TakvimErgün Diler19 Kasım 2020
Okunma: 6  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Sonraki Yazısı
Ergün Diler
Ergün Diler
Ergün Diler
19 Kasım 2020
Denge

BAŞKAN Erdoğan, Berat Albayrak'ın istifası ve ekonomi yönetimindeki değişikliklerle ilgili dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu: "Bu görev değişiklikleri, küresel düzeyde yaşanan siyasi ve ekonomik değişimlere uygun şekilde ülkemizde de hukuk ve ekonomi alanında köklü reformlara hazırlık yaptığımız bir dönemde gerçekleşti." Haber aynen böyleydi... İlerleyelim... Aslında İstanbul'da oturduğumuz ofisten ANKARA'yı, siyaseti, ittifakları, ağız birliğini, istikameti, gelecek olan rüzgarı görmek çok zor değil. Şu sıralar kulağıma aslı olmayan pek çok dedikodu geliyor. Her konuda. Ama ANA OMURGAYA bakıldığında fotoğraf başka... Ankara'yı Berlin üzerinden, Washington ya da Londra üzerinden Washington frekanslarından okuyabilirsiniz. Üçüncü bir yol yok zaten... Ancak nedense olayın ÖZÜNDEN ısrarla kaçınılmakta. Sanki DENGENİN bilerek anlaşılmasının önüne geçilmekte. Bilemiyorum. Çok basit konular bile abartılınca anlamakta zorlanıyorum sadece. İKİ FREKANS her ülkede sermayeyi, bankacılığı, siyaseti, ittifakları ve dünya üzerindeki konumları belirler... Açalım isterseniz. Örneklerden gidelim... Trump seçildi OCAK 2016'da yemin etti görevinin başına geçti. Demokrat Obama gitmiş, Trump gelmişti. Beyaz Saray'ın patronu değişince dünya üzerindeki kritik ülkeler hemen pozisyon almıştı. İngiltere Başbakanı Theresa May, Beyaz Saray'a giden, Trump'ı ziyaret eden ilk isimdi. Dönüşte ülkesine değil Ankara'ya geldi. O tarihten sonra İngiltere Türkiye'ye, ABD ise hem Londra'ya hem Ankara'ya yakın oldu... Bunu pek çok örnekte gördük. Bu HAT, Çin'i de genleştiriyor ve BÜYÜK ve YENİ OYUNCU olarak sahne almasına yardımcı oluyordu... Ama tam da o sırada Türkiye'de BAŞBAKAN koltuğunda Ahmet Davutoğlu oturmaktaydı. Ve Davutoğlu ALMANYA üzerinden AVRUPA'ya adım atmak için çaba göstermekteydi. Hatırlarsanız tam o dönemde "HAZİRAN'DA VİZE MUAFİYETİ" kavramları her yeri süslüyordu. Yabancı gazeteler "Davutoğlu AVRUPA'ya gelen göçmenleri geri alacak" yorumlarıyla çalkalanıyordu. Aynı gazete ve televizyonlar Davutoğlu'nun bu adımını Erdoğan'dan habersiz attığını da belirtiyordu. Davutoğlu BAŞBAKANLIK koltuğu üzerinden Türkiye'yi AVRUPA BİRLİĞİ ile buluşturmayı düşünüyor ve hamlesini yapıyordu. Oysa 2016'nın başında KÜRESEL OYUN değişmişti. Trump'ın gelmesi yeni bir frekanstı... Ankara-Londra-Washington hattı aktifti... Davutoğlu ya bunu bilmiyor ya da elini çabuk tutmak istiyordu. Avrupa'nın gereğini yapacağı düşünülürken, Ahmet Davutoğlu yürüyecek bir alan bulamayınca koltuğunu bırakmak zorunda kaldı... Bu AVRUPA BİRLİĞİ için şaşırtıcı bir gelişmeydi. Davutoğlu dönemi sona ermişti... Avrupa VİZE MUAFİYETİ için 5 şart öne sürüyor, bunların başında ise Terörle Mücadele Yasası'ndaki terör tanımının değişmesini istiyordu. Avrupa'nın bu tutumu sonrası Erdoğan masaya yumruğunu vuruyor "Biz yolumuza, sen yoluna" restini çekiyordu. Bu şartlarda VİZE MUAFİYETİ istemediğini de vurgulayan Erdoğan Avrupa Birliği'ne "Gidip kiminle anlaşabiliyorsan anlaş" diyordu... Erdoğan "Türkiye dört bir yandan terör örgütlerinin saldırısı altındayken, AB vize için bize 'Terörle mücadele yasasını değiştireceksin' diyemez" şeklinde net tutum ortaya koyuyordu. Ahmet Davutoğlu'nun tasfiyesi KÜRESEL DÜZEYDE YAŞANAN SİYASAL VE EKONOMİK DEĞİŞİMLERE UYGUN BİR ŞEKİLDE GERÇEKLEŞİYORDU... Trump'ın Amerika'sı Türkiye gibi kilit bir ülkeyi AVRUPA BİRLİĞİ ile yan yana bırakamaz, omuz omuza yürümesine katlanamazdı. Davutoğlu istifa ediyor görevi bırakıyor AVRUPA ile ilişkiler buzdolabına kaldırılıyordu. Davutoğlu'nun istifasından sonra bu olayla yan yana getirilmeyen çok önemli bir adım atılıyordu. İngiltere, Trump'ın gelişiyle birlikte SANDIĞA gidiyor ve halka "AVRUPA'DAN AYRILALIM MI AYRILMAYALIM MI" sorusunu soruyordu. İNGİLİZLER yüzde 52 ile "Ayrılalım. Yolumuza gidelim" şeklinde oyunu kullanıyordu... "BREXIT" diyorlardı yani... KÜRESEL anlamda Davutoğlu'nun gidişiyle Türkiye'nin AVRUPA ile bütünleşmesi rafa kalkıyor, İngilizler'in de AB'yi arkalarında bırakmasının yolu açılıyordu... Trump- May-Erdoğan hattı öne çıkıyor, ROTA oluşturuluyordu... Arka planda da CİNPİNG bulunmaktaydı... Brexit ile YENİ SİSTEM için hızla yol alınmaya başlandı... Türkiye burada kilit önemde bir ülkeydi. Erdoğan da dengeyi bilen en önemli isim olarak gerekli değişiklikleri hemen yaptı. Kadrolar değişti bakış açısı farklılaştı. AK PARTİ başka bir çehreye büründü... KÜRESEL ölçekte olması gerekenler oluyordu... Derken aradan 4 yıl geçti. Trump'lı 4 yıl... ABD başkanlık seçimlerine gitti. Bu kez OBAMA'nın sağ kolu olan biden kazandı... Bu kez yazının başında altını çizdiğim ikinci frekans yeşeriyordu. Yani Ankara-Berlin-Washington kanalı açık tutulacaktı. HAREKET hep bu frekansta gerçekleşecekti... Almanya ve Avrupa Birliği ile onca sorun yaşasak da orta bir yol bulunacaktı. Burada en önemli isim şüphesiz başkan Erdoğan'dı. Dengelerin üzerinde gidebilen ve bunu yıllarca başarabilen bir liderdi. Trump gidiyordu, May gidiyordu, Cameron gidiyordu ancak ERDOĞAN olayları okuma biçimiyle devam ediyordu... Yine ustalığını gösteriyor, Joe Biden daha BEYAZ SARAY'a gelmeden GİDİŞATI GÖRDÜĞÜNÜ hissettiriyor ve değişimlere başlıyordu... Trump, Beyaz Saray'a geldikten üç ay sonra DAVUTOĞLU istifasını verirken Erdoğan olaylara çok erken müdahale ediyordu... Liderlik farkını ortaya koyuyordu... KADRO değişimi ile bakış açısının değişeceğini aktarıyordu... Merkez Bankası'ndan FAİZ politikasına kadar ekonomiden hukuka kadar olan yelpazeye dokunuşunu yapıyordu... Biden'ın gelişi defalarca yazdığım gibi en çok ALMANYA'yı memnun edecekti. Ediyordu da zaten... Almanya Başbakanı Merkel, Joe Biden'ın gelişini "Bunu bir hazine gibi görüyoruz, daha da zenginleştirmek istiyoruz" sözleriyle anlatıyordu... İçerideki muhalefeti çok yazdım. Tamamı Berlin üzerinden Washington hattına yakındı. Dünyayı okuma biçimleri böyleydi. MHP ise Londra'ya çok uzak durmuyor gibiydi... Ya da Trump'ın gelişinden sonra Ankara-Londra-Washington hattına yaklaşmayı makul bulmuştu. Ancak net olan bir şey vardı ki MUHALEFETLE MHP'nin asla ve kat'a anlaşamayacak olmasıydı... En aşta AVRUPA ile MHP'nin TERÖR tanımı birbirinden çok ama çok uzaktı. Zaten 7 Haziran'dan sonra Bahçeli'nin Davutoğlu ile KOALİSYONA yanaşmaması iki farklı frekansı ortaya koyuyordu. Erdoğan seçim zaferleriyle yıllarca iktidarda kalan örneği olmayan bir liderdi. Bundan dolayı olsa gerek, Biden ekolüne uygun birkaç küçük adımı anında attı. Bu adım MUHALEFETE TOPTAN cevap gibiydi. Berlin-Washington hattına bir jestti. Muhalefet-Berlin-Washington hattı, ERDOĞAN'sız bir dönme hazırlık yaparken, BAŞKAN ERDOĞAN sürpriz bir hamleyle akıl dolu bir adımla karşı tarafın kimyasını bozuyordu. BİR DENGE OLABİLECEĞİNİ vurguluyordu. Bu da MUHALEFETİN daha da saldırgan bir DİL kullanmasının önünü açıyordu... Birkaç ay öncesine kadar Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği görevini yürüten Martin Erdmann, Frankfurter Allgemeine Zeitung'da T