CumhuriyetFeyzi Açıkalın12 Ekim 2020
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Feyzi Açıkalın
Feyzi Açıkalın
Feyzi Açıkalın
12 Ekim 2020
Trafik cezaları bağcıyı dövmek için mi

Bu soruyu daha açık bir şekilde, "Devlet, bütçe açığını karayollarında kestiği trafik cezalarıyla mı kapatmaya çalışıyor" şeklinde sormuştum. "Hayır, vallahi değil. Aksi takdirde EDS'leri (Elektronik Denetleme Sistemleri) yerleştirenler olarak biz a'bad olmuştuk!" yanıtını alıyorum.

Avrupa Birliği Uyum Yasaları gereğince karayollarında uygulanmaya başlanan denetleme sistemlerinin, 724 çalıştırılmaması yüzünden zarar ediyorlarmış! Devletin, vatandaşa tuzak kurmak, bunun üstünden gelir elde etmek gibi bir isteği olsaymış, sistemi sürekli açık tutmaz mıymış!

Uygulayıcının popülist siyaset anlayışı gereği, abartılı cezaların sandığa olumsuz yansıyacağından korkarak böyle davranmış olabileceğini söylediğimde, "İşin o kısmını bilemem" yanıtını alıyorum. Oysa ben biliyorum, bal gibi biliyorum. Çünkü bilfiil, anlamsız, haksız cezalar yiyerek deneyimliyorum.

2017 yılında, yine bir torba dolusu(!) yasa ile yaşamımıza giren denetleme sistemleri Deli Dumrul gibi ama bu kez elektronik gözler ile yollarda bekliyor. Türkiye ölçeğinde 870 adet EDS projesinin yer aldığı ama bunun ancak yüzde 10'unun aktif olduğu söyleniyor.

Sistem, nasıl saptandığı biraz muğlak olan "Kaza Kara Noktaları" baz alınarak kuruluyor. Bilimsel, "Coğrafi Bilgi Sistemleri" yönteminden tutun da, bir yerleşimdeki şoförler odası başkanı, jandarma komutanı gibi bilirkişilerden(!) oluşan trafik komisyonunun, EDS komisyonuna bu bölgeleri önermesine kadar olan farklı seçenekler kullanılıyor.

Gelgelelim, ülke normal değil! Otoyol kalitesiyle yapılmış bir bölünmüş yolda, gecekondu misali benzin istasyonları ve buna bağlı yerleşim yeri türeyebiliyor. Bunlara da "meskun mevkii" deniyor! Saatte 121 kmh süratte gidilmesine izin verilen böylesine kaliteli bir yolda, köşeyi dönerken birden hızınızın 50'ye düşmesi isteniyor. İşin kötüsü bu tabelanın hemen sonrasında EDS cihazı yer alıyor.

Yeni uygulama ile, anlık hızları saptayan Doppler tabanlı ölçüm yapan Kule Radarlar kaldırılıyor. Bunların yerine "Hız Koridoru" uygulaması geliyor. "Koridor Hızı İhlal Tespit Sistemleri" ile denetlenen uygulamada "Plaka Tanıtım Üniteleri" yer alıyor. Buralarda "Noktasal Hız" Tesbit sistemlerinden farklı olarak, "Ortalama Hız" hesabı yapılıyor. Bu koridor 1 km olabileceği gibi, Rize'de hazırlanmakta olan bir sistemdeki gibi, 40 km uzunluğuna da erişebiliyor. Otoyolların giriş ve çıkışlarındaki EDS bilgilerine göre yapıldığı söylenen bu uygulamaya, sürücüye 295 TL'ye mal olan İstanbul-İzmir paralı otoyolunda neden rastlanmadığı ise bir başka soruyu oluşturuyor!

Hız koridorlarındaki ihlal tespitleri çok yararlı gibi görünüyor. Ama işin başka yönleri de var. Yerleşim alanlarındaki bu uygulamalar yerel yönetimlere bir gelir kapısı da açtığı için, akçeli konular ister istemez gündeme geliyor. Büyük şehir belediyeleri sistemi kendileri kurabilirlerse ceza gelirlerinin yüzde otuzunu alıyor, yüzde yetmişi ise devlete gidiyor. Genellikle belediyeler bu masrafa girmiyor, "Gelir Paylaşımı Yöntemi" ile kurdurtup, gelirin daha azına razı oluyor. Anlıyorsunuz!

İşin çok daha vahim yönünü ise, anılan trafik cezaları bilgisinin vatanadaşa nasıl ulaştırılacağı konusu oluşturuyor. Kanuna göre cezaların vatandaşa bilfiil tebligat yoluyla yapılması gerekiyor. Trafik cezaları, ortalama ülke insanının erişmekte zorlandığı Elektronik Tebligat Sistemi ile yapılıyor. Örneğin, bu sistem "kişisel bilgilerin gizliliğinin ihlali korkusu" ile Almanya'da uygulanmıyor. Onun yerine normal Deutsche Bundespost yani Alman PTT'si kullanılıyor. Bir önceki gece saat 22:00'ye kadar posta kutu