SözcüCan Ataklı09 Nisan 2021
Okunma: 3  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Can Ataklı
Can Ataklı
Can Ataklı
09 Nisan 2021
Bir tezgah daha ortaya çıktı

BUNU YAZMAK GEREK

Bir tezgah daha ortaya çıktı

Aslında bu tezgahı dün fark etmiş olmam gerekti.

Ama dikkatimden kaçmış.

İzmirli değerli dostum çok aktif çalışan Latife Hanım Grubu yöneticilerinden Engin Sarıkartal Demirkollu uyarınca gördüm ben de ve üzüldüm de...

Amirallerin özellikle "gece yarısı bildiri yayınladığı" spekülasyonunun nasıl çöktüğünü anlatmıştım dün bu köşede.

Zihni Çakır isimli bir saray medyacısı, amirallerin bildirisini ilk kez kendisinin gece 23.40'da yayınladığını anlatıyordu.

TV5'e çıkan bu medyacı, bildiriyi WhatsApp grubu üyesi amirallerden aldığını, bunu saraya ve en tepeye ulaştırmaya çalıştığını, ancak bir cevap alamayınca yayına verdiğini söylüyordu.

Benim dikkatsizliğim, yazımda geçen Veryansın TV internet sitesinin de aynı bildiriyi yayınladığını belirtmeme rağmen, yayın saatine bakmamış olmam.

İşte Engin Hanım uyardıktan sonra bir kere baktım ve şunu gördüm.

Amiraller bildirisini ilk kez yayınlayan internet sitesi Veryansın TV.

Veryansın TV açıklamayı "104 amiralden Montrö ve Atatürk açıklaması" başlığı ile 3 Nisan Cumartesi akşamı saat 22.54'te yayına vermiş.

Sarayın medyacısı Zihni Çakır'ın internet sitesi Avaztürk'ün açıklamayı paylaştığında ise saatler 23.27'yi gösteriyor.

Zihni Çakır, açıklamayı belli ki Veryansın TV'den almış.

Çünkü konuşmasında direkt amirallerden aldığını söylemiyor ve "Bir yerlerden geldi işte bu bildiri" diyor.

Ancak şu ayrıntı da önemli; Zihni Çakır sanıyorum hiç farkında olmadan bir başka itirafta bulunmuş.

Diyordu ki, "Bildiride 4 Nisan tarihi vardı. Ben de zaman geçirmeden yayınlamak istedim."

Yani emekli amiraller bildiriyi kamuoyuna 4 Nisan Pazar günü yayınlamaya karar vermişler ve tarihi de ona göre atmışlar.

Yani gece yarısı açıklamak gibi bir niyetleri yok.

Kafamı karıştıran noktalara geliyorum şimdi.

Birincisi, Zihni Çakır'ın yalan söylediği çıkıyor ortaya.

Ama bu yalan açıklama ile iktidarın, "açıklamayı darbe iması yapmak için gece yarısı yayınladılar" iddiasını da çökertmiş oluyor.

Gece yarısı saraya ulaşabilecek kadar iktidara yakın bir medyacı, bu kadar akılsızlığı yapmış olabilir mi

Olmaz.

Gerçi saray medyasının düzeyi pek yüksek değil ama bu kadar düşük de değil.

Konuya bu açıdan bakınca saray medyacısı Zihni Çakır'ın "Emekli amiraller arasında bildiriyi imzalamayan vatanseverler vardı. Bunlardan üç dört tanesiyle konuştum" sözlerine takıldım.

Şimdi geliyorum ince noktaya.

Saray, "gece yarısı bildiri yayınladılar, bu darbe imasıdır" yaygarasının kısa sürede fos çıkacağını biliyordu.

Bu nedenle önce bu yaygarayı sürdürdü biraz, sonra da kendi medyacısına, "itiraf gibi açıklama yapması" talimatı verdi.

Zihni Çakır, açıklamasıyla emekli generaller arasında imzaya karşı çıkanların varlığını iddia ettiği gibi emekli subayların içinde ciddi biçimde Erdoğan'a bağlı kişilerin bulunduğu algısını yaymaya çalışıyor.

Şimdi merak ettiğim sorulara, gözaltına alınmamış olan emekli subaylardan cevap vermelerini rica edeceğim.

4 Nisan Pazar günü makul bir saatte açıklanması planlanan bu bildiriyi imzalamayan emekli amiral var mıydı

Eğer varsa bu amiraller imzalamama gerekçesi olarak ne gösterdi

Açıklama ve imzalar tamamlandıktan sonra bunu Veryansın TV'ye kim verdi

NOT: Bildiriyi ilk açıklayan Veryansın TV'nin bir komplo içinde olduğunu sanmıyorum. Büyük ihtimalle kendilerince bir "önce biz verdik" duygusu ile hareket ederek geceden yayına koydular.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Göstere göstere yapıyorlar, çünkü...

Ankara Valiliği, kısa adı TESUD olan Türkiye Emekli Subaylar Derneği'ni mali açıdan denetlemesi için iki müfettiş görevlendirdi.

Çok normal bir durum değil mi

Elbette, her dernek gibi TESUD da denetlenecektir, gerektiğinde müfettişler görevlendirilecektir.

Bu açıdan sorun yok.

Ancak iş öyle değil işte.

Bakın ne olmuştu.

Amirallerin bildirisinden sonra saraydaki telaş ve panik üzerine devlet kurumlarına "Kınama mesajı yayınlayın" talimatı verildi.

Bu talimat Yüksek Mahkeme'ye bile verildi ve Yargıtay'la Danıştay, emekli amiralleri kınadı.

5 Nisan günü ise TESUD ile birlikte Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) yöneticileri, Milli Savunma Bakanlığı'na çağrıldı.

Ardından bakanlık resmi Twitter hesabından iki dernek yöneticisiyle yapılan toplantılar fotoğraflı olarak, "Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) ve Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Milli Savunma Bakanlığı'na destek ziyareti gerçekleştirerek bazı amirallerin yayımladığı bildiriyi kınadıklarını belirtti" cümlesiyle paylaşıldı.

TESUD yönetimi, bakanlığın bu açıklaması üzerine ziyareti doğruladı ancak dernek adına hiçbir surette kınama yapılmadığını açıkladı.

İşte bu açıklamanın ertesi günü Ankara Valiliği, TESUD'a müfettiş gönderdi.

Çok belli değil mi müfettişin neden gönderildiği.

Bunu göstere göstere yapıyorlar, asla "niyetimiz çok belli olur" demiyorlar, çünkü bütün amaç herkesi korkutmak.

"Bize dokunan eller değil, kafalar kırılır" algısını herkesin beynine kazımaya çalışıyorlar.

Yeni Türkiye böyle bir şey işte...

YENİ ÖĞRENDİM

AB ile ilişkilerde her şeyi söylemiyorlar tabii

Hafta başında AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel Türkiye'ye gelip AKP Genel Başkanı ile görüşmüşlerdi.

Görüşme, iktidara yakın medya tarafından sanki büyük zafer kazanılmış gibi sunulmuştu.

Başlıklara bakarsanız sanki AB dize getirilmiş, mecburen bize ellerini uzatmışlar, bundan sonra her şey iyi gidecek algısına kapılıyorsunuz.

Haberi Tele1'de değerlendirirken, "İktidar gazeteleri tabii ki sarayın ifadelerine dayanarak yazmış haberi. Erdoğan'ın ne dediğini değil, karşısındakilerin ne söylediğini merak ederim" demiştim.

Tabii gerçek kısa süre sonra ortaya çıktı.

Evet, AB Türkiye'ye karşı daha yumuşak bir tavra girmişti ama bütün taleplerini de dile getirmiş ve bunların da sözünü almıştı.

Demokrasi, hukuk konusundaki taleplerini geçiyorum, bunları her seferinde söylüyorlar ama ekonomik çıkarlar nedeniyle fazla üzerine gidemiyorlar.

Çünkü Türkiye'ye ihtiyaçları var, en azından ülkemizde yaşayan 5 milyonu aşkın mülteciyi tutmamız bile onlar için büyük nimet.

Ayrıca Doğu Akdeniz'de kendi başımıza iş yapmamızı da istemiyorlar.

Diğerlerini önümüzdeki günlerde yine gündeme getiririz ama Doğu Akdeniz konusunda, Amerika ve Batı'nın istediği tavizler verilmiş görünüyor.

Zaten zeytin dalı falan uzatmaları bu yüzden...

Zaten dikkat ederseniz iktidar ve yandaşları artık Doğu Akdeniz'den çok söz etmiyorlar bile.

Çünkü fiilen çekilme kararı aldı saray iktidarı.

Merak ettim, gemilerimizin durumunu sordum.

Donanmamız Aksaz ve İskenderun'a çekildi.

Barbaros Hayrettin Paşa, İstanbul Güzelyalı Körfezi'nde demirlemiş durumda.

Oruç Reis, Antalya Körfezi'nde bekliyor.

Kanuni, Karadeniz Aşağı İhsaniye sahilinde demir atmış.

Yavuz, Antalya Limanı açıklarında demir atmış yatıyor.

Fatih, Karadeniz Zonguldak karşısında açık denizde sondaj yapıyor olabilir.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

İşportacı roman yazarı, şimdi de gazete yazarı oldu

Bu köşeyi izleyenler için Nalan Türkeli adı hiç yabancı değil.

Yanılmıyorsam 25 yıl kadar oluyor tanışmamız ve benim de kendisini sizlerle tanıştırmam.

Nalan Türkeli, çok çileli bir aile yaşamının yoksulluk içinde boğuşan kadın kahramanı.

Hayatını işportacılık yaparak kazanıyor.

Bazen pilav yapıp satıyor, bazen meyve sebze satarak geçimini sağlıyor.

Ancak bütün bu zor koşullar içinde okumaktan, sormaktan, sorgula-maktan, eleştirmekten kaçınmıyor.

Bu yüzden başı derde de giriyor.

Gün geçmesin de gidip ifade vermesin.

Okuduğu gibi, yazıyor da...

Hem de ağır romanlar yazıyor.

4'üncüsü de basılmış, piyasaya çıkmaya hazırlanıyor.

p id"caption-attachment-6361855" class"wp-caption-text"Nalan Türkeli, "Dilli Don" adlı romanını Tele1'deki yayınımdan sonraki ziyaretinde getirmişti. Yeni kitabı, "Yaşamak Birleşmektir" ise yakında piyasaya çıkacak.

Nalan Türkeli dün sevinç i