CumhuriyetEmre Kongar02 Nisan 2021
Okunma: 1  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Emre Kongar
Emre Kongar
Emre Kongar
02 Nisan 2021
Türkiye-AB ilişkilerinde, 2005'te uyardığım noktaya döndük

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 6 Nisan'da Türkiye'ye geliyorlar.

Konsey Başkanı ile Komisyon Başkanı, Avrupa Birliği'nin Meclis Başkanı ile Hükümet Reisi demek.

Yani Avrupa Birliği'nin en önemli iki temsilcisi geliyor:

Medyaya bakarsanız, Türkiye ile AB arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesini konuşacaklar.

Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil.

Eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in 3 Ekim 2005'te Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlamasını "Türkiye AB'ye girdi" diye gündüz vakti ateşlediği havai fişeklerle kutladığı olay, taa o zaman NTV'de yeni başladığım "Yorum Farkı" programında belirttiğim gibi AB bizi "Tam Üye" olarak almayacağı için, "fos çıktı"...

Yorumumun haklı olduğunun anlaşılması için 16 yıl beklenmesi üzücü!

AB, kendi Demokratik ve mali standartlarına uygun bulmadığı için Türkiye'yi tam üye olarak görmüyor ve Suriyeli göçmenlerin Avrupa'ya salıverilmeleri korkusundan, "AB değerlerinden kopmaması için" "komşu üyelik" gibi statülerle oyalıyor.

Bu konuda Cumhuriyet'in eski Genel Yayın Yönetmeni CHP Milletvekili Utku Çakırözer'in 25 Mart 2021'deki AB Zirve Toplantısı'nda alınan kararlar konusunda söyledikleri son derece aydınlatıcı.

Zirve sonuç bildirgesinin hiçbir yerinde Türkiye'nin tam üye adayı statüsünden bahis dahi edilmiyor.

Türkiye'yi bir aday ülke değil, sadece çıkarlarını korumak için ilişki içinde oldukları bir ülke gibi görüyorlar.

Bu nedenle Türkiye ile ilgili kararların alındığı bölümün başlığı bile Türkiye değil "Doğu Akdeniz".

Zirve metninin ortaya koyduğu bir başka gerçek de Türkiye ile ilgili alınacak her kararın artık resmen Doğu Akdeniz'de hiçbir adım atmama koşuluna bağlanmış olması.

AB bu konuda Türkiye'nin alacağı bir inisiyatif karşısında harekete geçeceği tehdidini ortaya koymaktan çekinmiyor.

Türkiye ile AB arasında 5 yıl önce imzalanan göçmen mutabakatına göre Türkiye'nin Suriyeli göçmenleri Avrupa'ya göndermemesi karşılığında AB tarafı Türk vatandaşlarına vize muafiyeti, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi sözler vermişti.

Türkiye taahhüdünü yerine getirirken AB, sözlerini yerine getirmedi.

Üstüne, bu sonuç bildirgesinde sözlerini yerine getirmek için Türkiye'nin önüne yeni bir koşul daha koydu.

Artık AB tarafından atılacak tüm adımların önkoşulu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de meşru haklarından vazgeçmesi olacak.

AB liderlerinin bildirgede Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını korumak için yürüttüğü sismik araştırmaları "illegal" olarak tanımlaması kabul edilemez.

AB, Yunanistan ve GKRY'nin tek taraflı taleplerinin tam anlamıyla esiri olmuş durumda.

Gümrük Birliği güncellemesi için anlaşmanın Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne de teşmil edilmesi önkoşul olarak isteniyor.

Yani Rum kesiminin tanınması dayatılıyor.

Bildirgede AB'nin Türkiye ile ilişkilerde esas ve öncelikli konusunun Avrupa'ya yönelik mülteci akınının engellenmesi ile sınırlı olduğu görülüyor.

AB, söylendiği gibi yaptırımdan vazgeçmiş de değil.

Tam tersine onların "provokasyon" ve "tek taraflı hareket" diye yorumladıkları, Akdeniz'de ve Kıbrıs'ta egemenlik haklarımızı savunmaya yönelik adımlar söz konusu olduğunda Türkiye'ye turizm, enerji ve ekonomi alanlarında yaptırımlar yapılacağı dolaylı da olsa vurgulanıyor.

AB, bildirgede, 2016'da imzalanan göçmen mutabakatının yenilenmesinden bahsetmiyor bile.

Tam tersine o anlaşmanın içeriği boşaltılıyor. Sadece AB'nin üzerine düşen parasal yükümlülüklerden söz ediliyor. Vize muafiyeti ise tamamen unutulmuş durumda.

"Yüksek Düzeyli diyalog başlatılacak" deniyor ama bunun kapsamına enerji, ekonomi, ticaret, siyasi istişare mekanizmaları konmuyor.

Çakırözer,