SözcüEmin Çölaşan18 Ekim 2020
Okunma: 7  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
Emin Çölaşan
Emin Çölaşan
Emin Çölaşan
18 Ekim 2020
Rezalet mi komedi mi

Sevgili okurlarım, bütün dünya gibi biz de adına koronavirüsü dediğimiz salgınla boğuşuyoruz. İşte bu ortamda Türkiye'de uygulanan sağlık politikaları ister istemez gündeme geliyor ve masaya yatırılıyor.

Ülkemizde her gün binlerce insanımızın yeni hasta olarak kayıtlara geçtiği resmen açıklanıyor.

Can kaybımız dokuz bin'i aştı.

Yani bu işin şakası yok. Salgınla boğuşan sağlık personeli bile can veriyor, bazı hocalarımız ise medyada şov yapmanın peşinde.

Peki hastanelerimizde durum nasıl

Salgınla ilgili olsun veya olmasın, çoğunda ilaç ve malzeme eksik. Üstelik hem dışarıya, hem de içeriye milyarlarca dolar, milyarlarca lira borçlar birikmiş durumda.

Ankara'daki ABD Büyükelçisi Satterfield bundan yaklaşık iki hafta önce yabancı haber ajanslarına ülkesi adına açıklama yaptı:

"Türkiye'deki devlet hastanelerinin yabancı ilaç şirketlerine borçları 2 milyar 300 milyon dolara çıktı. Şimdi ise Türkiye ABD şirketlerinden borç indirimi istiyor. Bu gibi şeyler Türkiye'nin yararına olmaz."

Aynı günlerde gerek devlet ve gerekse üniversite hastanelerine ilaç ve tıbbi malzeme satan iş insanlarından açıklama geldi. Yerli İlaç ve Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği şöyle diyordu:

"Devletten alacaklarımız 26 milyar liraya (eski parayla 26 katrilyona) yükseldi. 16 aydan bu yana bize hiç ödeme yapılmıyor. Devlet bizden indirim yapmamızı istiyor ama bıçak artık kemiğe dayandı. Bu ay da ödeme yapılmazsa hastanelere mal vermemiz mümkün olmayacak ve sağlık hizmetlerinde büyük aksamalar meydana gelecektir."

Saray'ın ve hükümetin bu iki açıklamayı yalanlaması, "Böyle borçlarımız yoktur" demesi elbette ki mümkün olmadı...

Çünkü onların huyudur, bir konu aleyhlerine gelişiyorsa suskun kalırlar, lehlerine ise bağırıp çağırırlar!

Şimdi bir kez daha soralım:

Nasıl birikti o borçlar, şimdi durum nedir Ödemeye başladınız mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca önceki gece açıklama yaptı milleti uyardı. Aynen şöyle dedi:

"Yaza nispetle oldukça riskli olan sonbahar aylarına girdik. Önümüz kış. Zamanımızın büyük bir bölümü kapalı alanlarda geçecek ve virüsün yayılma alanları genişleyecek. Mevsimsel grip vakalarını da buna eklerseniz işin ciddiyeti ortaya çıkar. Şayet koronavirüs grip üzerinden yayılırsa salgınla baş etmek daha da zorlaşacaktır..."

Çok güzel!.. Demek ki bu salgından korunmanın önemli bir yolu da grip olmamaya çalışmak.

Bunun yollarından biri grip aşısı yaptırmak.

Şimdi o aşının mevsimi.

O halde gidin sağlık kuruluşlarına ve eczanelere, sorun bakalım:

"Grip aşısı acaba geldi mi"

Her yerden aynı yanıtı alacaksınız!..

"Gelmedi!.. Ne zaman geleceğini de bilemiyoruz."

Şu güzelim ülkeyi ve güzelim insanları ne hallere düşürmüş olduklarının somut örneği işe bu birkaç kelimelik yanıttır.

Niçin..

Çünkü grip aşısı Türkiye'de üretilemiyor. Tamamı yurt dışından ithal ediliyor.

Zamanı geldi geçiyor ama piyasada tek doz aşı yok.

Şimdi siz buna rezalet mi dersiniz komedi mi

Sağlık Bakanı vatandaşı uyarıyor ama aynı şahıs (eğer varsa) ağırlığını koyup aşı getirtemiyor!

Grip aşısı yokluğunun bence en önemli bir nedeni var:

Yurt dışına taktığımız ve anormal boyutlara ulaşan borçlar.

Ankara'daki ABD Büyükelçisi bu konuda somut rakam bile vermişti:

"ABD ilaç firmalarına ödenmeyen borç miktarı 2 milyar 300 milyon dolara ulaştı. Türkiye bu işten kazançlı çıkmaz."

Büyükelçinin bu konuda yalan söyleyeceğini hiç sanmam.

Nitekim bizimkiler bu sözleri yalanlayamadı.

Ağızlarından bu konuda bir tek cümle bile duymadık.

Üstelik aşı ve ilaç ithal ettiğimiz öteki ülkeleri de dikkate alırsak, bu borç rakamının çok daha yüksek olduğu ortaya çıkar.

Başka ne olabilir ki

Vatandaşın sağlığı bir yanda, bizi yönetenlerin 'para hesapları' öbür yanda!

Cumhuriyet döneminin onur anıtlarından biri olan, her türlü aşı ve serumu üreten Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nü bu iktidar durup dururken kapattı.

İthalat ve borçlanma furyası işte böyle başladı.

Ne acıdır ki millete maske dağıtımını bile beceremeyenlerin, "Ne gelirse kârdır"