MilliyetFiliz Aygündüz11 Ekim 2020
Okunma: 5  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Filiz Aygündüz
Filiz Aygündüz
Filiz Aygündüz
11 Ekim 2020
66 yaşında, ilk kitabı ile Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazandı!

Sait Faik'in "Yazma-saydım çıldırırdım" sözü çok yerli yersiz kullanılır dilimizde. Sait Faik'in yaşadığı koşulları bilmeden. Yani aslında bu lafı edenlerin büyük kısmı yazmasaydı değil çıldırmak, hayatlarında minik bir olumsuzluk bile olmazdı. Ama söz havalı; kullanınca bir Sait Faiklik mi geliyor insanın üstüne nedir İyi yazar olmak için yazmayınca çıldırmak gerekmiyor hem. Yazmak bir maruzatı olanların işi. Bir dilekte bulunmak, arz etmek isteyenlerin. Ki onların maruzatında bir edinilmiş dert, tasa, umut, meydan okuma vardır. Arz edilen makam da okurdur.

Maruzatı olan 66 yaşındaki Ankaralı bir yazar, Nurhan Suerdem, İletişim Yayınları'ndan çıkan ilk öykü kitabı "Maruzatım Var" ile bu hafta 31'inci Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazandı. Maliye mezunu olan Suerdem yıllar yılı kurumsal hayatta çalışıp, yazıyla ilişkisini istifa dilekçesi, mektup, mail, kısa notlar seviyesinde sürdürdükten sonra 2013'te emeklilikle birlikte öykü yazmaya başlıyor. O güne dek yazar olmayı aklının ucundan bile geçirmiyor. Zira kendine ait bir odası var ama kendine ait bir zamanı yok. Onu emeklilikle birlikte yakalayınca, maruzatı da olduğundan alıyor kalemi eline. Murat Gülsoy'dan yaratıcı yazarlık dersleri, çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlanan öyküler, 2019'da çıkan ilk öykü kitabı derken, Türkiye'nin en prestijli öykü ödülünün sahibi oluyor. Nasıl güzel bir hikâye.

Youtube'da Dileda Arslan'ın kendisiyle yaptığı bir söyleşisini izledim. Hayat dolu, güleç, sade, duru bir kadın Suerdem. Hikâyesini tatlı tatlı anlatıyor. Bir değil birçok maruzatı olduğu için yazmaya başladığını. Maruzatlarına gelince. Ödül kazanan kitabından hareketle yazmak isterim. Ama öncelikle şahane bir Türkçesi olduğunu söylemeliyim, eminim Haldun Bey okusa, o da çok severdi. Hüzün şivesinde yazıyor ama sahip olduğu yaşama sevincinden gücünü alan ironi, hayatın şekerli yapış yapış acılarına izin vermiyor. Suerdem'in öyküleri su gibi akıyor. Kadın ve erkek özneler hayatın ta içinden dertleri omuzlayıp bu suda pırıl pırıl parlıyorlar.

Sabahları sesi çatallı çıkan bir kadın. Ablaları onu baş göz etme telaşında. Ama onun başka dertleri var. Bilmiyor ki ablalar. Kadınlığını bir yere oturtamamış. Özgüveni kırık dökük. Cümleleri içinde çoğalırken, dilinden dökülenler sessizlik kadar. O adam nasıl anlasın bunu

Adı İffet. Anneannesinin kız kardeşinden almış adını. Anneannesi kardeşinin ölümünden hemen sonra doğan küçük kıza onun ismini vererek, bilerek kaldırmamış cenazeyi. İffet o cenaze olarak sürdürmüş yaşamını. Adını 'yaşlı' ve 'köhne' bulan erkekler uzak durmuş ondan. Kadınlığıyla kurduğu ilişkiyi de bu ad belirlemiş. Ama nasıl devasa bir yük. İffet'in adıyla ilgili maruzatı var. Bir bir anlatıyor "Asliye Hukuk Hakimliğine" adlı öyküde.&