Yeni AkitAyhan Demir07 Nisan 2021
Okunma: 1  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Önceki Yazısı
Sonraki Yazısı
Ayhan Demir
Ayhan Demir
Ayhan Demir
07 Nisan 2021
Ordu üzerine
Bir milleti gerçek anlamda devlet yapan, o milletin ordusudur. Kendini savunacak ve gerektiğinde taarruz edecek bir gücü olan, devlet sıfatını hak eder. Ordusu çöken devlet ise yıkılır. Türkiye, başındaki bunca musibete rağmen büyük bir devlettir. Ülkemizi büyük yapan, ticari hacmi, döviz rezervi, nüfusu veya buna benzer şeyler değildir. Türkiye'yi büyük yapan, güçlü ordusudur. İşte, bu yüzden: Avrupa'nın on beş ve on altıncı yüzyıllardaki tarihi, aynı zamanda, Türk ordusunun varlığından kaynaklanan korkunun tarihidir. Avrupa, Türk ordusu karşısında ezilmiş ve çoğu zaman onurunu kaybetmiştir. Avrupa, Türk ordusunu yok etmek için her türlü yola başvurmuştur. Hatta Katolikler ve Ortodokslar, konu Türk ordusunu yok etmek olunca, tereddütsüz birleşmişlerdir. Çünkü ordumuz, Hıristiyan dünyasının niyetleri karşısında bir dalgakıran gibi durabilmiştir. O günden bugüne, değişen bir şey yok. Türk ordusu, beş yüz sene boyunca olduğu gibi, bugün de Avrupa için korku ve endişe kaynağıdır. Avrupa Birliği mensuplarının, en ufak bir fırsatta, Türk ordusuyla ilgili olumsuz açıklama yapmalarının sebebi budur. Mesela, kendi savunma sanayimizi geliştirmemize ve savunma imkânlarımızı genişletmemize karşı tavır alıyorlar. Ünlü para spekülatörü Soros, bir zamanlar, "Türkiye'nin en büyük ihraç maddesi ordusudur" diye bir laf etmişti. Bu sözün Türkçesi şudur: "Bizler (Hristiyanlar ve Yahudiler), TSK'yı TK olarak görmek istiyoruz." Tarihe bakarsak, Avrupalıların, defalarca, Türk ordusunu kimlerin küçültmeye, etkisizleştirmeye ve nihayetinde ortadan kaldırmaya çalıştığını görürüz. Müslüman Türk milletini tarih sahnesinden kaldırmayı amaçlayan, Sevr anlaşmasının ilk maddesi de bu değil miydi Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nı kaybedince, galip devletlerin, yani Avrupalıların yaptığı ilk iş, Türk ordusunu dağıtmak, silahlarına el koymak oldu. Çünkü ordu ayakta olduğu sürece, amaçlarına ulaşamazlardı. Osmanlı idaresi, Birinci Dünya Savaşı'nı bıraktığı zaman bile, Türk ordusunun savaşçı kapasitesi bir milyon askeri buluyordu. Almanya ve Avusturya-Macaristan bile bu kadar kuvvetli değildi. Resmi kaynakların bize gösterdiği şey şudur: Türk ordusu, her bir askerine sekiz düşman askeri taarruz ettiğinde bile bozguna uğramamıştır. Dumlupınar denizaltısı yara alıp dibe vurduğunda, kahraman neferlerimizin son sözü "vatan sağ olsun" olmuştur. Bitmedi. Bir örnek daha Kıbrıs meselesinin bir "dava" olarak görüldüğü, yetmişli yıllarda: Türk milleti, her türlü ayrılığı bir kenara bırakıp kenetlenmiş ve ordu millet kaynaşması gerçek anlamda gerçekleşmiştir. Farklı dünya görüşüne sahip oldukları için sokaklarda kavga edenler, birbirini vuranlar, bu sefer omuz omuza verip, "Kıbrıs bizim canımız, feda olsun kanımız" diye haykırmıştır. Kıbrıs, en azından bir kısmı, bu sayede kurtarılmıştır. Ordumuz, teke tek kaldığı sürece, dünyanın en güçlü ordularını bile dize getirebilecek güçtedir. Sadece siviller değil, erinden generaline kadar, askerler de bu ordunun kıymetini bilmelidir. Hakiki marifet, er yahut general değil, "Mehmetçik" olabilmektir. Müslüman Türk milletinin emrinde Mehmetçik olamayan, onbaşı yahut amiral fark etmez, düşmanın elinde oyuncak olur. İhsan Fazlıoğlu'ndan ilhamla: Hiçbir ordu, savaş planlarında sarıklılara, şehitlere ve meleklere yer vermez. Ancak her asker, ölüme bir melek eşliğinle gider. Hep birlikte hatırlayalım: İstiklal Marşı, "kahraman ordumuza" armağan edilmiştir. Bunun, bir değil, birden fazla anlamı var. Yahya Kemal, Büyük Taarruz için kaleme aldığı 26 Ağustos 1922 isimli şiirde, şöyle söylüyor:"Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yârabbi! Senin uğrunda ölen ordu budur Yârabbi! Tâ k