SabahHincal Uluç19 Şubat 2021
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Hincal Uluç
Hincal Uluç
Hincal Uluç
19 Şubat 2021
Bitcoin yeni bir Saadet Zinciri mi.

Tabletimi ya da telefonumu açıp "Google"ı tıkladığımda, ki her gün ülkemde milyonlarca insan bunu muhakkak yapıyor, daha siz kelime yazmadan sistem, yani Google size bazı haberler sunuyor.. Güncel önemli haberler mesela.. "Kabine toplantısı bitti. Cumhurbaşkanı yeni kararları açıkladı.." Erkekleri ilgilendiren haberler mesela.. "Kelliğe ilaç bulundu.." Kadınları ilgilendiren haberler mesela.. "Bilmem ne pilavı nasıl yapılır.." İçlerinden biri ilginizi çekiyor mutlak.. Neden. Çünkü Google sizi tanıyor. Bugüne kadar neler aramışsınız, hangi tür haber ve yazıları tıklamışsınız, ona göre seçip sunuyor bu "açılış" haberlerini.. Kaynakların bazıları sanal site kaynaklı.. Mesela Mynet.. Mesela Sputnik.. Ama bazıları çok önemli, çok tanınmış medya siteleri.. NTV mesela.. Giriyor ve merak ettiğiniz yazıyı okurken, altında bir yığın başlık daha görüyorsunuz. Birini seçip aşağı inerken karşınıza mutlak, ama mutlak bir Bitcoin Mucizesi haberi çıkıyor. Mesela "Bitcoin ile kısa sürede dolar milyoneri oldu, hayallerini gerçekleştirdi." Reservemediamarketing.com diye bir site.. Öğrenci Murat A. yarı zamanlı bir işle okul masraflarını zor karşılarken bir Bitcoin haberine rastlamış, girmiş. Kısa zamanda dolar milyoneri, hatta milyarderi olanları okumuş ve kripto paralara o minnacık bütçesi ile yatırım yapmış. ..Ve birkaç günde 12 bin dolar kazanmış. Haberin altında "Bitcoinpro bağlantısına burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz" yazıyor. Hesabınız ücretsiz açılıyor ve hemen kullanmaya ve kazanmaya başlıyorsunuz. Altında yorumlar var.. Demet Yılmaz, 20 bin dolar kâra geçmiş. Cenk Özkesen başlamaya karar vermiş. Murat Yetmez, kayıt olmuş. Kenan Demirel, 300 dolarla başlamış. Şimdi 30 bin dolar cepteymiş. Ve saire.. NTV sitesi hemen her gün Bitcoin haberleriyle dolu.. Sistem ayni.. Biri birkaç hafta içinde nasıl dolar zengini olduğunu anlatıyor. Altında "Yorumlar" var. Orda da onlarca insan birkaç haftada nasıl binlerce dolar kazandığını yazıp "Harika sistem" diyor.. Şimdi bu kadar insan, bu kadar kısa zamanda dolar milyoneri oluyorsa, bu paralar nerden geliyor. Gökten mi yağıyor. "Hiçbir şey yoktan varolmaz" kuralı var. Bunu ekonomiye uygularsak, birileri kısa zamanda dolar milyoneri oluyorsa, birileri de bu paraları kaybediyor demektir.. Kim. Kastelli kurbanları mı. Titan ve benzeri Saadet Zincirleri'nde dolandırılanlar mı. En yakını Çiftlik Bank'a kanan saflar mı. Ben tam 65 yıllık gazetecilik deneyimim ve Mülkiye diplomamla bu işi çözemiyorsam, vatandaşı bir düşünsenize.. Şimdi soru 1.. Bu haberler hemen her sitede, her gün altlarında sayısız yorumla yayınlanıyor. "İlanReklam" olabilir. Ama ne altlarında, ne üstlerinde "Reklam" olduklarına dair işaret yok. Kripto paracılar bu reklamları "Reklam olduğunu gizleyin" şartıyla mı sitelere veriyorlar. Yani vatandaş, masum ve cazip haber okuduğunu sanarak aldatılıyor mu. Soru 2.. Bitcoin başta, hiçbir devlet veya bankada karşılığı olmayan, sadece sanal dünyada herkesin kendisine özel şifresi ile el değiştiren bu sanal paraların içyüzü nedir. Yatırım yapanlar kimin ve neyin güvencesindedirler. Ya da hiç güvenceleri yok mu. Bu soruların yanıtını, tüm Türk vatandaşlarına verecek bir tek kişi var.. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan!. Sayın Elvan, ne dersiniz. Başta gençler, sonra anne ve babaları okul taksitlerini ödemekten, hatta okuldan vazgeçip o paraları kripto paralara yatırmaya başlasınlar mı. Ya da aklı bilgisayara eren gençler, kendi kripto paralarını yaratıp onunla piyasaya mı girsinler.. Bitcoin ve ötekiler aynen böyle, bir bilgisayar programcısı tarafından, kendi bilgisayarında yaratıldı ve sanal âleme sürüldü. Satoshi Nakamoto takma adlı o kişiyi gören, bilen, tanıyan yok. Bitcoini yarattığı gibi, yok da edebilir. Ederse de şaşırmayın. Çünkü şu andaki serveti 52.5 (Elli iki buçuk) milyar dolar.. Ne dersiniz Sayın Elvan. Haaa!.. Bir de Sayın Bakanım, Biz dahil dünya basınında devlet tarafından takibi imkânsız, her kişinin kendi özel şifresiyle alıp sattığı Bitcoin ve benzerlerinin asıl "Kara para aklama" işinde kullanıldığı ve bu yüzden değerlendiği haberleri var ki, o doğrudan sizin bakanlığınızı ilgilendirir.

p style"text-align: center;"

ÖNCE KIZDIM AMA ANLAYINCA... Doğan Cüceloğlu.. Ben ona "Ülkemin Dale Carnegie'si" derdim. Harika babam, Carnegie'nin kitaplarını daha ilkokulda okumamızı sağlamıştı.. "Dost Kazanmak ve İnsanları Etkilemek Sanatı.." "Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak.." "İşten ve Yaşamdan Zevk Almanın Yolları.." "Hayat Kısa, Mükemmelleştirmeye Bak.." Daha neler neler.. Doğan Cüceloğlu'nun kitaplarıyla ise 1990'larda tanıştım. Hemen hepsini aldım, kitaplığımın en başına koydum. "İnsandan İnsana" ve "İçimizdeki Çocuk"tan başlayarak.. Harika yazıyor, harika anlatıyor ve yön veriyordu, insana ve aileye.. Bizde neyin muhalifi çıkmaz ki. Onun kitaplarıyla alay etmek de köşe dolduramayan yazarlara düştü tabii. Konum bu değil. Konum Cüceloğlu'nu anlatmak da değil.. Bugüne dek o kadar çok ve güzel şey yazıldı ki ardından.. Ben onu değil, onun seçtiğim bir yazısını okumanızı istedim. Başlıktaki "Önce Kızdım Ama Anlayınca..." diyen yazısını.

p style"text-align: center;"

Yürüyüş yapan bir insanın soluklanması içindeydi; değerli arkadaşım Hasan Yılmaz, Gaziantep'ten bugün beni aradığında; "Doğan Hocam, müsait misin" "Müsaitim Hasancığım, buyur!" "Hocam, Gaziantep'te büyük bir park var, orada yürüyüş yapmak için çıktım. Otuz beş yaşlarında bir adam ve elini tuttuğu yedi yaşlarında bir oğlan çocuğu yürüyüş yolunda durmuşlar, yolu tıkamışlar, öyle duruyorlar. İlk tepkim sinirlenmek oldu; kaba olduklarını, başkalarına duyarsız olduklarını düşündüm. Yanlarından geçeyim derken ben de olduğum yerde zınk diye durdum; üç tane serçe yavrusu birikmiş bir avuç yağmur suyunda yıkanıyorlar ve oradan su içiyorlardı. Baba olduğunu tahmin ettiğim o kişiye artık kızmıyor, içimden takdir ediyordum. Oğluna önemli bir gözlem yapma ve bir değeri öğretme fırsatını değerlendiriyordu." Hasan Yılmaz emekli edilmiş bir polis. Kitap okuyan, seminer veren, özellikle gençlerin yetişmesini önemseyen bir aydın. Şu anda polislik yaşamı boyunca gözlemlediği ve etkilendiği öykülerden oluşan bir kitap yazıyor. Kendisiyle telefonda üç konu paylaştım, sizinle de şimdi paylaşmak istiyorum. 1- Anlayınca öfke kaybolur. 2- Her birimiz önemli değerlerimizi her gün besleyip güçlendirmeye özen göstermeliyiz; her gün beslenmeyen değer zayıflar. Bu öyküdeki baba, çocuğuyla birlikte iki temel değeri besleyip güçlendirmekteydi: a) Empati: Kuş da bir candır ve onun susuz olmasına saygı göstermeli ve yardımcı olmalıyız. b) Biz Bilinci: Hepimiz, tüm canlılardan oluşan büyük bir 'Canlar Ailesi'nin parçasıyız. Şehirlerimiz hızla betonlaşırken, kuşların da su içebilecekleri yerler oluşturmayı unutmamalıyız. 3- Değerler ailede öğrenilir; değerler çocuğun ana dilini öğrendiği şekilde ailede duyarak, görerek, yaşayarak öğrenilir. İyi bir anne babanın çocuğuna bırakabileceği iki önemli miras vardır. İlki- Duru, temiz, zengin bir Türkçe. İkincisi- 'Biz bilinci' değerleri.. Gerçeğe saygı, hakkaniyet, empati, saygı, sevgi, sorumluluk ve güvenilir insan olmak. Bu iki mirasla çocuk yetiştirmeye özen gösteren ana babalara selam olsun! Doğan Cüceloğlu (21.10.2015)

p style"text-align: center;"

KRALİÇEM VE BALEMİZ!. Meriç Sümen'i Devlet Opera ve Balesi'nin ilk "Tüm bir bale" temsilinde dans ederken izledim, 50'li yıllarda. Orta son ya da lise birde.. Madam Ninette de Valois'nın dünyaya armağan ettiği Türk Balesi'nin ilk ve süper yıldızıydı. Sonra dünyanın 1 numaralı balesi Bolşoy'da başrol dans eden ilk "Yabancı" oldu. Giselle'di Meriç!. Balemiz, Meriç ve ben beraber büyüdük yani.. Dün Kraliçemi aradım.. Ona hep "Kraliçem" derim.. "Yahu Kraliçem" dedim, "Sadece temsillere değil, çalışma ve provalara da gelirdim. Tüm bale nerdeyse arkadaşımdı çünkü.. Balede yetenek kadar, hatta daha fazlasının 'Çalışma' olduğunu, görerek, yaşayarak öğrendim. Başrole çıkanlar dahil her ama her gün ortalama 6 saat çalışırdınız. Madamın şartları öyle ağırdı. Ama kızmaz, hak verirdiniz. Hatta çeşitli sebeplerle bir iki gün çalışamadınız mı bana 'Kaç gün geri gittik biliyor musun' derdiniz.. Nerdeyse bir yıldır karantinadayız. Toplanmak yasak.. Kimse çalışamıyor, ne olacak bu çocukların hali" "Balemiz en çok zarar gören sahne dalımız.. Oyunculuk veya şarkı söyleme yeteneği gerilemez, ama çalışmayan balerin biter" dedi Meriç!. Yani ortada Kültür ve Turizm Bakanı'nın el koyması gereken bir durum var.. Ne var ki bakanımız Turizm Uzmanı.. Kültür yanını pek bilmiyorum.. Tekrar sordum Kraliçeme.. "Peki balerinler kendi kapalı mekânlarında bir şey yapamazlar mı." Cevap verdi.. "Yaparlar ve yapmalılar.. Uygun bir duvarlarına bir bar (Yani uzun bir direk, duvara paralel ve 20 santim falan mesafede) çaktırırlar ve orada her gün çalışabilirler. Bale, sadece yetenek isteyen bir sanat dalı değil.. Güçlüklere, yokluklara rağmen, olanak yaratıp çalışmaya azim ve sebatla devam etme işidir. Bunu yapan dayanır. Yapamayan biter. Ağlamak ve beklemekle bale yapılmaz!." Meriç'in hangi koşullarda "Dünya Baş Balerinleri" arasına adını yazdırdığını iyi bilirim. Doğru söylüyordu. Teşekkür ettim. Telefonu kapadım.. Ve büyük bale yönetmeni ve koreograf George Balanchine'in lafını hatırladım.. "Önce ter gelir, sonra güzellik!."

p style"text-align: center;"

6222 ÖZEL SAVCIMA.. Önceki gün size bir açık mektup yazmıştım, Sayın Savcım.. Dün sabah gazetelerde, Fenerbahçe'nin tüm ithamları yalanladığı haberleri manşetlerdeydi. Hangisi doğru. İthamlar mı, yalanlamalar mı.