SabahBurhanettin Duran20 Şubat 2021
Okunma: 6  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Burhanettin Duran
Burhanettin Duran
Burhanettin Duran
20 Şubat 2021
Terörle mücadele, NATO ve Türkiye'nin Batı ittifakındaki yeri

PKK'nın Gara'da 13 vatandaşımızı katletmesi uzun süre siyasi gündemi meşgul edecek. Bu meşguliyetin muhalefetin suçlamaları ile değil, terörle mücadelemize destek verecek bir siyasi bilinç ile yürütülmesi dış politika konularımıza da etki edecektir. ABD Dışişleri'nin önce şüphe ifade eden sonra tepkiler üzerine PKK'yı kınayan ikircikli açıklamasının aksine NATO Genel Sekreteri J. Stoltenberg, PKK terörünü kınadı ve milletimize taziyesini sundu. Geçtiğimiz günlerde Stoltenberg, Türkiye'nin DEAŞ ile mücadelesini övdükten sonra ülkemizi "en çok terör saldırısına uğrayan NATO müttefiki olduğunu ve aynı zamanda milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaptığını" hatırlattı. NATO'nun "ölümünden" bahsedilen bir dönemde Stoltenberg'in ittifak üyeleri arasında diyaloğu ve empatiyi korumaya çalışması ve Türkiye'nin ötekileştirilmesine karşı çıkması sebebiyle yapıcı bir rol üstlendiğini ifade etmeliyim. Önümüzdeki aylarda ise "NATO bağlamında Türkiye" tartışmasının yoğunlaşmasını beklemeliyiz. Biden yönetiminin NATO'ya yaklaşımı Geçen aralık ayında Atlantik İttifakı'nın 2030 vizyonu tartışılırken Washington'da ittifakı güçlendirmek isteyen yeni Başkan Biden'ın sancılı geçiş dönemi söz konusuydu. Eski Başkan Trump dönemindeki NATO toplantılarında gerilim eksik olmazdı. NATO'yu "demode" ilan eden, Avrupalı müttefikleri bütçeye söz verdikleri katkıyı sağlamadığı için ABD'yi ittifaktan çıkaracağını söyleyen ve Almanya'daki asker sayısını azaltan bir başkandan sonra Biden, sarsılan güveni tazeleme niyetinde. Biden yönetimi ABD'nin değerlerine dayanarak uluslararası düzenin kurulması gerektiğine inanan isimlerden oluşuyor. Avrupa ve Asya'daki müttefiklerle uluslararası iş birliğini güçlendirmenin yanı sıra Çin ve Rusya'yı sınırlandırmak yapılacaklar listesinin başında yer alıyor. Biden'ın kolektif güvenliğe vurgu yapması ve ekonominin güvenliğini merkeze alan bir dış politika yürütmesi bekleniyor. Bu yaklaşım kaçınılmaz olarak NATO ve AB ile ilişkileri güçlendirmek demek. Ancak "nasıl" sorusu hala net değil. Trump'ın NATO'yu küçümsediği dönemde Avrupa'da "kendi geleceğine sahip çıkma ve stratejik otonomi oluşturma" fikri öne çıkmıştı. Avrupalılar bu hedefte birleşemese de şimdi Biden dönemi ile ABD'ye tekrar eskisi gibi angaje olmayı seçerler mi bilemiyoruz. Biden yönetiminin yeni ittifak angajmanı ne kadar Avrupalıların lehine olacak Sözgelimi Almanya'ya Kuzey Akım 2 baskısı devam ediyor. Ortak kaygı alanı olan "Çin ticari yayılması" bile Washington ile Avrupa başkentleri arasında tek bir politika oluşturmaya götürür mü, net değil. Kaldı ki dört yıl sonra Trump ya da benzeri bir başkanın tekrar "önce ABD" politikasıyla Transatlantik İttifakı değersiz görmesi de mümkün. NATO, Türkiye'nin taleplerine cevap ile güçlenebilir NATO dayanışmasının canlandırılması sırasında gündeme mali mesele, Afganistan'dan çekilme ve Türkiye'nin ittifaktaki yeri gelecek. Yakın geçmişte Fransız Cumhurbaşkanı Macron, Türkiye'nin Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya politikalarından rahatsız olmasını NATO'yu sorgulayarak göstermişti. Batı medyasında Türkiye'nin NATO'daki "sorunlu yerine" işaret eden yazılar çıkmıştı. Washington'ın NATO'yu güçlendirme perspektifinde Ankara'ya nasıl yaklaşacağı merak konusu. Biden yönetiminin S-400'ler konusunun yanı sıra Türk-Rus ilişkilerini NATO ittifakı bağlamında sorun haline getirmesi ve Ankara'ya baskıya yönelmesi olumsuz bir t