için böyle davrandı. Dolayısıyla bugünkü siyasi konjonktürde ortaya çıkmış olan tıkanmayı aşmak için de aynı yöntemi uygulayarak başarılı olmasını beklemek doğru olmayabilir.

Son birkaç gündür yaşananlar tam da "eski anahtar deliklerinden yeni bakışlar" sözüne uyan bir tablo. Geçmişte iktidar partisi tabanını konsolide etmeye yaramış olan eski yöntemler yine sahnede. Yöntem dediğim şu: "Karşı taraftan" aslında toplumsal ve siyasi temsil vasfı bile olmayan birilerinin hiç kimsenin haberdar olmadığı bir konuşmasında içinde darbe vs. gibi bir kelimenin geçtiği cümle cımbızla alınıyor, o sırada tartışılmakta olan alakasız bir konuya da bağlanarak "Yetişin ey millet, darbe yapmak isteyenler var" diye ortalık velveleye veriliyor. Böylece nur topu gibi bir siyasi gündemimiz oluyor. Bu çerçevede tabanın konsolide olması bekleniyor. Bugüne kadar böyle oldu. Bugünden sonra da böyle olması bekleniyor herhalde.

Yani bu durumda işsizlik, hayat pahalılığı, Merkez Bankasının ihtiyat akçesinin yerel seçimde harcanması, 140 milyar dolar rezervin buharlaşması, nepotizm, yolsuzluklar, kötü yönetilen salgın süreci, dağıtılamayan maskeler, tedarik edilemeyen aşılar vs. vs. unutulacak Herkes siyasi ve ideolojik kutuplaşma çerçevesinde "ne olursa olsun" diyerek partisini desteklemeye devam edecek...

Bunun boş bir beklenti olduğunu söylemek zorundayız.

Aynı yöntemin her durumda ve her şart altında aynı sonucu vereceğini düşünmek mantıkla bağdaşmaz öncelikle

Boğaziçi'ndeki rektör protestosundan yeni bir "Gezi Parkı hadisesi" çıkmasını ummak hayalcilik Falanca darbeden bahsetmiş, filanca başörtülü yargıçlara güvenmem demiş diyerek iktidar partisi tabanını galeyana getirmek de kolay değil. Tabandaki hassasiyeti seçim gününe kadar sürekli diri tutabilmenin imkânı da tartışmaya açık bir konu zaten. <