SabahHincal Uluç04 Nisan 2021
Okunma: 1  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Hincal Uluç
Hincal Uluç
Hincal Uluç
04 Nisan 2021
İnsanı en son bırakan şey nedir..

Bu Pazar köşemi iki eski, çok eski dosta bırakıyorum.. İlki uzun yıllar Sabah Gurubu'nda çalışan, yazar ve şair Ünal Ersözlü'den.. Yıllar önce kesmiş dosyama koymuşum "Bu yazı her devirde, her yerde, herkes için geçerli" diye.. Okuyun ve cevap verin.. Haksız mıyım. p style"text-align:center"

Asırlar önce Miletli Thales'e sormuşlar: "Sana göre dünyada biricik, devamlı olan şey nedir" "Ümit" diye cevap vermiş filozof: "Zira bizi en son bırakan budur." p style"text-align:center"

Doğru, ümit insanı en son ölümle terk eder. Sonra bir başka soruyla sıkıştırmışlar Thales'i: "Dünyada en kolay olan şey nedir" "Başkalarına nasihat vermek" demiş Thales. p style"text-align:center"

Evet, gerçekten de nasihat ne çok kolay iştir. Başkalarını anlamak ise en zorudur; insan ustalığı ister. Üstelik her an bir Edip Cansever dizesi gibi cevaplanabilirsiniz: "Ne çıkar siz beni anlamasanız da" diye. p style"text-align:center"

İnsanı ümitle birlikte, sınırsız kucaklayan vicdandır. Zalimin biri, bir filozofa sormuş: "Vicdan, neye derler" Filozof'un yanıtı, "Senin bilmediğin ve sana lazım olmayan şeye" olmuş. p style"text-align:center"

İnsan özünde çok konuşan, aslında az dinleyen bir varlıktır. Az konuşan, çok dinleyende bilin ki hep bir cevher vardır. Bir gün Farabi'ye "Lafı uzatanlara ne yapmak lazım" diye sormuşlar. Farabi, "Uzun konuşanı, kısa dinlemeli" demiş. İyi söylemiş. p style"text-align:center"

Bir başka filozofa sormuşlar: "Bir insanın zeki olduğunu nereden anlarsınız" "Konuşmasından", demiş adamcağız. "Peki ya konuşmaz ise" diye karşılık vermişler. "O kadar akıllı insan yoktur ki!" diye cevaplamış filozof. p style"text-align:center"

Usta divan şairi Baki'ye sormuşlar: "Geleceği öğrenmek ister misin" O da düşünmüş, sonra sessizce cevap vermiş: "Hayır istemem; çünkü geçmişten farkı yoktur." p style"text-align:center"

Her 'zıt' insana güzel, olumlu bir şey öğretir; Lokman'a da aniden sormuşlar: "Edebi kimden öğrendin" Lokman, gülümseyerek cevap vermiş: "Edepsizlerden." p style"text-align:center"

Yıl 1950, hâlâ İkinci Dünya Savaşı'nın büyük yaraları sarılıyor. Ünlü atom bilgini Albert Einstein'a, ölmeden önce sormuşlar: "Üçüncü dünya savaşı hangi silahlarla yapılacak." "Onu bilemem" demiş Einstein; "Ama dördüncüsünün taş, sopa ve ok ve yaylarla yapılacağı kesin." p style"text-align:center"

Yazıyı bitirirken, koca Yunus Emre'yi hatırladım: "Cümleler doğrudur, sen doğru isen Doğruluk bulunmaz, sen eğri isen." Sevgi, iyilik, güzellik, ümit, doğruluk, hiç eksik olmasın içimizden.

p style"text-align:center"

ÖRNEK BİR FUTBOL ELEŞTİRİSİ... İkincisi, taa 1950'li yıllardan, Rüzgârlı Sokak'tan arkadaşım, meslektaşım Cavlı Çulfaz'dan.. Ankara'nın Bab-ı Âli'sinde, birbirleriyle hem de nasıl rekabet eden yerel gazeteler çıkardı.. Nasıl boğuşurduk, haber atlatmak, daha güzel sayfalar yapmak için.. Ama iş bittiği an, ayrılmaz, can ciğer dostlardık. "Meslektaş" oydu işte. Sonra ben İstanbul'a geldim.. Cavlı daha uzaklara.. Yurt dışına taşındı. Ama güzel anılar hiçbir yere taşınmaz.. 1959 yılında bir Bulgaristan maçı için, dört Ankaralı, Cavlı, Teoman Oğuzutku, Başkurt Okaygün ve ben Sofya'ya gitmiştik.. Hele Bulgar kızlarıyla Vitoşa tepesinde, yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız bir çapkınlık maceramız vardı ki.. Neyse o Cavlı, yılların ardından çıktı geldi, bir e-maille.. O 50'li yıllardaki spor yazarlığını hatırlamış. Bizim skor yazarları belki okurlar da, "Bir futbol maçı eleştirisi nasıl yapılır" diye ders alırlar..

p style"text-align:center"

Sevgili Hıncal, Orhan Veli, "Beni bu güzel havalar mahvetti" diyordu. Letonya maçı, beni mahvetmediyse de, çoğumuz gibi saçımı başımı yoldurdu. Hiç düşündük mü Kelimenin gerçek anlamıyla "deneyimli" Belçika Teknik Direktörü Roberto Martinez, aynı gün Belarus'a karşı Courtois, Lukaku, Kevin de Bruyne ve Mertens gibi as oyuncularını niye oynatmadı Yedeklerini sürdü sahaya ve rakibini hezimete uğrattı: 8-0!.. Aklımızın köşesinden geçti mi Acaba niye Şenol Güneş hocamız ise maslahatı idare etti, "yorgunluk" bahanesinin ardına sığındı. Başta Burak ve Caner gibi epeyce yaşını almış oyuncuları bir hafta içinde üçüncü maça çıkarırken onların yorgun olacağını kestiremiyor muydu "Aklını kullanmaya cesaret et" diyordu Aydınlanma'nın ünlü filozofu Immanuel Kant: Aude Sapere!!! Teknik ekibimizde acaba var mıydı o akıl ve aklı kullanabilecek cesaret Dört günde iki maç yapan nerdeyse aynı kadroyu bir hafta içinde üçüncü kez oynatmanın Aristoteles'in düz mantığından başka nesi vardı Daha da önemlisi, Hollanda ve Norveç'e karşı kazanmış olan oyuncuların Letonya gibi nispeten zayıf bir takıma karşı aynı motivasyonu tutturamayacağını kestiremedi mi Şenol Güneş Oysa kalede Altay Bayındır, ileride Halil Akbunar ve Orkun Kökçü gibi yorgun olmayan, sabırsızlıkla bekleyen yetenekli yedeklerimiz vardı. Cesurca bir hamleyle onları maça başlatmaktan niye çekindi Şenol Güneş Oynatmayacak olduktan sonra son dakikada Konyasporlu Abdülkerim Bardakçı'yı neden kadroya aldı Fiziksel bir kuraldır, tatminden sonra bir pörsüme olur. Doygunluğu bir düşüş izler. Motivasyon eğrisi ister istemez aşağı doğru düşer. Rotasyon diye bir kural yok mu Son yarım saatte artık şut atacak güçleri kalmamıştı oyuncularımızın. İlk iki maçın etkili file bekçisi Uğurcan, dün bir tek kurtarış bile yapamadı. Oysa bu yıl sapır sapır dökülen Fenerbahçe'nin yıldızı Altay Bayındır, ne güne bekliyordu İstikrar gerekçesiyle eyyamcılığın ardına sığındı eğer vardıysa teknik ekibimiz. Oyuncuların yorgunluğu mu Yoksa aklını kullanma cesaretini gösteremeyen teknik ekibimizin zihin tembelliği mi Düz mantık yerine, diyalektik mantık... Biraz olsun Hegel'i okuyabildik mi Çoğunluğun göremediğini görebilme, yani Edward de Bono'nun, biraz mizah yanı olsa da, "yanal düşünce" yöntemini hiç duydu mu acaba Şenol Güneş Olmayana ergi (reductio ad absurdum) yöntemiyle zaman zaman tersinden de olsa zihinsel eyyamcılığa karşı yaratıcı diyalektik düşünceye ihtiyacımız yok mu Belki birazı şans, çokçası da tesadüf eseri 2002 Dünya Kupası'nda üçüncü olmuştuk. Sarhoşluktan, vecd içinde esriklikten başımız dönmüştü. Ama hemen ardından, Euro-2004 baraj maçında Letonya'yı 180 dakikada alt edemeyip kupadan elenmiştik. Artık "Deneyim küpü" olması beklenen Şenol Güneş bundan hiç mi ders çıkaramadı on yedi yıl sonra Rotasyon ustalığını gösteren, gerçekten deneyimli Robert Martinez'den alacak bir dersimiz yok mu ..Ve "deneyimli" sözcüğünü bozuk para gibi kolayca harcamıyor muyuz Cavlı Çulfaz ..... Hâmiş: Daha önce birkaç kez yazmıştın seninle, ayrıca Başkurt Okaygün ve Teoman Oğuzutku ile birlikte yaptığımız Sofya gezisini... 27 Kasım 1960 tarihinde Vasilevski Stadı'nda Bulgaristan'a 2-1 yenildiğimiz maçı. Şimdi yerinde yeller esen Rüzgârlı Sokak'ta altmış küsur yıl önce beraber dirsek çürütmüştük, sen Yenigün'de bense Ankara Telgraf ve Kudret gazetelerinde... Bir de sevgili ağabeyimiz Öcal'dan başka nesli tükenmiş, üstelik Mülkiyeli "Deneyimsiz dinozor"lardan kaç kişi kaldık şunun şurasında Uzun yıllar ötesinden selâm ediyor, gözlerinden öpüyorum. p style"text-align:center"

Teşekkürler Cavlı, teşekkürler.. Seni ve o günleri hatırlamak bu yalnız günlerimizde nasıl ilaç gibi geldi.. Yaşa sen..

p style"text-align:center"

PAZAR NEŞESİ Üniversite yurdunda ayni odada kalan dört arkadaş sınav gecesi barda içkinin ucunu kaçırdılar.. Öyle bir sızdılar ki, sabah çalan saati hiçbiri duymadı. Sınavı kaçırdılar ve profesöre gidip "Hocam buraya hızla gelirken bizim arabanın tekerleği patladı. İndik değiştirdik ama sınavı kaçırdık. Bizim için öğleden sonra bir sınav yap hocam" dediler.. "Ne olur bir sene kaybetmemize sebep olma!." Profesör "Tamam.. Öğleden sonra 2'de" dedi. Dördü de saat ikide salonda hazırdı. Masalarına oturdular. Profesör soru kâğıtlarını kapalı koydu masalarına.. Kürsüye geçti. Saatine baktı.. "Başlayın" dedi Öğrenciler soru kâğıtlarını çevirdiler ve baktılar. Bir tek soru vardı.. "Hangi lastiğiniz patladı."

p style"text-align:center"

LATİN SÖZLER